BEN KİMİM?

AREmoji_20200409_151625_5308

Küçük bir Covid - 19 maceram sonrası aklıma düşen bir yazı dizisini sizlerle paylaşmak istiyorum. Kim olduğuma dair, nasıl hayatın merkezine kendimi aldığıma dair ufak bir öykü sizlerle buluşacak. Umarım keyifle okursunuz.

Kendimi keyifli bir ailenin sıkıcı bir evladı olarak tanımlamakta zorluk çekmem. Tek erkek çocuğu, annesinin bir tanesi. Ailemle herhangi bir ciddi sıkıntı yaşadığımı hatırlamıyorum. Anneme sen bu oğlana ne kadar düşkünsün diye sorduklarında " o ne çocukluğunda ne de yetişkinliğinde beni hiç üzmedi " der. Gerçekten de öyle. Çocukluğumdan beri makul adam konumunda olan biri size satırları yazıyor. Hiç gülmezdin bebekliğinde derdi babam. O yüzden sıkıcı olarak tanımladım ya kendimi.

Ben... Gittiği okullarda zeki olarak görülen akıllı bıdık. Ben zeki sayılıyordum; çünkü gittiğim okulların bilişsel seviyesi düşük kalmıştı. Hani her okulda iyi bir liseye gideceği düşünülen bir çocuk var ya o benim işte. Tabi böyle söyleyince iyi bir liseye gidemediğim anlamı çıkıyor olabilir. Hayır, tam tersini söylemek durumundayım. Ortaokul son sınıftaki sınavda Hatay merkezde en iyi ikinci okulu kazandım. Beklentileri suya düşürmedim. Üstelik ortaokulda babam benim matematik öğretmenimdi. Gözde öğretmen çocuğu yani... 

Hayattaki ilk sudan çıkmış balık olduğum zaman gittiğim liseydi. Anadolu öğretmen lisesinde kendimi son derece iyi hissederek giriş yapıp herkes nasıl benden iyi olabilir diye evime dönmüştüm. Sıska bir çocuktum. Gittiğim okulda genç irisi bir sürü kişi. Üstelik kızlar erkeklerden daha olgun ve büyük gösteriyor. Çok sosyal tipler. Okul çıkışlarında kafalarına göre takılıyorlar. Ben ise öğle arası bile 15 dakikalık mesafedeki evime yürüyerek gidip gelen biriyim. Okul - ev yapan sıska bir çocuk. Lisenin ilk yılında uyum sağlamakta ne kadar zorlandığımı hatırlıyorum. 

Ah... Bu yazılanlardan sonra açılmış, kendini bilen, sosyal bir genç hikayesi okumak isterdiniz değil mi? Ben de öyle bir hikaye yazmak isterdim. Oysaki hayat düz bir ilerleme çizgisi değildir. Zikzaklı, asenkron, adilanelikten uzak karmakarışık bir yapısı var.

Lisenin ilk yılı bitince babamın tayini memleketimize çıktı. Benim durumum için ise çok bir alternatif gelecek düşünülmedi. Yurtta bıraksalar zararlı olacağını düşündüklerinden anadolu öğretmen lisesi bile olmayan bir memlekette kendimi buldum. Şimdilerde bakıyorum bu karar doğru imiş. Çünkü çalkantılı, duygusal ve naif bir dönemde yalnız kalmak iyi olmayabilirmiş. O yüzden o dönem Göksun'un en iyi lisesi olan Anadolu lisesine naklimi çoktan aldırmıştık. Geldiğim yere göre çocuklar benden kötüydü. Çoğu hangi rengi sevdiğini bile bilmeyen ama ders çalışan yani argodaki "inek" tiplerdi. Kısa zamanda ilk sınavlardan sonra yine kötü bir okulun iyi öğrencisi olduğumu gösterdim. Yani anadolu takımlarında son derece iyi oynayıp da üç büyüklerde yedeklerden yukarı çıkamayan futbolculardan biri gibiydim. Lise hayatımın bundan sonraki dönemi sadece ve sadece sıkıcı anektodlarla dolu. İlk platonik aşkımın yaşandığı bir dönem sadece.

Bu yazıyı bir otobiyografiden çıkarmak adına hayatıma dair aldığım ciddi bir kararın zaman dilimine götüreyim sizi. Üniversite sınavına sıkı çalıştığım iki seneden sonra mimarlık bölümüne giderek bir hayal kırıklığı yaşayacağım hiç aklıma gelmezdi. Hiç anlamayacağım ve çalışmaktan da keyif almayacağım bir bölümdü. Tek aklımda kalan anı ders kayıtlarını okul döneminde onaylamaya gittiğimde yaşlı ama bakımlı bir kadının bana " şükürler olsun, parlak bir öğrenci gördüm" demesiydi. Onu üzüntüye uğrattığımı söylemeliyim. Çünkü bir ay bile geçmeden havlu atıp okulu bıraktığımı babama söylüyordum. Hakkımda ne düşünmüştür kim bilir? Belki de motive etmek için ortaya atılan beyaz bir yalandı. 

Evet mimarlığı elimin tersiyle ittim. Ama dönüp baktığımda aldığım en riskli ama en mantıklı kararmış. Ben hep kendimi matematik öğretmeni olarak düşünmüştüm ve sonunda da bu arzuma kavuştum. Buraya bir şerh düşerek devam ediyorum. Anadolu öğretmen lisesi ve mimarlık hadiseleri bana zorluğa gelemeyen bir yapım olduğunu hep hatırlatır. Muhtemelen o dönemler öyleydi. Belki de ağır sorumluluklardan kaçan küçük bir oğlandım hala. İyi ki bundan pişmanlık duymuyorum şimdilerde. Çünkü öğretmenlik yaptığım yatılı okulda geçirdiğim süreleri düşününce zorluğa dayanma eşiğimi geliştirmiş olabilirim. Çünkü bir öğretmenin karşılaşabileceği en ağır ortamlardan biriydi.

İşte bu benim bugüne kadarki sıkıcı hayatımın özeti. Ders çalışıp kendine ekmek kapısı açan bir Cumhuriyet projesi. Lakin benlik oluşumu geç tamamlanmış bir proje. Atatürk devrimlerinin küçük bir yansımasıyım adeta.

İkinci kısımda nasıl bir yapıya büründüğümü anlatarak devam edeceğim.

Konum

×
Yayınımıza abone olun

Sayfamızda yayımlanan yazıları kaçırmamanız için yayınımıza abone olun.
Aboneliğinizi istediğiniz zaman sonlandırabilirsiniz.

Bilinmeyen Atatürkten Hatıralar
Pandoranın Kutusu

İlgili İletiler

 

 Galeri

 Blog Takvimi

Lütfen takvim görünümü hazırlanırken bekleyin