tahtapod.com | Blog

MAVİ SIZININ HİKAYESİ (II)

​ Aforizmaların bileşkesinde bütüncül iniltiyle okuduğu mektubu, ıslanmış kirpiklerini elinin tersiyle silip tekrar albümünün arasına koydu. Kasımın on beşine doğru inançlı soğuk adımlarını korkusuzca atan mevsim, iyiden iyiye hissettiriyordu olumsuzluğunun yarattığı itilesi etkiyi. Belki hıçkırıkların ipliğini kelep kelep ören hicranıyla dörde katladığı mektubunun faslında bırakmıştı Fatih'e olan aşkını. Gözden akan her damlanın satır aralarında ayrılık busesine dönüşen selini de saklamıştı mektubunda. Serdengeçti sevdalarda nazar değdirilmeye açık bir kadının öyküsünü hangi dünyalı kendi yalnızlığında bu denli içten hissederdi? Kim bilir, böylesi yıkımların enkazında debelenen bir Nazan'ı ...
Devamını okuyun
Etiketler:
  0 yorum

MAVİ SIZININ HİKAYESİ (I)

​ Bir kristal uykusuzluğu gecenin deminden çıkartan gözleriyle öylece tutunuyordu dikdörtgen masasının kenarına. Abanoz karanlığın tam ortasında perdeyi kısmi aralayarak şehrin nar tanesi ışıklarına bakışlarıyla klark çekiyordu. Hafiften üşüyordu zamanın kucağına yatırdığı gövdesinin en nadide sayılan noktaları. Örneğin ayakları, kolları ve burnu. Yine de masasının çentik atılmış, kestane rengi köşesindeki hayallerinin kadrajından çıkamıyordu. İnsana güvenmenin başlı başına hayata güvenmek olduğunu düşlüyordu. Çınarların köklerinden aldığı mazinin topluma, yasaya, insanlığa intikalini düşlüyordu. Neler yapabilirim; ben bu şehrin aldatmacasına, yalan yanlış yaşanan aşklarına, darmadağın olmuş...
Devamını okuyun
  0 yorum

DAĞ KÖYÜ ŞEHİTLERİMİZ

askerSoguk
DİKKAT: Makale; Tunceli'de hipotermi gerekçesiyle yitirdiğimiz 2 şehidimizin yasından etkilenerek hayali isim ve memleket yakıştırmasıyla tamamen kurguya dönük ele alınmıştır.

Doğu batı diye paralelini bölmeden hiçbir koordinatın ve kuzey güney diye dikine set çekmeden hiçbir meridyene; olabildiğince sadık, birleştirici, tek payda yapan değerlerin ilkesi. Bizde vatan vesikası, kenetlenmiş bütünlüğün altına atılmış gönül imzasından başka bir şeyi bahşetmez. Olur olmaz sözlerin pası damla damla düşse de bazı zakkum ağızlı bölücülerin dilinden, esaslı öyküsünü birleştiği potadan alan memleket aşkı, yalçın bariyerini kaldırır dağın taşın ve irili ufaklı kentlerle metropollerin. Bir kere aşkının demini katmıştı Türk evladı, künyesiyle imtiyaz yaratan toprağının iliklerine. 21. Yüzyılın boyun eğmez, psikolojik içgüdüye dair tüm soyut kılıçlarını kuşanmıştı..Madene gider, elindeki çapa olur yurdunun tanımı her kara elması oyuğundan çıkartan derinliklerde. Koyun güder, sürünün konuşan aklı olur. Kendisi çobandır, çobanın omzundan düşecek gibi duran; lakin bir kez olsun düşmeyen postu, dilinde nağmelenen hüzün kavalının telsiz notasıdır. Bağa gider, bahçeye gider; üzüm üzüm salkımlanır, söğüt söğüt yayılır nefesi minerali billurdan coğrafyasının her karışına. Tahıldır dibek dibek gövdelerin harcında. Tütündür tarlalarda tane tane çoğalan nüfuzuyla. Köy odasında yakılmış kuzinedir, cayır cayır iner böğrünün soğuklarını ısıtmaya közleri, kapının çıkardığı dev Anadolu gıcırtısı, bacanın kıvrımlı onur kokan dumanı; onun aslıdır, asaletinin teşnesidir. Dipten başa meal, kudret, heyecan, cesaret yüklü tarihinin alt edilemez yüzü onların bağırlarındaki istiklâl, şavk ve inancın kurduğu takımın kendisidir..

Devamını okuyun
  0 yorum

Bu da bir Mektup

Seni bana anlatan satırlara bakmaktan bıkmadım. Eskiden her bir fotoğrafını incelerdim şimdi ise karşımda oturmuş sigaranın dumanıyla kayboluyorsun.

Umursamaz gözlerinle etrafı kolluyorsun. Kemancılar geliyor arkadan selam veriyorsun. Narin, kırılgan ellerinle bir o kadar derin sesinle. 

Bugün neler yaptın? 

İlayda bende seninle konuşacaktım yani daha doğrusu bir şey konuşacaktım. Sana 14 yaşındayken bir söz vermiştim, 18 olduğunda...

Evet, hatırlıyorum. 

