Mehmet Alp'in Defteri

MADALYANIN İKİ ÇİRKİN YÜZÜ

Onun için ben ilericiliği dinsizlikle eş tutarak kendisinde insanların dini değerlerine hakaret hakkı gören küstahlara nasıl karşıysam, kendi din anlayışını zorla başkalarına dayatan, tramvay yolunda namaz şovu yapan soytarılara da karşıyım.

Bundan 8-10 yıl evvel yine bir Ramazan Samsun'dayız.

Bir gün eşim oğlumla beraber Çarşamba'da kayın babamlarda, annemde arkadaş çevresi ile iftar yapmaya sözleşmiş. Babamla baş başa bir iftar yapacağım, canıma minnet. Gerek annem, gerekse eşim sanki bir iftar değil de bütün ramazan bizimle olmayacaklar gibi yemekleri hazırlamış dolabı doldurmuşlar.

Buna rağmen babam 'Gel dedi, iftara pide yiyelim.' Fakülte sapağının yakınında oturuyoruz, evin yakınında Gülhan Tesisleri vardır, ve pidesi iyidir. İftara oraya gitmeye karar verdik.

Lokantaya gittik, siparişler verildi ve top atılmasını bekliyoruz. Diğer oturan insanların çoğu da fakülteden hocalar, öğretim görevlileri. Ortamın iftar ortamı olduğu sadece masaların henüz boş olmasından belli. Kadınlar da, erkekler de normal kıyafetlerle gelmişler, ve hatta belki eşini dostunu davet edenlerin ve misafirlerin biraz daha şık giyindiği bir ortam.

Dakikalar kala çorba servisi yapılmaya başladı. Lokantanın tam ortasında oturan 30-35 yaşlarında, tipinden öğretim görevlisi olduğunu tahmin ettiğim biri, topun atılmasını beklemeden herkesin gözüne sokarak çorbasını içmeye başladı. Hemi de kaşığı, tabağı ile elinden geldiği kadar çok ses yapıp başkalarına yemeğe başladığını gösterircesine. Ezandan 2-3 dakika önce. Dikkatimi çeken bir başka davranışıysa da yerken etrafta herkesin dik dik gözünün içine bakması, adeta 'Biri bir ters laf etse de olay çıkarsam' gibisinden. Etrafta kimse kale almadı, bir benim fazlaca dikçe baktığımı gören babam 'Değmez' dedi. Dolayısıyla ben de sustum.

Beni rahatsız eden oruç tutup tutmaması değildi. Çocukluğumdan beri Almanya'dayım, 96'dan beri kadrolu olarak iş hayatında. Senelerce bir Almanla aynı ofisi paylaştım ve bu Alman her ramazanın ilk günü ofiste ilk kahvesini içmeden nezaketen de olsa bana 'Kahve içsem sizi rahatsız eder mi?' diye sorardı.

Oysa o akşam Gülhan'da tek oruç tutmayan kişinin bu şahıs olmadığından eminim. Ama bu herifin tek niyeti kışkırtmaktı. Bu tiplere hayatımda çok rastladım, kendisini başkalarından üstün görerek diğer insanların dini değerlerine saygısızlık yapma hakkını kendinde gören, 'entellektüelliği', 'okumuşluğu' ve 'aydınlığı dini saygısızlıkla özleştiren tipler.

Üniversitede okuduğum dönemler Frankfurt Goethe üniversitesinde 'ülkücü' elle sayılacak kadar azdı. O zamanlar AKP yoktu, Milli Görüş vardı, pkk'lı çok vardı, bir de apolitik arkadaşlarımız vardı. Kantinde Milli Görüşçüleri deli etmekle çok saatlerim geçmiştir. Deli ettiklerimden biri de hukuk fakültesinde okuyan babası kaldığımız bölgenin Milli Görüş üst düzey sorumlusu olan bir kız arkadaş, türbanlı pardesülü.

Bir sömestr Türkiye'den bir kamu hukuku profesörü gelmişti, ziyaretçi doçent olarak, anayasa dersi verecekti. Benim dersim olmamasına rağmen ilgi alanım olduğu için diğer arkadaşlarla beraber girdim. Salonda yaklaşık 300 - 350 Türküz ve tek türbanlı arkadaş bu kız. Bu 'Profesör' 90 dakika boyunca bir kere kamu ve anayasa hukukuna değinmeden kızın gözünün içine baka baka baş örtüsü takanların ne kadar gerici, ne kadar anti-demokrat ve asosyal olduğunu anlattı. Ama olayı zerre kadar hukukun laiklik ilkesine vesaire bağlamadan, yani tamamen bilim dışı bir üslupla. O kadar ileriye gitti ki, yanımda oturan sosyal demokrat bir arkadaş bile 'Konuyu anayasa hukuk açısından da ele almayı düşünüyor musunuz?' diye sordu. Ders bitti, kız hocanın yanına gitti ve yaptığını ve üslubunu doğru bulmadığını söyledi, hoca son derece küstah bir tavırla pek umursamadığını ifade etti derken, kız tam döndü çıkacak adam tokalaşmak için elini uzattı. Ben kızın huyunu biliyorum, kendiliğinden erkeklere el uzatmaz, ama uzatan olursa da terslememek için tokalaşmayı reddetmezdi. Ama dediğim gibi tam gitmek üzere dönerken uzatılan eli geç gördü, tam tokalaşacak bu sefer hoca elini geri çekti ve kıza, 'işte bakın siz böylesiniz ben size sadece elimi uzattım, 'Şeyimi' değil.' diye cevap verdi.

