Ülkenin en bilge Adamı şehirde art arda açılan bilgi evlerine olan ilgiyi görünce büyük bir mutluluk duymuş, insanlara benim de katkım olsun düşüncesiyle şehrin en güzel yerine bir bilgi evide kendi açmıştı... İlk günler herkesi kıskandıracak kalabalıklar bulan Bilgin her geçen gün azalan ilgiyi merak ediyor ve bunun üzerine kafa yoruyordu ... Bir yerde hata yapmış olmalıydı ... Artık bi...
Bulutların arasından göz kırpan güneş yerkabuğunu örten karı bir kristal misali parlatıyordu.... Soğuk olmasına aldırış etmeyen öğrenciler çıplak elleriyle yuvarladıkları kar yığınını kardan adama dönüştürme uğraşındayken alışkın oldukları o kurşun sesini duymuşlardı... Bu kez çok yakındaydı...  Kısa bir süre donup kalan çocuklar içlerinden birinin 'öğretmenim' haykırışıyla aynı yön...
Aysel Teyze ve Ömer Amca biz taşındıktan kısa bir zaman sonra taşınmışlardı, bizim evimizin karşısındaki daireye. Çok geçmeden çok yakın olmuştuk bu yaşlı karı kocayla. Aysel Teyze aslen Fransız'dı. Ömer Amca ikinci evliliğiydi. Bir tek oğulları vardı, ayda yılda bir uğrayan. Torunları keza öyle… Oturdukları ev oğullarına aitti. Kendi evleri de vardı ama kiradaydı. Kirayı oğulları alıyor...
Genç adam evinin bahçeye açılan kapısının önünde oturmuş yarın insanlara bu durumu nasıl anlatacağını düşünüyordu... Büyük bir hata yapmıştı. En büyük hobisi avlanmaktı. Bir av macerasında tuzaktan kurtardığı çakal yavrusunu evine getirir tedavi etmiş sonrasında da bahçesinde ona yer vermişti... Komşularının bütün uyarılarını duymamazlıktan gelen genç adam sonrasında çakal yavrusunun mah...
Sarayın önünde toplanan halkın sesi kralın odasına kadar gelmişti. Odasında huzursuz yüz ifadesiyle bir sağa bir sola yürüyen kral çevresinde bekleyen askerlerden birine: 'Bana acilen Derviş'i getirin' dedi. Oda da bulunanlar şaşkınlık içindeydi. Derviş'i idama mahkum edip hücreye kapatan kendisiydi... Çok sürmeden asker yanında Derviş ile beraber kralın huzuruna varmıştı... 'Evet, çok b...
Anormal zamanların arasında dolaştığımı hissediyorum. Yüreğimin sıkışmaları bundan mı bilmiyorum. Bir ceylanın aslandan kaçma içgüdüsüyle gerçeklerden kaçtığımı biliyorum. Kötü zamanların doğaçlama davranışları olsa gerek. Sahi merak ediyorum; insanlar ne zamandır karşı koymakta defalarca zorlandığı duyguların esiri oluyor? Bunlardan bahsederken "Eyvah! Aşık olmuş da içini mi döküyor?" d...

Sağ kulağımdan girenler göz yaşıma dönüştü hep. Susulacak yerleri bildim ve çalıştım. Kendimi bir kadın olarak değil, insan olarak bile göremez oldum. Büyüdüm fakat hislerim bana yoldaş olmadı, iki kız çocuğum için bu hayattan zevk alıyorum ara sıra, bu yüzden haftanın 7 günü çalışıyorum. Ellerimde oje yok, yüzlerimde lekeler dolanıyor, aldığım kilolar ve ağrıyan uzuvlarım eşlik ediyor direncime. 38 yaşındayım, dökülüyorum ince birikimler gibi.

Demiryollarında çalışan bir babanın 5 çocuğundan biriydi İsmail. Üniversiteyi Ankara'da okumuş, babasının maddi imkânsızlıklarını düşünerek yaz aylarında da inşaatta çalışmıştı. Gerçekten de zor şartlarda okumuşlardı. Babası, yıllarca kurumun verdiği elbiseleri giymiş, bir giyim mağazasından üzerine giyebileceği bir gömlek bile alamamıştı. Eskiyi anlatırken babasının bu fedakârlığından dolayı göğsü kabarıyor, ona olan minnetini her kelimesinde dile getiriyordu. Diğer kardeşlerinin de kendisinden farkı yoktu. Ayakları üzerinde duracakları duruma gelinceye kadar yakınlarından en ufak bir destek görmemişlerdi. Öyle günler yaşamıştı ki; parasız kaldığı zamanlarda sabah, öğle ve akşam yemeğinde katıksız birer çeyrek ekmek ve su ile doyduğunu anlatırken, yıllar sonra bile gözleri doluyordu.

Gark olduk. Neye? Zamana mı? Zamana zaten batmış durumda yaratılmışız. Gark olmak bir seçimdir. Kader ise bir olgu. Tanrısal. Bize dayatılan değil, bizim için yaratılan. O halde neye gömüldük ki böyle? Çaresizliğe mi gömülüyoruz? Gözümüz hiçbir şey görmüyor. Hiçbir şeyi tadamaz hale geliyoruz. Karanlık, bir küçük kız çocuğu gibi tatlı tatlı gülümsüyor. Çaresizliğe gömülmek bize göre deği...