EĞİTİM VE GENÇLİK

     20.Yüzyılın başlarında emperyalizme karşı verdiğimiz Ulusal Kurtuluş Mücadelesi, Atatürk Türkiye'sinin kurulması ve cumhuriyetin ilan edilmesiyle sosyal, ekonomik ve kültürel alanda da devam etmiştir. Osmanlıdan kalan feodal toplum yapısının yıkılması ve sosyo-ekonomik yapının siyasal, kültürel, eğitsel anlamda da ortadan kaldırılması için büyük devrimler yapılmış, önemli atılımlar gerçekleşmiştir. Cumhuriyet kadrosu, Türk ulusunun Osmanlıda ki tebaa, kul anlayışından sıyrılıp yurttaşlık bilincine sahip olabilmesi, aklın ve bilimin çağdaş uygarlığa erişebilmede müspet yol göstericiliğine inanabilmesi için büyük sıçrayışlar gerçekleştirmiştir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile başlayan Millet Mektepleri ile Halkevlerinin açılmasıyla ve Üniversite Reformu ile devam eden bu süreçte kısa zamanda büyük başarılar elde edilmiş ancak bu başarılar asla yeterli görülmemiştir.

    Köylüyü milletin efendisi yapan Cumhuriyet, ülke genelinde zaten yüzde 6-7 civarında olan okur-yazarlık oranlarının köylerde çok daha düşük olmasından dolayı köy okullarını açmaya başladı. 1930'lar Türkiye'sin de 40 bin köyün 35 bini öğretmensizdi. Köylerde ki bu öğretmen yetersizliğini de giderecek ve aynı zamanda köylerin ve ülkenin kalkınmasına, köylünün cumhuriyetin temel felsefesi doğrultusunda yetişmesine katkı sağlayacak olan Köy Enstitüleri böylesi bir dönemde kuruldu. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Köy Enstitülerinin açılma amacını şu sözleriyle ifade eder:

    "Biz, İstiklal mücadelesinden itibaren sosyal hayatımızda yaptığımız büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek isteriz. Çünkü ümmet devrinin böyle bir adamı vardır. Bu, imamdır. İmam, insan doğduğu vakit kulağına ezan okuyarak, vefat ettiği vakit mezarının başında telkin verene dek, doğumundan ölümüne kadar bu cemiyetin manen hakimidir. Bu manevi hakimiyet, maddi tarafa da intikal eder. Çünkü köylü hasta olduğu vakit de sual mercii imam olur. Biz imamın yerine, köye devrimci düşüncenin adamını göndermeyi isteriz."

    Köy Enstitüleri ile birlikte Cumhuriyet kendi devriminin düşünce adamlarını yetiştirmeye başladı. Fransızca, Almanca, İngilizce, Latince gibi yabancı dillerin öğretildiği bu cumhuriyet okullarından mezun olan bir eğitici en az bir yabancı romanı anadilinde okuyabilecek seviyeye geliyordu. Piyano, gitar, mandolin, keman gibi enstrümanları çalmayı dahası yapmayı öğreniyorlardı. Cumhuriyet'in ilk sancılı yıllarında kendi kendine yetebilen ve kendi kadrolarını kendi yaratan bir ülke eğitim alanında ki ulusal kurtuluş mücadelesini bu büyük eğitim devrimiyle veriyordu. Ülkemizin önemli felsefe profesörlerinden Bedia Akarsu üniversitede ki öğrencilik yıllarında Arife Köy Enstitüsü'ne yaptığı ziyareti şöyle anlatıyor:

    "Bir Pazar günü Arife Köy Enstitüsü'ne gittik. Hiçbirimiz gördüklerimize inanamadık ;anlatmakla olmuyor görmek gerekir... Kızlar, oğlanlar tertemiz, ışıl ışıl... Her şeylerini kendileri yapmışlar ; yemek yiyoruz ; fasulye orada yetiştirilmiş, pişiren kendileri, oturduğumuz masa ve sandalyeleri marangozhanede öğrenciler yapmış. İnanmazsınız ellerindeki mandolinle bize Mozart'tan, Beethoven'den parçalar ve türküler çaldılar. O sıralarda Milli Eğitim Bakanlığı'nın yayınları arasında Emin Erişirgil'in Kant'tan çevirileri çıkmış, oradan Kant'la ilgili sorular soruyorlar, edebiyatları zaten çok iyi, çok okudukları kesin... "

    İşte bu devrimci eğitim programı Halil İnalcıkları, Aziz Sancarları, Oktay Sinanoğullarını, Muzaffer Şerifleri, Muazzez İlmiye Çığları ve daha nicelerini yarattı. Genç cumhuriyetin dinamiği ve heyecanı ulusun gençliğinde ete kemiğe büründü. 

    1946'dan sonra gelişen karşı-devrimci hareket cumhuriyetin çoğu kurumu gibi Köy Enstitülerini de kapattı. Dünyada ki siyasal gelişmelerden bağımsız düşünülemeyecek bu dönemde Türkiye, Ortadoğu'da Amerikan karakolluğuna soyunarak NATO'ya girdi. Batı merkezli burjuva demokrasisine ani bir geçiş yapıldı ve bu "cici demokrasi" Toprak Reformu konusunda ki ayrışmalardan doğan ağa, şeyh destekli Demokrat Parti'yi iktidara getirdi. Bu kırılma anından günümüze gerici toplumsal sınıf ve tabakaların vezirganlığını yapan işbirlikçi iktidarlar cumhuriyetin temel değerlerini yontup, Türkiye'yi dış sermayeye bağımlı bir ülke haline getirdiler. Cumhuriyetin eğitim sistemini aşındırıp medrese eğitimine dönüşü sağlayacak, aklın ve bilimin esas olduğu eleştirel düşüncenin yerine biat kültürünün egemen olduğu bir "dindar nesil " yetiştirecek girişimlerde bulundular. Bu girişimlerin sonucu ; 2017 Türkiye'sinin OECD ülkeleri içerisinde bilim ve teknik alanında Suudi Arabistan'la , Katar'la yarışır hale gelmesidir. Bu girişimlerin sonucu ; cemaat yurtlarına terk edilen halk çocuklarının cinsel istismarlara maruz kalmaları, yanarak öldürülmeleridir. Bu girişimlerin sonucu ; şeriatın, cihatın müfredata sokulup Atatürk'ün ve cumhuriyet değerlerinin her müfredat değişikliği ile beraber yavaş yavaş ortadan kaldırılmasıdır. Bütün dünyanın gezegen keşiflerine çıktığı yüzyılda, dua okuyan tespihlerin "icat" olarak ilan edilmesidir.

    Karşı-devrimci geleneğin nihai amacına yaklaştığı bu süreç esasında ömrü hayatında resmi kayıtlara göre 3997 kitap okumuş, 14 kitap yazmış, anadili dışında 7 dil öğrenmiş bir cumhurbaşkanından, yükseköğrenimini yapamamış, İngilizcesi "hav ar yu " ile sınırlı olan bir cumhurbaşkanına, cumhuriyetin idealist eğitimcileri Hasan Ali Yücel'lerden, İsmail Hakkı Tonguç'lardan, Ensar Vakfı üyesi MEB Bakanına, bize cahil halk lazım diyen YÖK Başkanı'na uzanan sürecinde birer anatomisidir.

    Üzerimize yığmaya çalıştıkları karanlığa karşı Gençliğe Hitabede ki ve Bursa Nutkunda ki sorumluluk bilinciyle, cumhuriyetin aydınlık meşalesini ilelebet taşıyacak olan Atatürk gençliği, yarının tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye'sini bu karanlığı yırtarak kuracaktır.


    Kaan Eroğuz

Telif Hakkı

© Kaan Eroğuz @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

'SAVAŞÇININ DOKUZ İLKESİ' HAKKINDA
VE BİR GÜN

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış