TÜRKİYE'DE KAZIK ÜRETİMİ VE TÜRLERİ
SOYUT YİYİŞ BİÇİMİNE GÖRE KAZIK TÜRLERİ
Uzmanların (!) yaptığı araştırmaya göre yabancıdan(Türkiye'de yaşayan halk) yediğiniz kazığın sizi üzme oranı; yakınlarınızdan, sizden olanlardan, sizin partiden veya sizinle aynı siyasi görüşten olanlardan yediğiniz kazıktan çok daha düşükmüş.
"Kazığın ideolojisi olur mu canım?" cümlesiyle karşı çıkanlar; kim oldukları bilinmeyen, her yerde ve her durumda karşımıza çıkan şu meşhur uzmanlarımız (!) tarafından şiddetle kınandı. Yetmedi, esefle kınandı; o da yetmedi, şiddetli esefi içerisinde barındıran bilimsel bir açıklama yapıldı!
Kazık dediğiniz şey bu bağlam itibarıyla soyuttur. Siyasetin halkı, halkın birbirini kazıklama, iyiye ters düşme ve kötüye destek olma durumunun yüksek oranlar içerdiği bizim gibi ülkelerde kazık, bir kandırma aracı olarak soyut biçimiyle algılara cevap verir.
Uzmanların (!) uzun yıllara dayanan, emek dolu araştırmalarına göre Türkiye'de deney yapmaya meydan veren üç tip kazık bulunmaktaymış:
1) YAĞLI KAZIK:
Her ne kadar Antik Mısır, Mezopotamya ve Anadolu medeniyetlerinde M.Ö. 3000 yılına ait ilk ahşap mobilya üretimine denk bir doğum tarihine sahip olsa da Türkiye'de sanayi tarzı seri üretimiyle elli altmış yıllık (1960-1970 yılları arası) bir tarihi olduğu üzerinde duran uzmanların görüşü ağır basmaktaymış.
İsminden de anlaşıldığı üzere yağlı olan bu kazık, hiçbir kesim ayırmadan rahatlıkla işlev görebilmesi için üretilmiştir. Soyut bir tür olarak devreye giren, kandırdığı her kesimden insanın fazla talebiyle yüksek fiyata bağlı enflasyonist bir ortam yarattığı çok kez görülmüş.
"Buna en çok benim ihtiyacım var," deyip birbirine giren kitlelerin oluşturduğu talep enflasyonuna yağlı kazık üretimi yetersiz kalmış; ne var ki yağlı kazığa dayalı bir karaborsa oluşmuş.
2) KURU PÜRÜZSÜZ KAZIK:
Uzmanlarımız (!) tarafından yapılan titiz araştırmaya göre yağsız olmasından kaynaklı kurutucu yan etkisi bulunmaktaymış. Bu yüzdendir ki fazla rağbet görmemesi şeklinde yapılan binlerce yoruma karşı uzmanlarımızca (!), "Piyasada her malın alıcısı olduğu gibi yağsız kazığın da alıcısı çoktur," düşüncesi savunulmuştur. Bu kazıktaki dezavantajın yağsız olmasından kaynaklandığını iddia edenlere uzmanların tepkisi piyasa verileri üzerinden olmuştur.
Siz kazığı nasıl yemek istiyorsunuz? Sizin kazık yeme biçiminize uygun kalıplarla üretilen yağsız, kuru kazıklar ki fizyolojik gereksinim barındırmayan oyalanmak, kandırılmak, değerleriyle alay edilmek anlamında soyut olana karışan düşünsel bir ergonomiklik barındırmaktadır.
Türkiye'de yaklaşık altmış (!) yıllık tarihe sahip kuru, pürüzsüz kazıklar da tıpkı yağlı kazıklar gibi zaman zaman kapış kapış gitmiş, artan talep doğrultusunda satın alma gücüne paralel bir enflasyon yaratmıştır. İthal edildiğine dair uzman görüşleri kayda değer olmadığı için bu bağlamdaki istatistiksel verilere yer vermedik sayın okur.
3) BUDAKLI KAZIK:
Bu kazık; üzerinde önce yüksek lisans, sonra doktora tezi yapılmayı hak edecek bir ihtiyacı karşılamak şeklinde olduğu kadar yeni bir bakış açısının, daha doğrusu paradigmal bir boşluğun doldurulması şeklinde de tanımlanmıştır. Bizzat "Made in Siyaset" etiketiyle piyasaya sürülen bu kazığın belirgin yüzünden hareketle yüz yılı (!) aşan bir geçmişi olduğu yönünde açıklamalar yapılıyormuş.
Türkiye'de bu kazık; fırında satılan bir ekmek, markette satılan bir su misali ihtiyaçlara cevap vermiş; yoğun istek üzerine çalınan bir şarkı gibi tekrarlı üretimiyle pazarın gözde lokomotifi olmayı başarmıştır. Özellikle kimler tarafından, ne amaçla, nerelerde ve nasıl üretilip bizzat kime satıldığı bilgisine çok rahat ulaştığımız budaklı kazık; yoğun tercih edilmesi hasebiyle haksızı savunma, hırsıza destek olma, kötüyü sevme, ülkeye kazık atma, siyasette riyakârlık ve kadim dostu/arkadaşı satma noktasında dünü ile bugünü farklı olma durumlarını içerir. Tutarsız söylem ve çelişkili sözleriyle millete yalan atıp attığı yalanı sözel, budaklı bir kazık olarak hediye etme gibi birçok detayı barındırmaktaymış.
Uzmanların (!) yaptığı araştırmayı bir kenara bıraktığımızda normal bir vatandaşın bile kolaylıkla farkına varabileceği, yiyiş biçimi üzerinden kişiye yönelik fiziki gerçekliği olmayan budaklı kazık; daha çok kendinden olduğuna inandığın, aynı siyasi görüşe sahip olduğunu düşündüğün sözde siyasi, gazeteci, aktivist ve sanatçı gibi tanıdık yüzlerden aldığı destekle şekillenmekte ve diğer kazık türlerine oranla büyük bir fark yaratmaktadır. Yani yakın tuttukların, "yakınım" dediklerinden yediğin kazık türü olmasıyla seri üretimini tarafgirlik sahasında sürdürmekteymiş.
Uzmanların (!) yapmadığı, seçmenin yaptığı gözlemsel araştırmaya göre budaklı kazık; kök salmak, yeşillenmek, yaprak açmak, ağaçlaşıp ormanlaşmak gibi iyimser hissettiren, sağ gösterip sol vurmaya (veya tersi yönde vurmaya), güven ve inanç bahşedip sonrasında acı gerçekle yüz yüze bırakmaya yönelik özelliklere de sahipmiş.
Bu kazık metaforu ki bir şekilde gerçeği yansıtmamayı, olmayan şeyi kabullendirmeyi işaret edip bilinçli olmaktan uzaklaşmanın altını çizmek değil midir?
1946 yılında Demokrat Parti'nin siyasi doğumuyla bugünlere gelen liberal, merkez sağ siyasetin varlığında sağın daha çok din ve inanç ekseninde hassas kabul edilen değerleri kötüye kullanması seçmen algısında olumsuzluk olarak yer edinmedi mi, edinmeyecek mi? Aynı şekilde 1946'dan beri ana muhalefet pozisyonundaki bazı sol parti liderlerinin sözde seküler duruşları, laiklik söylemleri ve Atatürk çizgisi adı altında aynı sol cenahtaki seçmen beyninde gerçeği yansıtmamak şeklinde bir algı oluşturmadı mı, oluşturmayacak mı?
Asırlık tarihe sahip ana muhalefet CHP'yi, Atatürk'ün evladı konumundaki vatan, memleket sevdalısı; halktan, işçiden, emekten yana pozisyon alan, namuslu kuruluş temeli olan bir partiyi etkisiz hale getirme girişimleri; aynı partiye gönlünü veren milyonların, aynı partide kalbi Atatürk'ün kalbi gibi atanların siyasi inancını ve itibarını yerle yeksan etmeye kalkışmak değil midir?
Şimdi sormak ve böylece izah etmek lazım: Sol görüşte olan, kalbi Atatürk'le atan biri; dünü bugününe uymayan, her defasında kimsenin övmediği, salt kendisinin kendisini övmekten bıkmadığı bazı gazetecilere nasıl güvenecek?
Duygu derinliği yoğun yazar, şair ve seçmen kişiler; solun yöneldiği hassasiyet barındıran değerleri çıkarları için kullananlara bir daha nasıl güvenecek? Öyle ki akleden, ekonomi, sosyoloji bilen; psikolojik çıkarımlar yapan, siyasi yazılar yazan farkındalığı yüksek bir seçmen, güven vermeyen siyasi yüzlere bir daha nasıl güvenecek?
Aynı seçmen; kendisine kazık atan kişilere, yalan söyleyen aktivistlere, dün doğru kabul edip övdüğü kişiyi, şeyi bugün çark edip yeren gazetecilere, CHP'yi ATA değerlerinden uzağa konuşlandıranlara nasıl güvenecek?
Türkiye'de yapılan araştırmalar gösteriyor ki kazığı atacak el, kime atacağını çok iyi biliyor.
Kaldı ki olumsuz tavrın, isabetsiz çabanın, başarısız siyasinin elindeki kazığın türünü seçmenlerin bilinçsizlik iştahı belirliyor. Tıpkı çok partili dönemden beri ana muhalefet adı altında seçmenini oyalayıp kandırmakla test eden sözde sol görüşlü, sözde sosyalist düşünceli bazı figürler gibi.
Bilelim ki dümenden ibaret kendine meydan arayan bu yapılanma, CHP'nin ana muhalefetten düşmesi sonrasında siyasi pazarı son derece olumsuz etkileyecektir.
Engin Yeşilyurt
Sayfamızda yayımlanan yazıları kaçırmamanız için yayınımıza abone olun.
Aboneliğinizi istediğiniz zaman sonlandırabilirsiniz.
