Mehmet Alp'in Defteri

POP KÜLTÜRÜ 'DİNDARLARI(!)'

...Popüler kültür kapsamında yapılan 'Güzel Kur'an Okuma Yarışması' da aslında 'Bu Ses Türkiye'nin' islami bir şeklinden öte değildir...

Kur'an-ı Kerim'in okunuşu İslam tarihinde önemli yer alır. Bunun sebebi ise Kur'an-ı Kerim'in peygamberimizin ölümünden sonra kitap haline getirilmesidir. Peygamberimizin hayatında Kur'an'ın sadece bazı kısımları kaleme alınmıştır. Diğer kısımları ise sözlü olarak nakledilmiştir.

Kur'an-ı Kerimin okunuşunda ölçünün kıraât ve tecvid olduğu kabul edilir ve hatta kıraât ve tecvidin bilim olduğu söylenir.

Kıraât arapça okuma demektir ve Kur'an-ı Kerimin okunuşunda harflerin yorumlanmasını, özellikle sessiz harflerin vurgulanmasını, hemzenin ve sesli harflerin telaffuzunu ifade eder.

Sünni İslam geleneğinde peygamberimizin Kur'anı Kerim'i nasıl okuduğu sorusuna cevaben sahabenin görüşünün yine sözlü olarak aktarılmasına dayanan 10 farklı yorum vardır. Bunlar ilk başta Mücâhid bin Cebr (d. 645 - ö. 723) tarafından nakledilen Hz. Osman'ın 7 ayrı toplumda 7 ayrı şivede de doğru anlaşılması için 7 farklı şekilde düzenlediği mushaflara dayanan 7 yorumken daha sonra İbn-i Cezerî (d. 1350 - ö. 1429) tarafından 3 yorum daha eklenmiştir.

Bu yorumlar, kökenleri her ne kadar İslamiyetin ilk dönemindeki beş büyük Kur'an okuluna dayansa da (Mekke, Medine, Kufe, Basra ve Medine), isimlerini Kur'an'ı okuma konusunda önder sayılan 'Kıraât İmamların'dan almıştır. Kıraât İmamları'nın öğretilerinin temeli ise sahabenin peygamberimizin Kur'an-ı Kerimi nasıl okuduğunu aktarmış olmasıdır.

Kıraât İmamlarından sadece Abdullah b. Âmir ed-Dımaşkî peygamberimiz hayattayken yaşamıştır, o da milattan sonra 629 yılında, yani peygamberimizin Hakk'a yürüyüşünden 2 yıl önce doğmuştur. Kıraât İmamları arasında Kur'an'ın kendisiyle alakadar ittifak olsa da, okunuş tarzıyla alakadar farklı görüşlere sahiplerdir.

Tecvid Kur'an-ı Kerimin okunuşunun hızı, durakların süresi ve okurken sahip olunması gereken duruş ve bulunulması gereken ortam ve makam katılıp katılmaması gibi konularla alakadardır. Tecvid öğretisinin 9.yy'dan sonra geliştiği tahmin ediliyor. Yani peygamberimizin vefaatinden yaklaşık 200 yıl sonra denilebilir.

Kur'an-ı Kerimin nasıl okunması gerektiğine dair Kur'an da MUZZEMMİL Suresi'nin 4. ayetinde yer verilir. Elmalılı Hamdi Yazır'ın sadeleştirilmiş mealine göre '...veya artır (buna ilave et, yarısından ziyade kıl) ve Kur'an'ı ağır ağır, güzel güzel oku!' yazmaktadır.

Başka meallere de baktım, ayette geçen 'tartīlan' kelimesi 'ağır ağır güzel güzel' yerine bazen 'tane, tane', 'yavaş yavaş', 'açık olarak' ve hatta 'düşüne düşüne' diye tercüme edilmiş. Lakin Kur'an-ı Kerim'in Almanca meallerine baktığımızda bir çok mealde aynı 'tartīlan' kelimesi 'deutliche Weise' yani 'açıkça anlaşılabilir şekilde' olarak ifade edilmiş.

Dolayısıyla şahsi görüşüm, her ne kadar kıraât ve tecvid bilim olarak görülse de, kısmen asırlar üzerinden aktarılan söylemlere ve bu söylemlerin kişiler tarafından içinde bulundukları toplumsal değer ve estetik anlayışına göre yorumlanmasına dayanmaktadırlar. Oysa yukarıda da yazdığım gibi Kur'an-ı Kerim'in kendisinde sadece 'açıkça anlaşılabilir şekilde' okunmasından bahseder.

Kur'an da böyle yazması, konuyla alakadar ritüellerin gelişmesine aykırı değildir. Her dinde olduğu gibi İslamiyet'te de kendine ait ritüeller (dini uygulamalarda kullanılan gelenek, şekil) vardır, ve olması, belli bir derecede, hem güzel hem de normaldir. Lakin dini içeriğinden soyutlayıp ön plana bu ritüelleri koyarsanız, o zaman şekil mananın önüne geçer. Ve hatta dinen farz olan yapılması gerekeni, ona yüklenilen ritüellerle yapılması zor hale getirmenin dine faydası, katkısı değil tam aksine zararı olduğu kanaatindeyim.

Yani Kur'an-ı Kerimi güzel ve ahenkli okumak ve bunu öğretmek güzeldir, Kur'an-ı 'açıkça anlaşılabilir şekilde' okuduğunuz ve asıl önemli olanın bu olduğunu öğrettiğiniz sürece. Anlaşılmasının ne kadar önemli olduğu YUSUF Suresi 2. ayette de açıkça ifade edilmiştir: 'Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik.' (Meal: Elmalılı sadeleştirilmiş - 2)

Bu sadece Kur'an-ı Kerim'i okuma konusunda değil, dinin her konusunda geçerlidir. Yaradan'ı ile yaratılan arasında ki bağı alıp, özünden soyutlayıp sadece şeklin güzelliğine bakarsanız, din din olmaktan çıkar ve bir hayat tarzı olur. Tabii bu kapsamda 'şeklin güzelliğinin' her öznel olduğunu unutmamak gerekir. Öznel olansa kişinin algıladığı çevresel etkiler ve özel tecrübelerine dayalı olarak gerekse kişiden kişiye fark edebilir, gerekse kişinin hayat akışında evrime uğrayabilir.

Oysa gerçek manada doğru olan nesneldir, yani belirli bir kavram çerçevesinde buluşabilenlerin hepsi için geçerli olandır. Ama nesnel doğrudan ziyade şekle önem veren anlayış Kur'an'ın içeriğinden, manasından, gösterdiği yoldan ziyade sözlü nakledildiği dönem 'güzel' okunmasına önem verir, yazılı naklin öne çıktığı dönem de ise en güzel kaligrafi ustalarının elinden yazılmış eserleri alıp belki de okumadan evinde bulundurmayı tercih eder.

Eğer 'güzel şekil' diye ifade edilen olgu bireysellikten öte toplumun büyük bir kısmı tarafından kabul edilirse, bu kişisel hayat tarzı olmaktan çıkar, ve popüler kültür haline gelir. Popüler kültür ise kendi dinamiklerini geliştirebilen, kendi sub-kültürlerini üretebilen çok değişken ve dış müdahalelere açık bir olgudur.

Diğer yandan dinin güncel dünyevi konulardan soyutlanarak asırlardır kabul edilmiş geleneklere indirgenmesinin başka bir etkisi de, insanların hayatlarının bir çok alanında oluşan sorularına dini cevap, yol, yaklaşım bulamamasını sağlamasıdır.

Yine aynı örnekten hareket edersek; senelerdir gerek yerel Kur'an Kurslarında, gerek Türkiye genelinde 'Kur'an'ı güzel okuma yarışmaları' yapılırken sanat, kültür, bilim, felsefe gibi konularla yüzleşmeyen bir din anlayışı insanların bu dünyada kendilerini geliştirmelerini engeller ve dünyevi ihtiyaç ve hedeflere hitap etmez.

Dolayısıyla hayatlarını inançlarının nesnel doğruları kapsamında yaşamaktansa insanlar yaşadıkları hayat doğrultusunda dini ritüellere yeni şekil verir. Bu her ritüel eş zamanda eşit yönde değişecek manasına gelmez.

Dini popüler kültür olarak yaşan bir toplumda bir bakmışsınız, yüzyıllar öncesinin yorumlarına göre 'Güzel Kur'an okuma yarışmaları' olduğu gibi Hip-Hop tarzı ilahi okuyan gruplar türer. Hiç bir cumayı kaçırmayan, Ramazanlarda teravihlerden çıkmayan, ama söz konusu para olunca kul hakkı yemekten korkmayanlar bu popüler kültürün eseri olduğu gibi, tesettürlü DJ'lere, helal sex-shoplar da ortaya çıkar. Sokakta el ele gezen çiftlere ahlak zabıtası kesilen, Ramazan'da oruç tutmayanlara zor kullanmaktan çekinmeyen zihniyet çocukların ırzına geçilmesine sessiz kalır veya Mekke'de viagra kullanımından ölür. Bu kadar aşırıya kaçmayanları da Kabe'nin önünde evlenme teklifinde bulunur.

İşte dinde yozlaşma denilen budur.

Bu ortamda Kur'an okuma eski usulleri muhafaza ederek aktarılsa da, 'dini yaygınlaştırmak, gençleri çekmek' veya başka benzeri gerekçe ve bahanelerle Kur'an-ı Kerim'in günün birinde Rock veya Ghospel tarzı veya Hip-Hop/Rap şeklinde okunacağı kaçınılmaz olacaktır. Ve lütfen kimse 'olmaz öyle şey' gibi bir iddia da bulunmasın, zira Ezan-ı Şerif'i salavatsız okuyan zihniyet buna bu kültürden faydalanarak cesaret etmiştir.

Belki çok kışkırtıcı ifade olacak ama bu popüler kültür kapsamında yapılan 'Güzel Kur'an okuma yarışması' da aslında 'Bu Ses Türkiye'nin' islami bir şeklinden öte değildir. Çünkü Tanrı'nın insanlara doğru yolu göstermesi için gönderdiği kitaba verilen değer 'kim en güzel okuyor' yarışmasından ibarettir. İçinde bulunduğu popüler kültür sayesinde inandığı Yaradan'ın sözlerinin anlamadığı bir dilde belli bir ahenkle okunmasını ibadet sanan güruh, Tanrı bu ayeti bize göndererek ne amaçladı, bu ayetse günümüzün şartlarında hayatımızı nasıl etkiliyor diye düşünmenin günah olduğuna inanır.

Olayın traji-komik yanı ise, bu yozlaşmanın aslında gerçek İslam'ın peygamberin döneminde ki gibi yaşamak olduğunu iddia eden, yani Tanrı'nın tüm insanlığa zaman sınırlaması yapmadan gönderdiği dini 1400 yıl öncesine dondurmayı hedefleyen ve her türlü yeniliğe karşı çıkan selefi bakış açısının ürünü olmasıdır. 

Mehmet Alp
31 Mayıs 2017

Telif Hakkı

© Mehmet Alp @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

HANGİ GEZİ?
FİGÂNÎ’NİN RÜYÂSI

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış