tahtapod.com | Blog

GARK OLMAK

sine_ayrilik
Gark olduk. Neye? Zamana mı? Zamana zaten batmış durumda yaratılmışız. Gark olmak bir seçimdir. Kader ise bir olgu. Tanrısal. Bize dayatılan değil, bizim için yaratılan. O halde neye gömüldük ki böyle? Çaresizliğe mi gömülüyoruz? Gözümüz hiçbir şey görmüyor. Hiçbir şeyi tadamaz hale geliyoruz. Karanlık, bir küçük kız çocuğu gibi tatlı tatlı gülümsüyor. Çaresizliğe gömülmek bize göre değil. Biliyorum. Çünkü her zaman bir çıkış yolu olduğunu bilenlerdeniz. Olsa olsa çıkmak için sadece cesaret edemiyoruzdur. Ümitsizliğimiz her zaman beyhude. Öfkemiz saman alevi gibi. Sinirimiz ise saniyelerle ölçülecek derecede. Yalnızlığımız ve isteksizliğimiz ise aldatıcı birer histen başka bir şey değil. Bun...
Devamını okuyun
  0 yorum

Dize

E94D5B9F-BF66-4609-BE4B-8480D596D9D2

Leş ışığımda oturmuş pergelin metal kısmıyla parmak ucuma kaçıncı darbede kan akıtabileceğimi düşünüyorum, sabırla. Perdenin aralığından yaprak hışırtıları ve keskin ışık dikkatimle oyun oynuyor. Üst kattaki çocuklar bahçeye inmiş, tavşanlarını kucaklarında gezdirip kör ebe oynuyorlar. Siyah saçları dalgalanıyor rüzgarın kısık sesiyle.

Dışarıyı odamdayken hiç sevemedim. Nerede yaşadığım önemli değildi aslında, dört duvar içinde bana aitlikler bulunduğu sürece ben de oraya aittim. 7 yaşımdan beri bu böyleydi, kimse ne yaptığımı bilmiyordu, sessiz bir şekilde kendimi yazıyordum kendime ince ince dökümlerle. Sınırsız bir hayatım oluyordu. Dışarıya çıkmak istesem; insanların veya annemin söylediği eve dönüş vakti beni huzursuzlukla kaplıyordu. 

Devamını okuyun
  0 yorum

Kız Kulesi( Hero ve Leandros)

Şebnem kokan rüyaların resmiyetinden sıyrılarak uyandım. Bıldırcın dokusuna veda eden uykuların tül perdeyi avuçladığı sıcak bir gündü, avuçlarımda terleyen yalnızlığın sessizliği ile uzandığım, mor çiçeklerin halka halka birbirine kenetlendiği buruşmuş çarşafımı katlayıp yatağın kenarına bıraktım. İrkilircesine parmak uçlarımla kavrayıp tozunu sildiğim pikeyi çarşafın üzerine koydum. Hafiften bir rüzgârın eğik, kambur saatlerden çıkıp penceremi tıklattığına kulak kesildim. Unuttuğum ilk işti camı açıp tertemiz havanın boğuk duvarlarımın yanağını okşaması. Birkaç adım atıp düşündüm, alnımı kaşıdım, işaret parmağımla kaşlarımı tararcasına düzelttim. Avuç içimle yüzümü kavradım, musluğu çevird...
Devamını okuyun
  0 yorum

Kizum Ateynis Oldi!

DİKKAT: Öyküde adı geçen karakterlerin gerçek hayatta bir karşılığı yoktur! Bugün sabah 9.00'da başlayıp 15.10 geçe tamamladığım, çok mu çok uzun bu öyküyü sabredip zaman ayırıp okuyacak olanlara şimdiden teşekkür ederim..! ..... Zeliha günden güne değişti. Daha 17'sinde olmasına rağmen köklü değişim adeta bütün hücrelerine değin işledi. Dünkü değerlerini bir bir kenara itip okuduğu sosyalizm içerikli kitapların, dindar hükümet sisteminin yanlış politikaları; cemaat ve tarikatların kıstırıcı, boğucu, samimiyetsiz atakları, ülkenin siyasetine burnunu sokan idari serzenişleri yüzünden kendince doğru bildiği yöne doğru hızlı adımlar atmaya başladı. Her yirmi dört saatte bir farklılaşan beynine ...
Devamını okuyun
  0 yorum

SESİN FİRUZAN SESİN

sesinfirusansesin

Mayıs ılık bir esinti ile gelmişti ve ipiltili sabahında güvercinler şakıyordu. Kent, iki mevsimdir vazifesinden kaçınan güneşi yine de bir azizi karşılar gibi karşılamıştı. Evlerin temizlik telaşı bitmiş ve göğe aralanan pencerelerinden çiçek kokuları yayılıyordu.

Tahta panjurlu evde bir değişiklik yoktu. Yıllar yılı aralanmamış beyaz perdesi artık haki renge çalıyordu. Bu kirli perdenin ardında, Fikret adlı bir ihtiyar, yalnız başına yaşardı.

Panjurun kenarından sızan iyot kokusuyla uyandı. Sahil kentinin yerlisi olmasına rağmen bu kokuya alışamamıştı. Her sabah boğazı gıcıklanır, öksürerek yataktan kalkardı. Bu kez de öyle olmuştu. Öksürerek yataktan çıktı, banyoya geçti. 

Devamını okuyun
Etiketler:
  0 yorum

Her Yanım

​Lisede son sınıf olmak hem korkutucu hem de kalp burkan bir olay aslında. Her gün bu nefret ederek giydiğimiz beyaz gömleğe, lacivert eteğe, lacivert kravata, lacivert cekete ve sade siyah ile çamurun birbirini tamamladığı ayakkabıları giyemediğimize üzüleceğiz. Çoğu insanın canı yanmıyor, hepsi gülüyor bazen bir iki yaş görünüyor o da sınav stresinden çünkü farkında değiller. Korkunç bir duygu sardı vücudumu, aylardır durmuyor. S anırsam artık "liseli" olarak görülmeyeceğimiz için bu üzüntüm üstüne bir de tek arkadaşım Sibel ile ayrılacağım yetmezmiş gibi... Herkes başka yere sürükleniyor, sınavlar birbirimize düşürüyor, sırlar ortaya çıkıyor, kin dolu sözler yüzlere çarpılıyor.&...
Devamını okuyun
  0 yorum

Dallar

Okulun yoluna koyulmak için Jess'i trafik lambalarının orada bekliyordum, tıpkı sözleştiğimiz gibi. Saat sekiz buçuktu belki geç kaldı diye kırk beş geçeye kadar beklemeyi uygun buldum. Rüzgar bu cumartesi gününde sokaktakilere acımıyordu, göklere yükseltebileceğini yükseltiyor, yıkabildiklerini yerlere sürüyordu.

Karşımdaki hristiyan katolik okulunun pankartına dalmışken birden dikkatimi dağıldı. Başımı soluma çevirince camda duran bir kadını fark ettim. Siyah iç çamaşırlarıyla, elinde sigarasıyla, yarı kırık tırnaklarıyla, saçları dağılmış şekilde camda duruyordu sadece sonra bir adam karşıya geçti, önümde durdu, cama baktı. Kadın bir acele ile camı açtı ve bağırmaya başladı. 

Devamını okuyun
  0 yorum

Devlet Kuşu

​ Hava ne karanlığa ne de gündüze gebeydi. Bir tarafta ay diğer taraftaysa güneş, hafif rüzgâr esintisi adeta onun saçını okşuyordu. Bir süre sonra güneşe doğru kanat çırpan Akdoğan'ı gördü. Büyüdü, nefeslendi, güç buldu beğenerek doğru kanat çırptı Güneşe ve pençesine taktı. Sonra yönünü Ay'a çevirdi. Ay'ı pençesine kattığı gibi uçmaya devam etti. Kendini geriye doğru çekti, Akdoğan bir anda omzuna kondu, gözünü açtı ve kesip atarcasına damla damla olmuş alnını koluyla sildi. Heyecanlıydı Dey Seçen hızlı hızlı nefes alıp verdi birkaç defa. Ama şaşkınlığı dinmedi, dilinin damağının kuruduğunu hissetti ve ayağa kalktı tasta duran suyu içti. Otağdan dışarı çıktığında gün ağarmaktaydı. Otağın e...
Devamını okuyun
  0 yorum

Göğün Sırrı

gn-srr-pluto-2
Bu öykü, Boğaziçi Üniversitesi'nde Sayın Salih Mehmet İnan'ın verdiği "Mythic Structure and Storytelling in Cinema (FA 48J)​" adlı ders için Hakan Dumlu tarafından yazılmıştır. - Bir Mit Yaratma Denemesi - 1570li yıllarda Anadolu, adeta bir yangın yeridir. Sebebi Celalîlerdir. Türklerin Kanunî diye andıkları Muhteşem Süleyman'ın devri son bulmasına rağmen devlet adamları tarafından bu devir "altın çağ" olarak kabul edildiği için sonraki yüzyıllarda bile özlenilen ve arzulanan bir çağ olmuştur. Fakat Celalî İsyanları, Muhteşem Süleyman'ın döneminde zaten başlamıştır bile. Dalga dalga büyüyüp Anadolu'da geniş bir kitleyi etkisi altına almış olan bu isyanlar, takriben bir asır boyunca sürmüş ol...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Hakan Dumlu

  0 yorum

BİR UMUT!

​ ++Efendim halk akın akın Eminönü istikametine yürüyor. --Üzerlerinde sarı yelekler var mı? ++Yok! --Deri eldiven, ceket falan… ++Yok, abi; ne sarı yeleği, ne ceketi? Kimisinin ayağında ayakkabısı, sırtında paltosu bile yok... *** --Ey teröristler bir gece ansızın! ++Efendim bunlar terörist değil, normal sıradan vatandaş. Ama haklısınız çoğu geceden çıkmış yola. --Ne için yürüyorlarmış bu kış günü, evlerinde otursalar ya! Kim bunlar? Bunlar kim ya? ++Yediden yetmişe herkes efendim. --Nasıl yani? Herkes diyorsun, bunların en az yarısı bizim değil miydi? ++Bizimkiler de yürüyor efendim. --Bizimkiler yürümez? ++Yürüyor efendim hatta birçoğu en önde yürüyor. --Olmaz öyle şey? Yalan bu. Benim va...
Devamını okuyun
  0 yorum