Artık zamanı geldi, beni bunca zaman sevebileceğini düşünmemiştim, kabul edemedim. Sana bir kitap aldım bayadır arıyordun malum. 
Devamını okuyun
  0 yorum

İzmarit

izmarit2

​Sanırsam ne dersem diyeyim kendimi bu durumdan alıkoyamayacağım. Güzelliğini bende yitirmenden daha üzücü bir duygu ise yitirmeme sebep olandır. 

Yağmurlu günler Bournemouth’da bitmez ve o bitmeyen günlerden bir günün içinde geçip gidemiyoruz. Safiye abla balkonda imzaritlerini sayıyor, bu demek oluyor ki sabahın beşi. Teker teker ıslanan yapraklara sanki sararmış kağıt gibi bakıyorum hayranlıkla. Yapraklar Safiye abla gibiydi, ağacından ayrılsa da güzelliğiyle eskiyordu, çürüyordu oysa çoğu insanoğlu böyle değildi. Sevdiğinden sevgi görmediği bir saniye bile olsa sisten başka bir şey olamıyorlardı, çirkinlik onların saniyelerinde değil de ruhlarında olduklarını gösteriyordu. 

Devamını okuyun
  0 yorum

BAŞKA BİR ZAMANIN ÖYKÜSÜ

baskazamanda

"Başka bir adla, başka bir zamanda olsaydım eğer, dağlarda durmadan koşan deli taylar olmak isterdim. Zamanın bu hoyrat akışında, insanın ciğerine işleyen ayaz olmak isterdim. Belki adımı da "ayaz" koyarlardı. Bozkır ayarlarımın altından su gibi aksaydı, kuru ayaz yelelerimi tarasaydı… Bir de sen olsaydın yanımda.

Devamını okuyun
  0 yorum

Gonca

gonc_20181006-165723_1

Kızım sen çıkma, kal. Vermem gereken bir zarf var sana. 

Kitabımı masaya bırakıp saate doğru yüzümü döndüm. 

12:09

Buyurun hocam.
Kızım annen bir mektup bırakmış daha doğrusu annenin adına bir mektup bırakılmış. Sana verilmesi gerektiği söylendi. 

Annemin olduğu belliydi. Güllü mühüründen kokusuna kadar annemdi bu mektup. 

Devamını okuyun
  0 yorum

ALLAH RIZASI İÇİN KÖR'E BİR GÖZ

Yaklaşık on yıldır yüz yüze görüşmemiştik. Ara sıra telefonda kısa bir hal-hatır sorgusu ve soğuk bayram mesajlaşmaları yapıyorduk. Oysa ne kadar çok özlemiştik birbirimizi ya da en azından duygusal yönü kuvvetli olan ben özlemiştim… Unutulmaz zamanlarımız olmuştu; acı, sevinç, heyecan ve korkular yaşamıştık beraber. Gençtik ve her Türk gibi bizler de dünyaya bedeldik, hatta ikimiz dünyayı geçmiş galaksiler fethetme hülyasındaydık. Henüz iki yüz elli bin dolara alınıp satılmıyordu şu öksüz Türklüğümüz... Yine her Türk Milliyetçisi gibi biz de rüyalar gördük yarının büyük, müreffeh ve lider Türkiye'sine dair; hem de haşlanmış patates ve makarna ile beslenerek… Ah! Kaldıracımızı koyacak bir da...
Devamını okuyun
  0 yorum

NEZAHAT ONBAŞI

nezahat_onbasi
​ Nezahat Onbaşı'nın hikayesi bir Avrupa ülkesinde yaşansaydı öyküsü defalarca filme aktarılırdı. Ne yazık ki bizim sinema yapımcılarımız daha büyük projelerin peşinde olduğu için Nezahat Onbaşı'ya sıra gelmiyor. Damacanalı, bol küfürlü komedi filmleri gibi!  Yetmişinci Alay Komutanı Halit Bey, İzmit'te gizli toplantılar düzenliyordu. Kuvayı Milliye'yi destekliyordu ve arkadaşlarını bu yönde desteğe ikna çabasındaydı. İşte bu toplantılarda kapıda babasını bekleyen bir kız çocuğu vardı. Halit Bey'in kızı Nezahat. Henüz dokuz yaşındaydı. Nezahat annesini sekiz yaşında kaybetmişti. Verem hastalığı o dönemlerde büyük bela, yakaladığını alıp götürüyor. Nezahat'in annesini de yanıbaşından alı...
Devamını okuyun
  0 yorum

Sevdiği

sevdigi
İlayda!  Efendim babaanne?  Gelir misin bir kızım?  Babaannemin sevecen, sakin, umutlu, beni seven sesi. Hiç duymaktan bıkmayacağım sesi.  He babaannem, söyle ne oldu? Babaannem bu gece evde olmak istemeyeceksin, arkadaşlarınla geçirmek ister misin? Zaten hep benimlesin kızım.  Babaanne ne gereği var?  Gülüp başımı okşayıp bir öpücük kondurdu, bu “lütfen” demekti. Ona sarılıp, onayladım. Yemeklerde yardım ettim, yerleri süpürdüm, çiçeklere su verdim, kuşlara ekmek ekmek kırıntıları verdim...Vakit geldi. Aslı teyze, Gül teyze, Ayfer teyze apartman kapısını çaldı.  Babaannem geldiler herhalde! Aç kızım kapıyı, girsinler.  Masaya son ikramı da koyduktan s...
Devamını okuyun
  0 yorum