ULUSLAR ARASI SEVGİ DENEYİMLERİMİZ

tp_BlogPic_OKAN01

"Türk'ü kimse sevmez, Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" Yıllar yılı söylenir bu söz. Duymayanınız yoktur.

Bu sözü ne zaman duysam Hz. Ali'nin başından geçtiği söyleyen bir hikaye gelir aklıma.

Bir gün adamın birisi Hz. Ali'ye demiş ki:
-Ya Ali ben seni çok seviyorum.

Hz. Ali durmuş, düşünmüş ve demiş ki:
-Hayır, sevmiyorsun.

Adam şaşırmış
-Ya Ali vallahi çok seviyorum

Hz Ali:
-Yemin etme sevmiyorsun

Tabi adam meraklanmış ve sormuş:
-Ya Ali nerden biliyorsun sevmediğimi.

Hz. Ali cevaplamış:

-Çünkü bende seni sevmiyorum.

Her şey gibi sevgide karşılıklıdır, sevildiğin kadar sever, sevdiğin kadar sevilirsin. Kimisi hırsını, ihtirasını sevgi, aşk sanar o ayrı konu.

Bizim batı ülkeleri ile ilişkilerimiz eskiden böyleydi.

Gidiyorduk batının kapısına

Ya Batı biz seni çok seviyoruz.

Batıda bir kibir sormayın gitsin

Hayır sevmiyorsun.

Bizde ki inat:

Ya Batı gerçekten seviyoruz, bak işyerlerimizin ismi bile senin dilinde.

Batıda tık yok:

Hayır sevmiyorsun.

Bizde ısrar bitmez

Yahu dilimizin bile içine ettik size benziycez diye. Oğlan anasına "Hello mamy" diyor, seviyoz işte.

Batıda yine aynı nakarat

Hayır sevmiyorsun.

Batı tabi ki Hz. Ali değil, direk söyleyemiyorlar.

"Çünkü bende seni sevmiyorum" demek yerine, "Kokoreç" dediler "İşkembe" dediler.

Abi batıya kendimizi sevdirmek için neler yapmadık ki, sanki çoluk çocuk hepimiz opera dinliyormuşuz gibi eurovision şarkı yarışmasına "Opera" isminde bir şarkı ile katıldık. Ama bizdeki şekilleri göreceksin, yakada pabyon falan, acayip batılı hissediyoruz kendimizi.

İnsan en azından verilen emeğe saygı duyar değil mi? O bile yok. Herifler dönüp yüzümüze bakmadı. Sıfır çektik yarışmada.

Abi sonra doğu motifleriyle süslenmiş bir şarkı yaptık, ikide göbek attık birinci geldik iyi mi.

Adamlar sanırım bize şu mesajı vermek istemişti "Allah aşkına bir daha buraya gelirken yaptığın işin içine kendinden birşeyler kat biz ne istersen vermeye hazırız, tamamen bizi taklit etmeye çalıştığında çok komik oluyorsun!"

Bu Eurovison güzel örnek burdan devam edelim. Genç kardeşlerim belki bilmez. Biz eurovizyonu nasıl izliyorduk biliyor musunuz?

Evdeyiz, birimiz portakal soyuyor, diğerimiz göbeğini kaşıyarak çekirdek çıtlıyor falan, tabi gözlerimiz televizyon ekranında. (Damadın deyimiyle "Burası önemli" arkadaşlar.) Yarışma, şarkı yarışması ama şarkıları dinleyen yok. Herkesin gözü televizyonda oylamayı bekliyor. Heyecanlı bölüm orası.

Şarkı yarışmasında şarkının önemi var ki! Bizim için o yarışma ülkeler arası sevginin, düşmanlığın nişanesiydi.

Oylama başlayınca yorumları gör sen. (Doğallığı yansıtmak adına biraz argo olacak kimse kusura bakmasın)

-Azerbaycan gardaşımız yamuk yapmaz.
-Bosna cepte abi, Bosna cepte…
-Aha Yunanistan! Bize oy vermez bu ibnler.
-Almanya'da Türk çok. Almanya tırsar verir bence.
-Aha Fransa sıfır çekti bize.
-Hollanda'ya bak lan! Anasını sattımın esrarkeşleri bizi beğenmiyor.
-Hepsi Türk düşmanı abi bunların!
-Ulan keşke mehter marşıyla katılsaydık. Korkudan oyu bırak nelerini verirdi bunlar neleriniii!

Bunu neden mi anlattım?
İşin aslı bizimde batıya olan sevgimiz buydu.

Şİmdi Batı ile muhabbetimizin şeklini değiştirdik.

Şimdi kabadayı modundayız.

Kabadayı ama nasıl kabadayı?!

Hani "Tüy siklet" derler ya fizik işte aynen öyle. Kilo 50, boy 1.55. Kalıp bu ama şekil farklı. Üstte pardesü, boyunda atkı, elde tesbih, bakışlar ise batıya doğru sert ve çetin, sadece dilimizde Nihal Atsız'ın "Mutlak seveceksin bundan kaçamazsın!" şiiri eksik.

Arada nara bile atıyoruz "Osmanlıyız uleynnn!"

Eminim Batı bu halimize daha çok gülüyordur. Zira Osmanlının şaşalı dönemlerindeki kalıp bizde yok. Yani şekil değişince, fizik değişmiyor!

Peki ne yapmamız gerek?

Yapılması gereken yıllar öncesinden Mustafa Kemal Atatürk tarafından gösterilmişti.

Gazi Atatürk salon danslarını bilirdi ama zeybekten de vazgeçmezdi.

Kendin olarak çağı yakalamak! İşte olay bu kardeşim.

O zaman sevmeseler bile saygı duyarlar. Damadımızın deyimini yine tekrarlayacağım "Burası önemli". Saygınlığını yitiren milletler yalnızlaşmaya mahkumdur ve bu alemde yalnız yaşanmıyor.

Sanayin yok mu? Sineman olsun, müziğin olsun yani insanlık alemine bir şeyler kat.

Kendimiz olarak çağı yakalayamaz mıyız?

Eğer kendimizde, kendimizden bir parça bir şeyler bırakmışsak neden olmasın.



KIZIL DEVRİM - IV
KRİPTO ETNİK PİÇLER

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

By accepting you will be accessing a service provided by a third-party external to https://www.tahtapod.com/