Diğer sosyal demokrat dediğimiz arkadaşla benim hocayla girdiğimiz tartışmayı burada yazmayacağım, ama o tartışmayla da kalmadı ve gittik olayı hukuk fakültesinin dekanına, Alman anayasa profesörü, şikayet ettik. Anında adam açığa alındı ve 3-4 haftaya anlaşması feshedilerek sonra Türkiye'ye geri gönderildi.

Bakın özellikle altını çizerek yazıyorum, olaya tepki veren arkadaşlardan biri sosyal demokrat bir arkadaşımdı. Kaldı ki beni tanıyanlar benim de yıldızımın Milli Görüş veya başka siyasi islamcılarla asla barışmadığını da bilirler.

Bunun üzerine 'ileri demokrat' tipler üniversitede 'gericilere taviz veriliyor' diye kıyamet koparmaya çalıştığı için dekan bildiri yayımladı. Bu bildiriye 'Benim baş örtüsü konusunda düşündüğümün hiç bir önemi yok, İslamiyet hakkında düşüncelerimin de hiç bir önemi yok, hatta Tanrı'ya inanıp inanmadığımın, şahsımın hangi dinden olduğumun bile zerre önemi yok. Tek önemi olan benim üniversitemde kanun kapsamında herkesin hayatını istediği gibi şekillendirme ve üniversitenin sunduğu eğitimden faydalanma hakkına sahip olmasıdır. Kimsenin dini veya dünya görüşü yüzünden ayrımcılığa uğramasına, dışlanmasına veya hakarete uğramasına asla müsaede etmem.' diyerek imza atmıştı.

O dönemden sonra çok sular aktı, devir değişti. Şimdi ise mühür o dönemin mağdurlarının elinde. Ve gördüğümüz gibi, bu mağdurların, terbiyesizlik, ahlaksızlık ve küstahlık konusunda yukarıda bahsettiğim tiplerden fazlası var eksiği yok. Ülkenin geldiği vaziyete baktığınızda örnekler öyle 1-2 ile de kalmaz. Bir çok zaman duruma göre başka yazılarımda olaylara değindim.

Bu zihniyet çocukların ırzına geçilmesinin örtbas edilmesine sessiz kalır,
bu zihniyet kendi kızından, kendi anasından, bacısından tahrik olur,
bu zihniyet vatanı uğruna şehit olan askerin cenazesine 'alevi' diyerek gitmez,
bu zihniyet köprüde Türk askerini kayışla döver,
bu zihniyet bir kadına atılabilecek en adi iftirayı atarak vazifesinden uzaklaştırılan, sonra adeta insan gücünü aşan bir mücadeleyle aklanıp vazifesine geri dönen ve çok şaibeli bir kazada şehit olan şerefli Türk askeri bir kadın için 'Onca erkeğin arasında ne işi varmış' der,
bu zihniyet haram parayla hacca gidileceğini savunur...

Ve bütün bunları yaparken, savunurken, tasvip ederken, meşrulaştırırken herkesten fazla dindardır.

Tramvay yolunda, tramvayı bekletme pahasına namaz kılacak kadar dindar. Ve bu maalesef bir uç nokta örneği değildir. Okulu olmayan bir çok köy ve kasabası olan, ama toplam yaklaşık 85bin camisi olan güzel vatanımızda trafiği aksatma pahasına yolda namaz kılacak kadar dindar.

Yukarıda bunlardan 'mağdur' olarak bahsettiğime bakmayın, aslında mağdur falan değiller. Başta verdiğim örneklerle bunlar madalyanın çirkin iki farklı yüzleri bence. Mağdur olan varsa o da kendi kişisel doğrularını başkalarına dayatmadan Bayrağımızın gölgesinde huzur içinde beraber yaşamayı umut edenler.

Çünkü bence bu vatanı, Türk Milletini, bu toplumu bu hale getirenler, kendi hayat tarzlarını başkasına zorla dayatmaya çalışanlardır.

Onun için ben ilericiliği dinsizlikle eş tutarak kendisinde insanların dini değerlerine hakaret hakkı gören küstahlara nasıl karşıysam, kendi din anlayışını zorla başkalarına dayatan, tramvay yolunda namaz şovu yapan soytarılara da karşıyım.

Hayalim benim milletimin de günün birinde tekrar hukuk ilkelerine bağlı, adaleti kişisel hayat tarzından üstün gören hukukçular, bilim insanları ve bireyler yetiştirmesi.


Mehmet Alp

Telif Hakkı

© Mehmet Alp @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

Bir Cümle
Umutsuz İsek Vardır Nedeni

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış