BAZEN KİTAPLAR...

kitaplar

Dün gece Stefan Zweig'ın "Kendileriyle Savaşanlar / Hölderlin – Kleist – Nietzsche" kitabını okuyordum. Bu eserin Hölderlin kısmını bitirdiğimde yıllar öncesine gittim.

Friedrich Hölderlin muhteşem bir şair yazar, onun "Hyperion" isimli eseri kitaplığımda vardı diye anımsadım. Kapağı gözümün önüne geldi ama içeriği hakkında Stefan Zweig'ın bahsine karşın belleğimden hiç bir şey kalmadığının ayrımına vardım.

Gerçekten kitabı alıp bir kenara mı koymuştum, yoksa alır almaz okumuş muydum?

Kitap okurları, müptelaları bu sözümü yadırgamaz. BAZEN KİTAPLAR, "daha sonra okurum" diye alınır. Bu tip kitaplar dev eserlerdir, dünya kültür mirasıdırlar. BAZEN KİTAPLAR alındıktan sonra hemen okunmadığı için bir kenara konur unutulur. Ya bir başka kitap aranırken ele gelir ya da bir başka kitap okurken anımsanır ve "o eser bende vardı" diye aranılmaya başlanır.
Milli Eğitim Bakanlığı, "Taliban Eğitim Bakanlığına" dönüşmeden önce böyle dev eserleri uygun fiyata ve herksin ulaşabileceği kitap satış yerlerinde (ki bazen kültür bakanlılığı il müdürlüklerine ait kitap satış yerlerinde) satarlardı. "Üzeri fiyatı" hiç değişmezdi, "enflasyon" bu kitaplara erişemezdi.

Bu kitapları önce öğretmene alır okur, sonra öğrencilerine tavsiye ederdi. Eski kuşak öğretmenlerin evlerinde iyi kütüphaneler vardı, en azından bu klasik eserler eksik olmazdı evlerinde...

1990 lı yılların hemen başında almıştım, Friedrich Hölderlin'in MEB basımı "Hyperion" eserini... Aradan 30 yıl geçmiş neredeyse ve ben bu kitabı kitaplığımda olduğunu anımsamama karşın içeriği hakkında belleğimde bir şey bulamamış olmayı kendime yediremedim. Gece yarısı(daha doğrusu sabaha karşı) kitaplık karıştırdım. Satırları okudukça , bu satırları anımsayamadığım için kendime de kızdım.

Ya bu kitabı alıp, "sonra nasıl olsa okurum" diye bir kenara koymuşsam? Okumadığım için belkide anımsamıyorum (ki kitap konusunda belleğime güvenirim)

(Bu arada Stefan Zweig, Friedrich Hölderlin'i "küçük emrah tarzında" acıların çocuğu" kıvamında, bir "arabesk film" senaryosu gibi anlatmış.)

Her neyse Friedrich Hölderlin'in "Hyperion" isimli eserinden biraz alıntı yapayım meraklılar için;

"Evet, çocuk tanrısal bir varlıktır: İnsanların bukalemun
renklerine bulanmadan önce... O ne ise hep odur ve onun için bu denli güzeldir. Yasanın ve alın yazısının boyunduruğu ona ilişmez; özgürlük ancak ondadır. Çocuk barış durumundadır; kendi karşısına, kendi düşmanı olarak çıkmamıştır daha. Onda hazineler gizlidir, kendi kalbini, yaşamın zavallılığını tanımaz. Ölümsüzdür, çünkü ölümü bilmez.
"

"..duygusuzluklarını bilginlik sayan o barbarlardan, o ilkel ve saçma eğitim yöntemleri uğruna gençliğin güzelliğini binlerce kez öldüren, yitiren tüm o aksi canavarlardan ne denli tiksinirim!"

"Ama, sakın yanılıp, bizi birbirimizden ayıran yazgıdır, deme! Yazgıyı yapan biziz, biz kendimiz! Bilinmezliğin karanlığına, başka bir evrenin soğuk yabanına atılmaktan sanki zevk alırız. Elimizden gelseydi, belki güneşin diyarını bırakır, kuyruklu yıldızın sınırlan dışına atılırdık. Ah, insanoğlunun deli gönlü için yurt bulunamaz. Güneş ışığı topraktaki bitkileri önce yetiştirir, sonra nasıl yakarsa, insan da göğsünde biten tatlı çiçekleri, yakınlık ve sevginin sevinçlerini öylece kendi öldürür."

"Müzik duyduklarında ağlayan hayvanlar vardır. Beri yanda benim iyi yetişmiş insanlarım ruh güzelliğinden, kalbin erdemliğinden söz açıldı mı gülüyorlardı. Kurtlar alev gördüler mi kaçışırlar. Bu insanlar da bir zeka kıvılcımı gördüklerinde, usulcacık arkalarını dönüyorlardı."

"İnsan nedir diye başlıyordum; bir Kaos gibi kaynayan ya da çürük bir ağaç gibi kopup dağılıveren böylesine bir varlık neden dünyada var da onun olgunluğa erişmesi asla olanaklı değil? Doğa o tatlı meyvalarının yanı başındaki bu efendi taslağına nasıl oluyor da göz yumuyor?"

İşte sabahın ilk ışıklarında, uykuya bırakırken kendimi Friedrich Hölderlin satırları kulaklarımdaydı. Stefan Zweig'ın dediği gibi "bu satırlar düz yazı ya da şiir değil melodi/müzik" gibiydi. Benim için muhteşem bir pastoral senfoni oldu bu satırlar...

Bu satırlardan sonra bir kelebek kanadının kanat çırparken o duyulmayan seslerini duyduğumu, bunun güzelliği ile uykuya kendimi teslim ettiğimi anımsıyorum...

HALİFENİN ŞANS OYUNU
Irkçılığa İsyan Eden İki Kara Panter

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

By accepting you will be accessing a service provided by a third-party external to https://www.tahtapod.com/