Anormal zamanların arasında dolaştığımı hissediyorum. Yüreğimin sıkışmaları bundan mı bilmiyorum. Bir ceylanın aslandan kaçma içgüdüsüyle gerçeklerden kaçtığımı biliyorum. Kötü zamanların doğaçlama davranışları olsa gerek. Sahi merak ediyorum; insanlar ne zamandır karşı koymakta defalarca zorlandığı duyguların esiri oluyor? Bunlardan bahsederken "Eyvah! Aşık olmuş da içini mi döküyor?" d...

Sağ kulağımdan girenler göz yaşıma dönüştü hep. Susulacak yerleri bildim ve çalıştım. Kendimi bir kadın olarak değil, insan olarak bile göremez oldum. Büyüdüm fakat hislerim bana yoldaş olmadı, iki kız çocuğum için bu hayattan zevk alıyorum ara sıra, bu yüzden haftanın 7 günü çalışıyorum. Ellerimde oje yok, yüzlerimde lekeler dolanıyor, aldığım kilolar ve ağrıyan uzuvlarım eşlik ediyor direncime. 38 yaşındayım, dökülüyorum ince birikimler gibi.

Demiryollarında çalışan bir babanın 5 çocuğundan biriydi İsmail. Üniversiteyi Ankara'da okumuş, babasının maddi imkânsızlıklarını düşünerek yaz aylarında da inşaatta çalışmıştı. Gerçekten de zor şartlarda okumuşlardı. Babası, yıllarca kurumun verdiği elbiseleri giymiş, bir giyim mağazasından üzerine giyebileceği bir gömlek bile alamamıştı. Eskiyi anlatırken babasının bu fedakârlığından dolayı göğsü kabarıyor, ona olan minnetini her kelimesinde dile getiriyordu. Diğer kardeşlerinin de kendisinden farkı yoktu. Ayakları üzerinde duracakları duruma gelinceye kadar yakınlarından en ufak bir destek görmemişlerdi. Öyle günler yaşamıştı ki; parasız kaldığı zamanlarda sabah, öğle ve akşam yemeğinde katıksız birer çeyrek ekmek ve su ile doyduğunu anlatırken, yıllar sonra bile gözleri doluyordu.

Gark olduk. Neye? Zamana mı? Zamana zaten batmış durumda yaratılmışız. Gark olmak bir seçimdir. Kader ise bir olgu. Tanrısal. Bize dayatılan değil, bizim için yaratılan. O halde neye gömüldük ki böyle? Çaresizliğe mi gömülüyoruz? Gözümüz hiçbir şey görmüyor. Hiçbir şeyi tadamaz hale geliyoruz. Karanlık, bir küçük kız çocuğu gibi tatlı tatlı gülümsüyor. Çaresizliğe gömülmek bize göre deği...

Leş ışığımda oturmuş pergelin metal kısmıyla parmak ucuma kaçıncı darbede kan akıtabileceğimi düşünüyorum, sabırla. Perdenin aralığından yaprak hışırtıları ve keskin ışık dikkatimle oyun oynuyor. Üst kattaki çocuklar bahçeye inmiş, tavşanlarını kucaklarında gezdirip kör ebe oynuyorlar. Siyah saçları dalgalanıyor rüzgarın kısık sesiyle.

Dışarıyı odamdayken hiç sevemedim. Nerede yaşadığım önemli değildi aslında, dört duvar içinde bana aitlikler bulunduğu sürece ben de oraya aittim. 7 yaşımdan beri bu böyleydi, kimse ne yaptığımı bilmiyordu, sessiz bir şekilde kendimi yazıyordum kendime ince ince dökümlerle. Sınırsız bir hayatım oluyordu. Dışarıya çıkmak istesem; insanların veya annemin söylediği eve dönüş vakti beni huzursuzlukla kaplıyordu. 

Şebnem kokan rüyaların resmiyetinden sıyrılarak uyandım. Bıldırcın dokusuna veda eden uykuların tül perdeyi avuçladığı sıcak bir gündü, avuçlarımda terleyen yalnızlığın sessizliği ile uzandığım, mor çiçeklerin halka halka birbirine kenetlendiği buruşmuş çarşafımı katlayıp yatağın kenarına bıraktım. İrkilircesine parmak uçlarımla kavrayıp tozunu sildiğim pikeyi çarşafın üzerine koydum. Ha...
DİKKAT: Öyküde adı geçen karakterlerin gerçek hayatta bir karşılığı yoktur! Bugün sabah 9.00'da başlayıp 15.10 geçe tamamladığım, çok mu çok uzun bu öyküyü sabredip zaman ayırıp okuyacak olanlara şimdiden teşekkür ederim..! ..... Zeliha günden güne değişti. Daha 17'sinde olmasına rağmen köklü değişim adeta bütün hücrelerine değin işledi. Dünkü değerlerini bir bir kenara itip okuduğu sosy...

Mayıs ılık bir esinti ile gelmişti ve ipiltili sabahında güvercinler şakıyordu. Kent, iki mevsimdir vazifesinden kaçınan güneşi yine de bir azizi karşılar gibi karşılamıştı. Evlerin temizlik telaşı bitmiş ve göğe aralanan pencerelerinden çiçek kokuları yayılıyordu.

Tahta panjurlu evde bir değişiklik yoktu. Yıllar yılı aralanmamış beyaz perdesi artık haki renge çalıyordu. Bu kirli perdenin ardında, Fikret adlı bir ihtiyar, yalnız başına yaşardı.

Panjurun kenarından sızan iyot kokusuyla uyandı. Sahil kentinin yerlisi olmasına rağmen bu kokuya alışamamıştı. Her sabah boğazı gıcıklanır, öksürerek yataktan kalkardı. Bu kez de öyle olmuştu. Öksürerek yataktan çıktı, banyoya geçti. 

​Lisede son sınıf olmak hem korkutucu hem de kalp burkan bir olay aslında. Her gün bu nefret ederek giydiğimiz beyaz gömleğe, lacivert eteğe, lacivert kravata, lacivert cekete ve sade siyah ile çamurun birbirini tamamladığı ayakkabıları giyemediğimize üzüleceğiz. Çoğu insanın canı yanmıyor, hepsi gülüyor bazen bir iki yaş görünüyor o da sınav stresinden çünkü farkında değiller. Kork...