Aysel Teyze ve Ömer Amca

AyselTeyzeOmerAmca

Aysel Teyze ve Ömer Amca biz taşındıktan kısa bir zaman sonra taşınmışlardı, bizim evimizin karşısındaki daireye. Çok geçmeden çok yakın olmuştuk bu yaşlı karı kocayla. Aysel Teyze aslen Fransız'dı. Ömer Amca ikinci evliliğiydi. Bir tek oğulları vardı, ayda yılda bir uğrayan. Torunları keza öyle… Oturdukları ev oğullarına aitti. Kendi evleri de vardı ama kiradaydı. Kirayı oğulları alıyordu.

Tüm dünyaları bizdik onların, eğlenceleri... Babamda evlerinin anahtarı vardı. Sık sık girip kontrol eder, bir ihtiyaçları olup olmadığını sorardı. Aysel Teyze parkinson hastasıydı. Elleri hep titrerdi, ama öyle bakımlıydı ki o eller, manikürü eksik olmazdı hiç. Ömer Amca bayılırdı güzelliğe. Güzel insan, güzel yüz, güzel kadın… Ne zaman bir yere gidecek olsak ablamla süslenip giyinir önce kendimizi onlara gösterirdik. 

Alem adamdı Ömer amca ''Ne yapayım cenneti şimdi bütün artistler, dansözler, şarkıcılar cehennemde.'' derdi...

Alemciydi ya, her akşam bir duble rakı, eğlence programları... Hele dayım Tekirdağ rakısı getirdiğinde Tekirdağ'dan, keyfine diyecek olmazdı. ''Bu rakıyı içerken ağzımda şöyle bir dolandırıyorum.'' derdi.

Neşeli insandı Ömer Amca. Pozitifti hep, neşe saçardı neşesiyle o yaşında. Çok yaşlıydı. Çokta zayıf.

Milli piyango bileti alırdı her çekilişte. İkramiyesiz biletleri atardı altıncı kattan aşağıya. Biri bulursa, hiç değilse kontrol edene kadar ''Acaba talih yüzüme güldü, bana bu bileti Allah mı yolladı? Diye içinde bir sevinç olur. O kadarcık olsun birini mutlu edeyim'' derdi.

Bir gün Ömer Amca'nın oğlu paraya sıkıştı. Evini sattı Ömer Amca, parasını oğluna verdi. Nasılsa oğlunun evinde oturuyordu. Kirasını oğlu alıyordu kendi evinin. ''Oğlum sıkışıklıktan kurtulsun yeter, bu yaştan sonra ne yapacağım evi'' dedi… Aylar geçti, bir gün oğlu yine geldi ve Ömer Amcayla Aysel Teyzenin oturdukları evi de satacağını, evden çıkmalarını söyledi. Şok olmuştuk. Bir evlat seksen küsur yaşındaki anne ve babasını evden çıkarıyordu. Tek bir evlatları vardı. Oda sokağa atıyordu resmen… Kahrolduk.

Ömer Amca'nın yeğeni yetişti, oğlunun sokağa attığı çifti kendi evine, kiracısını çıkartıp yerleştirdi. Ama artık bize yakın değillerdi. Çok sık olmasa da zaman zaman uğradım yanlarına. Babam aksatmasız her hafta.

Aysel Teyze iyice hastalanmıştı. Hastanede yatmaya başladı. Alsancak Devlet hastanesi. Annem babam hemen her gün gittiler ziyarete. Çalışıyordum ben gidemedim. Bir pazardı vakit buldum gittim. O hasta yatağında elini uzattı, tuttu ellerimi : 

- „Ölmeden önce son kez görmeye mi geldin beni?" dedi.
Gözünden yaş süzüldü. Ağladık... Bu son görüşümdü gerçekten onu.

Ömer Amca'm yalnız kalmıştı o evde. Oğlu zaten vardı da yoktu. Duydum ki İstanbul'da yaşayan başka bir yeğeninin içi yalnız kalmasına razı gelmemiş. İstanbul'a yanına almaya karar vermiş. Annem babam çok üzüldü, bir evlat olarak ben kahroldum. Öz oğlunun bakmadığına, yeğeni sahip çıkmıştı. Son zamanlarını sevdiği şehirde değil, başka bir şehirde geçirecekti. Cumartesi dâhil çalıştığım için bir türlü gidememiştim yanına.

Babam pazar günü eşyalarının toplanıp gideceğini söyledi Ömer Amca'nın.

O pazar ÖSS sınavının olduğu pazardı. Ben sınava girecektim. Ama sınav çıkışı Ömer Amca gitmiş olacaktı. Sınava gireceğim okul Ömer Amca'nın eviyle bir otobüs durağı mesafedeydi. Gitmem gerekenden çok önce kalktım otobüse bindim. Ömer Amca'yı görmek için bir durak önce indim. Apartmanın kapısından girdiğimde eşyalar taşınıyordu.

- „Ömer Amca?" dedim…
- „Odasında, ben yeğeniyim." dedi bir kadın.
- „Ben Canan, eski komşuları." dedim. Gülümsedi kadın; 
- „Sizleri çok seviyor, üzülmeyin çok iyi bakacağız ona." dedi.

Ben buruk odasına gittim Ömer Amca'mın. Yatağında o sıcak günde pikesini çekmiş yatıyor, gözleri açık boşluğa bakıyordu. Çok kötü görünüyordu. Beni görünce az döndü. Elini uzattı bir şey demeden. Ellerini tuttum, öylece kaldık... Sonra o yaşlı adam hüngür hüngür ağlamaya başladı. O ağladı ben ağladım. Doğruldu, sarıldık… Aysel Teyze'nin dudaklarından dökülen aynı sözler döküldü dudaklarından:

- „Ölmeden önce son kez görmeye mi geldin beni?"

Bir şey diyemedim, biliyordum çünkü öyle olduğunu. Sadece ağladım, ağladık…

Yine bir pazardı, Aysel Teyze'yi son gördüğüm gün gibi…



Canan Korkmaz / İzmir

ÜLKÜCÜ GENÇLER VE ROL MODELLER
Günümüzde Nasıl Bir Türk Milliyetçiliği?

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış