COĞRAFYA KADER MİDİR?

ZAN-VE-YUNUS-_20210207-171445_1

Tanıtımını Instagram'da gördüğüm bir film izledim dün gece. Önce adı ve tanıtım için kullanılan film karesi dikkatimi çekti. Yazımın görselinde kullandığım kare… Yanında siyahi bir bebek, dünyanın kahrı sırtına yüklenmiş bir çocuktu gördüğüm. O kadar gerçek bakıyordu ki ikisi de… Birisi bebek, bulunduğu ortama uyum sağlama bakışı, ama diğer çocuğun bakışı hiç rol bakışı değildi. Asıl dikkatimi çeken oydu. O kadar gerçekti ki, sanki bir film karesi değil de habersiz çekilmiş bir fotoğraftı. Nedenini daha sonra filmle ilgili yazıları, yorumları okuyunca anladım. Çocuk kendi hayatını oynuyordu çünkü. Filmde Zain'i oynayan çocuk gerçek hayatında da sokaklarda yaşıyormuş. Eminim ki onun da film gibi bir hikayesi vardır, gerçek olan.

Fimin adı KEFERNAHUM… Ben kelimelerin her şeyine çok takılırım. Fonetiğine, semantiğine, etimolojisine… Kefernehumun ne anlama geldiğini araştırdım filmi seyretmeden önce.

Kefernehum, Celile Denizi kıyısındaki bir antik kentmiş. O bölge, Hz. İsa'nın doğduğu dönemde Roma İmparatorluğuna bağlı bir eyaletmiş. Günümüzde Filistin'in kuzeyinde İsrail topraklarının büyük bir kısmına karşılık geliyormuş.

Anlamı İbranice kaos / karmaşaymış. Filmin konusuyla adını, filmi seyrederken örtüştürebilirsiniz. Çünkü yaşananlar tam bir kaos…

Filmde, Lübnan'da yaşayan çok çocuklu, çok yoksul bir ailenin dramı, ana karakter olan 12 yaşındaki Zain'in hayatla mücadelesi esas alınarak anlatılmış.

Zain farkındalığı çok yüksek bir çocuk, ailesinin yoksulluğunun ve çok çocuk dünyaya getirilmesinin kader olmadığının bilincinde. Yeri geldiğinde başına gelecekleri göze alarak isyan edebiliyor.

Kendisinden küçük kız kardeşi para karşılığında birine satılınca Zain, kardeşini de alıp kaçmak istiyor, ama buna gücü yetmiyor. O duruma boyun eğmediği için kendisi evden ayrılıyor. Sokaklardaki yaşamı böyle başlıyor. Evsiz çocukların başına gelebilecek her şeyi yaşıyor. Açlıkla mücadele, taciz…Bir gün yolları resimdeki siyahi bebeğin kaçak göçmen annesiyle kesişiyor.

Amacım filmin tamamını anlatmak değil. Filmin bana düşündürdüklerini anlatmak istiyorum.

Aslında hikaye çok tanıdık değil mi? Çocuk gelin veya pedofili, ne derseniz; "Allah rızkını verir." gibi cahilce bir bakış açısıyla doğum kontrolünden bihaber aileler, ne yazık ki ülke olarak bizim de kanayan yaralarımızdan bazıları…

Kaçak göçmen veya göçmenler ise o kadar hayatımızda, o kadar tanıdık ki, gördüklerimize ve duyduklarımıza artık aldırmıyoruz bile.

Ankara'da özellikle seçilen bazı semtlerin ana caddelerinde her köşe başında bir Zain görebilirsiniz. Ama hepsi de Zain gibi mücadeleci mi, her şeye rağmen onurlu mu yaşıyor derseniz, onu bilemem. Benim gördüklerim, yaşça daha küçük ve hepsi dilenen göçmen çocuklar. Yanlarında da genellikle hamile gibi görünen bir kadın var. "Gibi görünen" diyorum, çünkü bunlar hepsi her zaman hamile.

Bu insanlar, yazın sıcağında kışın soğuğunda hep sokaktalar.

Hangi çocuk -4 derecede bir ekmek parası için el açar, eğer ki o gece yiyeceği ekmeği olsa, ya da vicdansız büyükleri onların sırtından geçinmese!..

Yazın sele suya verdiler çocukları; deniz bile kabul etmedi, kıyıya vurdu, kışın soğuğa, kara yağmura teslim ettiler. Aylan simge oldu, aklımdan çıkmadı bir zaman, o küçücük bedenin kıyıya vurmuş hali.

Zavallıcıklar, yağmurdan kaçarken, doluya tutuldular filmdeki kaçak göçmenler gibi. Ne sebeple olursa olsun, büyükleri kendi özgür iradeleri ile ülkelerinden ölümü göze alarak kaçmışlar ama cefasını çekmek en çok çocuklara düşmüş her yerde.

Filmde Zain, bakmak zorunda kaldığı bebeğin annesinin artık gelmeyeceğini anladığında ona diyor ki:

"Senin annen benimkinden de betermiş." Beter olan anneler mi, hayat mı? Orası kaos işte…

Yıldız Sokaklarındaki çocukları tanımaya başlamıştım, salgın öncesinde. 10-11 yaşlarında, saçları ucuz bir boyayla sarıya boyanmış küçük bir kız çocuğu vardı. Yanında da ona benzeyen daha küçük bir erkek çocuk... Kardeşler belli ki… Küçücük bir çocuğun saçı neden boyanır ki? Aklıma geleni dilime getirmek istemiyorum.

Bir gün sormuştum, vereceği cevabı gerçekten çok merak ediyordum. Dedim ki:

"Saçını neden boyattın?" Cevap vermedi. Ben devam ettim.

"Daha güzel olmak için mi?" Gülümsedi, kafasını salladı.

"Ama sen çok küçüksün, bir daha boyamalarına izin verme olur mu?" dedim.

Söylediğimi anlayıp anlamadığını bilemedim, kaçtı gitti.

Sonra okulda arkadaşlarıma anlattığımda bir arkadaşım demişti ki:

"Onlar bitlenmesin diye boyuyorlar." Öyle bir şeye sevinir mi insan! Ben sevinmiştim, çünkü aklıma gelen şey çok korkunçtu.

Kir pas içinde her yanları...Kırık dökük Türkçeleriyle "Allah rızası için, Allah evlatlarını bağışlasın" demeye çalışıyorlar.

Onlar o vaziyetteyken yanlarından geçerken üzerimdeki kalın kabandan, ayağımdaki bottan utanıyorum. Benim gözümle gördüklerim için yapabildiğimiz şeyler sınırlı. Bir kaban, bir bot, biraz yiyecek. Ama ya görmediğim Zainler?

Bunu kapıları açanlar düşünecek. Onları açlığa, soğuğa mahkum etmeyecekler.

Babamın çalışma masasının arkasında bir dörtlük vardı, hat sanatıyla yazılmış... Hep o dörtlük geliyor aklıma.

...

"Dünyayı gezdim, giymedim başıma taç,
Ne zengini tok gördüm, ne fakiri aç…
Ya Rabbim, bana öyle bir feyz-i kanaat ver ki;
Namerde değil, merde de eyleme muhtaç."

Bir de annemin sevdiği bir türkü...

"Kadir mevlam senden, bir dileğim var,
Beni muhannete muhtaç eyleme.
Eğer muhannete muhtaç eylersen,
Yedi deryalara gark eyle beni."

Film bir mahkeme salonunda başlıyor, önceki olayları geri dönüşlerle izliyoruz.

Zain kardeşinin ölümüne sebep olan eniştesini bıçakladığı için hapisteyken bir televizyon programı vasıtasıyla annesine ve babasına dava açıyor.

Hakime diyor ki:

"Ailemden şikayetçiyim."
"Neden?"
"Yaşadığım için" diyor..

Ve filmin sonunda yine baştaki mahkeme salonuna dönüyoruz;
Bu sefer hakim soruyor:

"Peki ne istiyorsun annenden ve babandan?"
"Çocuk yapmasınlar, yetiştiremeyecek olanlar çocuk yapmasınlar." Diyor.

Film gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerin, cehalet ve göçmen sorunlarını çok güzel işlemiş. Ben çok etkilendim. Özellikle Zain'in bazı sözleri o hayatların özeti bana göre.

"Cehennemde yaşıyorum." Diyor. "Yemek istediğim kabuklar gibi pişiyorum."
"Allah bizi böyle yaratmadı, bizi onların paspası olarak yarattı."

Her toplum kendi hikayesini yazar, kendi filmini çeker.
Ne demişti İbni Rüşd:

"Coğrafya kaderdir."
Gerçekten kader midir coğrafya? Bunu da ayrıca tartışmak lazım. 

gitmeli insan
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ'İNDE VESAYET SAVAŞI

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

By accepting you will be accessing a service provided by a third-party external to https://www.tahtapod.com/