GELSİN HAYAT BİLDİĞİ GİBİ
GELSİN HAYAT BİLDİĞİ GİBİ!
Sezen'in şarkısıdır;
"Gelsin hayat bildiği gibi,
İşimiz bu, yaşamak…"
2026 da bildiği gibi geldi. Ne olacağını, nasıl olacağını bilmiyoruz. Yaşayıp göreceğiz. Bildiğim bir şey varsa o da bütün başlangıçlar güzeldir. Okula başlarsınız, bitirirsiniz, evlenirsiniz, çocuğunuz olur...Hepsi ayrı bir heyecandır, güzelliktir.
Ve yeni bir yıla girmek… Bütün dünya ile yaşanan tek başlangıç... Birlikte kutlanan, paylaşılan bir güzellik...Heyecan, sevinç ama en çok UMUT!..
Bütün dünyada, kuzeyinde güneyinde, herkesin birbiri için aynı demlerde mutluluklar dilediği tek an... Belki de o anda sinerji oluşuyor ve birilerinin dilekleri gerçekleşiyordur. Şu yeryüzünde bir tek çocuğun bile bu nedenle yüzü gülüyorsa, buna değmez mi!..
21. YY' de hala yılbaşı kim kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?Sorusunu gündeme getirip kafa yormaya, laf dalaşına ne gerek var?
Çok daha önemli şeyler varken, gereksiz şeylere kafa yoranlar için annem şöyle derdi: "Her boyayı boyadın da sıra fıstıki yeşile geldi." Yormayın kafanızı böyle boş şeylerle. Fıstıki yeşille uğraşmayın. Ayrıca kutlayanlar NOEL' i değil YILBAŞINI kutluyor. Ben hiç 25 Aralık'ta kutlama yapıldığını görmedim.
Her dinde ve kültürde olduğu gibi bu da yardımlaşmanın simgesel anlatımı olarak başlamış. Zamanla şekil değiştirmiş, dünya kültürüne mal olmuş. İsteyen kutlar, istemeyen kutlamaz kime ne! Hıristiyanlıkta Noel baba olan yardım figürü Türk kültüründe Ayaz Ata olarak çıkar karşımıza.
Cengiz Aytmatov, "Gün Olur Asra Bedel" adlı eserinde Ayaz Ata'dan sıkça bahseder.
Evrene pozitif enerji gönderelim. Umalım ki tüm dileklerimiz gerçekleşsin…
Umalım ki hepimize kutlu olsun 2026'da. Diyerek, uzun süredir yazmadığım bu platformda yeni bir başlangıç yapayım.
Tahtapod'un en çok yazan değerli yazarlarının sayfalarına baktım, onlarda da bir duraklama olmuş. Ama neden? Sorusunu sordum, durumu sorguladım biraz.
Birkaç yıl önce kaybettiğimiz bir arkadaşımın Ardahan için yazdığı bir şiirden alıntıyla bu durumu açıklamaya çalıştım kendi kendime. Arkadaşım uzun uzun yazmış, ben sadece bir dörtlükle anlatmaya çalışayım.
"Başefendi ne yazayım, hal mı kalmış Ardahan'da,
Arı küsmüş, petek sönmüş bal mı kalmış Ardahan'da?
Yere düşmüş, sürütmüşler, düz ovayı çürütmüşler,
Büyükçayı kurutmuşlar, sel mi kalmış Ardahan'da?"
Demek ki bu durumda kimsenin içinden yazmak gelmiyor veya sonuçlarını göze alamıyor. Ne diyebiliriz ki, herkesin kendine göre haklı nedenleri vardır elbet.
Kendi adıma 2026 hedeflerim arasına Tahtapod'da yeniden, çok sık olmasa da yazmaya karar verdim. Deneme olur, anı olur, günlük yaşamdan alıntılar olur. Daha çok da okuduğum kitaplarla ilgili düşüncelerimi bu platformda yazmak da hedeflerim arasında. Umarım başarabilirim.
TahtaPod'un yeniden canlanması dileğiyle kutlu olsun 2026. Bakarsınız bu sefer motorları maviliklere süreriz. Ne dersiniz?
Sayfamızda yayımlanan yazıları kaçırmamanız için yayınımıza abone olun.
Aboneliğinizi istediğiniz zaman sonlandırabilirsiniz.
