Ne güzel söylemiş Wang Chung: "Edebiyat, anlaması kolay yazması zor olmalıdır; anlaması zor yazması kolay değil." Yılmaz Özdil bu tarife birebir uyuyor."Mustafa Kemal" kitabının kolay anlaşılır olması o kitabın kaliteli olduğunu gösterir, kalitesiz olduğunu değil.Şiirle ilgilendiğimi beni takip edenler bilir. Size şiirden örnek vereyim."Çocuklar inanın çocuklarGüzel günler göreceğ...
Dün Fazıl Say, bugün Yılmaz Özdil, bakalım yarın muhalifler tarafından, hangi tanınmış muhalif linç edilecek. Bir muhalefet düşünün ki, Türkiye'nin en çok okunan köşe yazarı ellerinde ve hepsi onu linç etmek için hazırda bekliyor! Ben çok şaşırdım, gerçekten hazırda bekliyorlarmış. Neymiş efendim "Adam çok para kazanmış!" Bana ne bundan? Hem ne güzel işte yandaş ga...
Ortaokuldayken Tülin diye bir arkadaşım vardı. Bir gün, muhtemelen ilkokul 1 veya 2. Sınıf çocukları için yazılmış, resimli bir Almanca kitap getirmişti okula. Bol bol ayıcık resimleri olan bu kitaba baktık baktık… Bizim dilimiz İngilizceydi, hiçbir şey anlamadık. (İngilizce olsaydı, anlayacaktık sanki...) Resimlere bakarak hikayenin ne olduğunu tahmin etmeye çalıştık. Kitap bende kaldı....
Hüseyin Nihal Atsız... Anan Anana... Onu anmak ayağına birbirine laf sokan sokana. Benim için de bir anlamı var bu ismin. Lakin siyasi ya da toplumsal konumumu onun üzerinden tadil etmek gibi bir derdim yok.
İlk olarak kuzenimden Bozkurtlar romanını duydum. Okuduğunu heyecanlı heyecanlı aktarmıştı. Ben de kitabı okumamıştım ama ondan dinlediğim kadarıyla hikayeyi anlatabilecek kadar ilgiyle dinlemiştim. Kitap o ara elime geçse okurdum. Köydeydik, vişne kiraz zamanı. Bi' yerden kitap alalım olayı da öyle pek kolay değil. Bilenler bilir hele vişne kiraz zamanı ve 8-9 yaşında bir çocuksanız.
Ocak 2014. Çok yoğun ve yorucu geçen bir final döneminin hemen ardından Cumartesi sabahı bir hocamız ve sınıfın neredeyse yarısı oturmuş Ortaköy'de bir restoranda kahvaltı yapıyoruz. Serpme kahvaltıya kişi başı 20 lira verilebilen yıllar. Gerçi ben de geçen bir yerde kişi başı 19 lira verdim ama neresi olduğunu söylemem. TÜKE (Tük Tüketici Endeksi) biraz farklı işliyor sanırım hehe. Neys...
Evet, toplum Sisyphos'un kayasıdır. Aydın cemiyeti de Sisyphos'un kendidir. Aydınlar, tıpkı Sisyphos gibi kayalarını (toplum) bir seviyeye getirmek (dağın zirvesi) için büyük bir çaba ile mücadele etmektedir. Ancak aydınımızın unuttuğu bir gerçek vardır. O da Tanrının cezasıdır (doğa yasasıdır). Aydınımızın yaşamı pahasına dağın zirvesine çıkarmaya çalıştığı kaya, kaçınılmaz olarak aşağı...
100.000… Mehmet Levent Kaya'nın yeni romanı. Uygurlardan ve onların bir nevî opera olan dor adlı san'atlarından söz ettiği "Çölde Dor", günümüz Moğolistan'da geçen ve merkezinde Sakha Türkü bir genç ile Altaylı bir Türk kızının yer aldığı, Sibirya coğrafyasını önümüze seren "Ölüöne"nin yanına, üçüncü romanı 100.000 yerleşmiş durumda. 100.000 adı, birçok kişi tarafından ilginç bulun...
2011'de vizyona giren ve o zamandan beri farklı bir alt kültürün oluşmasına zemin hazırlayan Kaybedenler Kulübü filminin, bütünüyle gerçek bir hikayeden hareketle çekildiğini yakın zamanda öğrendim. Mağaradan yeni çıktım, kabul ediyorum hehe. 1990'lı yılların sonunda başlayan bir radyo programından nasıl bu kadar hikaye çıkabileceğini düşünürken filmi tekrar alıcı bir gözle izlerken buldum kendimi. Çünkü film kurmaca olmak için kabul edilebilir fakat gerçek olmak için fazla tuhaf bir filmdi. Aldım elime yeni defterimi, gördükçe not almaya başladım. Gördüklerim gözüme battıkça battı, adeta bir kıymık gibi yürüdü beynime kadar gitti, böyle bir yazıya dönüştü.
(CİMER'E YAZI) 27.03.2017 tarihli, 1700412339 sayılı kayıt ile yapmış olduğum şikayette; Ankara'nın Polatlı İlçesi'nde bulunan Sakarya Zafer Anıtı'nın korumasız ve sahipsiz bırakıldığını, Sakarya Meydan Muharebesi'nin birebir yaşandığı tepelerden birisi olan Kartaltepe Anıtı'nda sahipsizlik ve kontrolsüzlük sebebiyle sağa sola saçılmış rakı, bira şişelerinin olduğunu, millî vicdandan ve...
