Çinin Yunnan Universitesinden Çinli bir bilim adamı olan Wei-Hua Shou Doğu Türkistan,İç Moğolistan Kuzey Çin'de yaşayan 14 farklı etnik grubu dahil ederek yaptıkları genetik çalışma 2010 yılında Human Genetics (İnsan Genetiği) dergisinde yayımlanmıştı. Bu Çalışma bilimsel gerçekleri saptırarak Çin devletinin resmi idelojisine hizmet eden bilimselsiliği tartışılır bir çalışmadır.
Efendim, göğnümüzü göğçe tasvir eden engin insan Neşet Ertaş, bizim Neşet Ağa Hakk'a yörüyeli hayli zaman oldu. Bu zaman zarfında hakkında çok söz ettiler.
Çalışmalar birbirini kovaladı. Kimisi bildi de bildirdi; kimisi de bilmeden bildim dedi, bildirmeye kalktı. Neşet'i bilmeyen Neşet anlattı, boz görmeyen, yoz bilmeyen, sapa samana dokunmayan, kerpiç damda kamış altında yatmayan, şorak suvaklı kara örtü dama sırt yaslamayanlar Neşet'i anlattı.
Biz Bozkır bebeleri, omzunun bi yannı düşük olan gara suratlı uşaklar, güneşin bozu köz ettiği yerde yaşayanlar da ancak Neşet'e üzülüp durduk. Kaybettik dedik. Evel diner idik gene dinedik... Neşet öldü diyemedik; "yoruldu getti" dedik...
Fonda Neşet çalıyordu.
Ne çaldığını bilmiyordu belki, çünkü hangi parçanın çaldığını fark edecek kadar kendinde değildi. Olsun. Şunu bal gibi biliyordu ki Neşet çalıyordu ya o yeterdi. Hatta Neşet karşısında oturuyordu. Konuşuyorlardı, dertleşiyorlardı. İçlerini döküyorlardı harman döker gibi... Hayır! Ne Neşet vardı karşısında, ne de konuşuyordu onunla... Neşet, karşısında değil onun gönlünde çalıyordu. Hatta Neşet, tüm türkülerini onun için havalandırmıştı!
Saate baktı, gece yarısını epey geçmişti. Neden saate bakıyordu ki? Neşet dinlediğine göre elbette vakit gece olmalıydı.
Tren rayların üstünde sallanarak ilerliyordu. Henüz çok geç olmamasına rağmen mevsim gereği dışarıda yağmurlu soğuk hava kararmıştı. Takım elbisesinin içine giydiği gömleğin yaka düğmesinin açılmış ve kravatın düğümü hafif bollandırılmış olması bitkin ve tükenmişlikten henüz çok uzak olsa da yorgun olduğunu göstermekteydi. Aynı yüzü ve bakışları gibi. Yanındaki koltuğun üstünde deri el ç...
Bir sistem tıkanıklığı lafı aldı başını gidiyor. Mademki sistem tıkandı buyurun açın sistemin önünü. Meclis ne işe yarıyor muhteremler? Bakkal emminin manav teyzenin bu işte bir suçu günahı yok. Sistem dediğiniz şey ne?Parlamenter sistem mi? Neresi tıkandı biliyorsanız buyurun meydan sizin. Adı muhalefet olan iki parti var. (Üçüncüsü pkk sever ondan bir cacık olmaz.) Laf ebeliği yapmak i...
Sevgili Türkçü kardeşim, Sakın kızma bana ama söylemesem de olmaz... Lütfen bu yazıyı sonuna kadar oku ve yanlışım varsa düzelt... İnanç meselesi farklı Türklük meselesi farklıdır... İnanç inanan insanla inandığı arasındadır, tarih bu ikisinin arasına girmeye çalışan onbinlerce şarlatanı yazar. Şimdi eğer sen gerçekten inandığın için Gök Tanrı dinine inanıyorsan sana g...
Uygurlar, dünya tarih sahnesine ilk olarak çıkan Türk boylarındandır. Çin tarih belgelerinde en eski devirlerden bu yana yer almaktadırlar. Bugün, Doğu Türkistan sorunu dünyada değişik biçimlerde algılanmaktadır. Sorunla ilgili görüşleri ise iki ana grupta toplamak mümkündür. Çin Halk Cumhuriyeti'nin (ÇHC) başını çektiği birinci gruba göre sorunun kaynağı, Uygur halkının kendisidir. Tarih boyunca Doğu Türkistan adıyla anılan bir coğrafi bölge veya devlet olmaması yalanına dayanır, Çin sömürgeciliğine göre Pantürkizm ve Panislâmizm hayali peşinde koşan bir grup insan, bölgeyi ÇHC'den ayırmak istemektedir. Karşı görüştekiler ise sorunun, ÇHC'nin yürüttüğü şiddet politikası ve insan hakları ihlallerinden kaynaklandığını iddia etmektedirler.
"Eğer memlekette aydınlar varsa onlara halk ağzıyla hitap etmek, bir nev'i hakaret olur ve hiçbir aydın bu basitliği hoş göremez. Memlekette aydın bir zümre yoksa o zaman kime hitap edeceksiniz? Türkiye'deki entelektüel seviyenin nerelerde olduğunu biz de pekâlâ biliyoruz ama biz bu seviyenin hep aynı kalmasının felâket olacağını da biliyoruz. Bütün mesele, onları bu seviye içinde hiç düşünme zahmeti vermeden tatmin etmekse; her şeyin formülünü peşinen veren bir doktrin hazırlayabiliriz; bu bizim için daha kolay bir iş olur. Onlara karşı aynı seviyede veya seviyesizlikte bir başka sistem koymak zor değil; yeter ki insan kendi dışındaki gerçeklere gözlerini ve kulaklarını kapayacak kadar kör, sağır ve vurdumduymaz olsun.Söylediklerimizi anlayan aydınlar varsa bir hizmet yapmış olacağız; eğer böyle bir zümre yoksa yahut yetiştirme imkânı da bulunmuyorsa, Türkiye'ye şimdiden elveda diyelim ve kurtuluş ümidi ile kendimizi aldatmayalım."
Erol GÜNGÖR – Sosyal Meseleler ve Aydınlar
GİRİŞ:
Sanayi İnkılabı öncesinde dünyanın aslında tek bir dünya olmadığı kabulünden bahsedebiliriz. Doğu ve batı medeniyetleri ayrı birer dünyayı tasvir ediyor hatta medeniyetler kendi içlerinde bile dünyacıklara bölünebiliyorlardı. Sanayi İnkılabı ile birlikte bu çoğulcu tavır günümüze kadar tekilleşme süreci yaşamıştır ve elbette bu tekleşmenin başlangıç noktası batı olarak kabul edilebilir. Bu noktada çağdaşlaşma ele alındığında kavramın yeni olarak nitelendirilebilecek ölçüde yakın tarihte ortaya atılmış olması sebebi ile zaman (geçmiş-gelecek kargaşası) açısından bir takım kafa karışıklıklarına neden olmaksızın değerlendirme yapmak önemlidir. İşte Durmuş Hocaoğlu bu özene vurgu yaparak "çağdaşlık, esas itibariyle bir "potansiyel" kavramı ışığı altında bir anlam kazanmaktadır. Çağdaşlaşmak ise alt potansiyelde bulunanın üst potansiyelde bulunanın potansiyeline yükselmesi demektir. Burada dikkatlerden kaçmaması gereken önemli bir husus, çağdaşlaşmak ile kastedilen şeyin düşük potansiyelde bulunanın yüksek potansiyelde bulunan ile potansiyel eşitlemesi, dengelenmesi demek fakat aynîleşmesi, özdeş hâle gelmesi demek değildir." Demektedir [1]. Bu minvalle yazımızın içeriğini, çağdaşlaşmadan entelektüalizme ve nihayet oradan aydınlanmaya giden süreçte Durmuş Hocaoğlu'nun bulunduğu yer ve bu konular üzerine neler düşündüğünün incelemesi oluşturacaktır.
