HER AN YENİDEN

"HER AN YENİDEN"İ OKUYUNCA ANLADIM Kİ

Artık lüksün merkezinde konumlanan, deniz ya da orman manzaralı evlerin, villaların, yatların içinden somurtkan surat ifadeleri, mutsuzlukları gözlerden kaçmayan insanlar çıkıyor. Artık en pahalı arabaların içinden renksiz, keyifsiz, depresif insanlar çıkıyor. Sabah kahvaltısını boğazda yaptığı, bir fincan kahveye yoksul emekçinin üç günlük yevmiyesi tutarında ücret ödediği, seyahat engeli olmadığı, bir uçaktan inip başka bir uçağa bindiği, bir ülkeden başka bir ülkeye uçtuğu hâlde mutsuzluktan kırılan insanların sayısındaki artışın farkında mıyız? Ismarlama ilişkilerin, arkadaşlık, dostluk, paylaşım ve evliliklerin yaşandığı, ananelerin paramparça olduğu bir çağın kıskacı altındayız. Yürekle içten gelen enerjiyle değil, sırf kariyerle zenginlikle yapıldığı için kısa bir zaman sonra kolonlarına dinamit bağlanmış yuvayı andıran birliktelikler günümüzün kanayan yarasına tuz basmayı ihmal etmiyor. Salt çevrenin görsel açlığını doyurmak için tam anlamıyla gönül köprüsü kuramadan şaşaaya yenik düşen evliliklerde, sözde mutlu profil çizmeye çalışanların kendi yalnızlıklarında kustukları acıya loş odaları, aynaları kadar toplum da şahit. Ayrı ayrı evlerde barınmayı gerektiren yeni isteklerin girift bir hâl alıp eşlerin birbirine tahammülsüzlüğü ile sonuçlanması yanında ekonomik özgürlüğün de taçlandırdığı hayatlarda gerilimin, dedikodunun, isnadın boy gösterdiği delik deşik hikâyeler, nezakete sığındığı sanılan hoyrat tablolar mevcut....

HER AN YENİDEN'İ OKUDUKTAN SONRA AKLIMDA KALANLAR

Baba Adem
Anne Selen
Adem'le Selen'in çocukları
Cem ve Nil!

Adem yer yer hırçınlaşıp yer yer de sükut bulan karakteriyle Selen'in yaşamında tam da arzu edilen bir eş olamazken biraz çevresel mecburiyetlerin biraz da geleneksel evlilik inancının düsturuyla mutlu bir aile görüntüsü vermektedir. Selen; değişimin dünyaya biçtiği algıdan sonra gelinen noktada eşi Adem'de beklentilerine dönük bir ahval bulamamaktan yakınmaktadır. Varlığının diplerinden gelen sitemin buyruğuna girdiği anlar olsa da kâh kayınvalidesi kâh da etrafının oluşturduğu kalıpta erimeyi yeğlemektedir. Tüm olumsuzluklara rağmen, erkek egemen yapının hissedilir gibi olduğu yuvada yarına kalabilmeyi sağlayan en önemli canlılık Nil ve Cem şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Yazar Berin Tuncel'in minik hikayeler tümleyeniyle oluşturduğu romanda bir diğer, kök etkisi yaratabilecek kişi ikonuyla Adem'in annesi Ebru Hanım karşımıza çıkmaktadır. Ebru Hanım; modern yaşam şartlarına pekala uyum sağlayabilen, subliminal mesaj vermeyi son derece başarabilen rolleriyle gelini Selen'in evreninde kıstırıcı etkisiyle ta derinlerde oyuk oyuk belirmektedir. Çapraşık durumların altından kalkmasını bildiği kadar çapraşık durumlara zemin hazırlamakta mahir Ebru Hanım'ın son zamanlarda gördüğü kâbuslar da romanın adrenâlin basamağında güçlü bir görüntüye nail olmuştur.

Anlamlı segmentlerle ilerleyen hikayelerde Yazar Berin Tuncel'in hem çemberi genişletmek, muhtevayı çeşitlemek hem de günümüzün kısır duygusallıkları, bocalayan interaktif iletişimlerine gönderme yapma gayesiyle dizgilerin arasına, romanın finalini kudretli bir aşkla bağlayacak olan Çetin ve Berrak çiftini yerleştiriyor. Varlıklı ailelerin sürdüğü yaşantının kökeninde yer edinen karmaşa, geçimsizliğe karşın çözülmesi mümkün nice düğüm söz konusuyken bazen inatla çıkmaza saplanan olayların karşısında varlık nedir bilmeyen, işsizlik denizinde boğulmak üzere olan iletişim fakültesi mezunu genç bir kız beliriyor. Adı Merve. Merve; İslami geleneğin, saf inancın, doğruluğun simgesiyken yüzleştiği olumsuzluklarla kimi zaman çağın dini anlayışını yermiş kimi zaman da her şeyi bir kenara bırakıp kendi iç muhasebesi için beyaz mı beyaz sayfalara mürekkep akıtmıştır. Ara ara Merve'de gördüğüm o hazin çırpınış; yanık sinelerin çığlıkla okuduğu, Anadolu kokan uzun havaların kokusunu saçıyordu. Yine de bir çıkış yolunun sezilmesi; imkânlar dahilinde huzura çalınan tel gibi titriyordu sorgularında. Merve; şatafatın, milyarların okyanusunda yaldızlı dalgalarla köpürüp de mutluluktan payını alamamış insanlar için ders alınması gereken, zorlukların sınavını doğuran gerçeğin kendisiydi. Sorular cevaplar sahasında araştıran, çözüm arayan, didik didik eden, minik hikayeleri özveri bağıyla birbirine bağlayan Yazar Berin Tuncel'in "Her An Yeniden" romanı; psikolojik, sosyolojik çalkantıların altında yatan tortuyu sıvılaştırıp temizlemek için ideal bir kitaptır.

"HER AN YENİDEN"İ OKURKEN 'NEDEN' SUALLERİME VERDİĞİM YANITLAR

İnovasyon odaklı algoritmalar; insanların ihtiyaçları, ihtiyaç seviyeleri, algıları, algı düzeyleri, inançları, bireysel ve kitlesel doğal seleksiyon alanlarını sentetik kalıpların sınırlarını zorlayarak yeni bir zaman detayı ile yüzleştirmektedir. İnsanı mental çizgisinde dijitalleştiren hız ve açısı biyonik atılımlar; his, soyut çeper, insaniyet değerlerini yüzeysel sertlikler üzerinden yol alabilen raddeye ulaştırmada cebri bir değişimi dayatmaktadır. Adeta yeni bir türle tanışırcasına yaşamın benlik içgüdüsünü duyarsızlaştıran modern girişimlerin saldırısıyla karşı karşı gelmiş bulunmaktayız. Atalet(tökezlemek vs) korkusunun tipik kişilik özelliği gibi hayatlara sirayet ettiği önü bariyerle kesilmiş içsel patinajlar dönemindeyiz. Geçmişle bugün arasında kuramadığımız bağda yapay donanımlarıyla her şeyi seri biçimde tüketen metal tutum ve davranışlar içindeyiz. Eskinin gizemini, ömürlere sadakatle sinen değer yargılarını, insaniyet ölçülerini bütüncül sahada göremeyişimiz; tekilleşen sosyal gerçekliğimizin kıvrandıran sancısını her geçen gün biraz daha artırmaktadır.

Yeni bir boyutun yüksek duvarlarıyla örülmüş durumdayken çevremiz, dokularımızın gerçek rengini yitirmişken otantik gereksinmelerimizi karşılayamıyoruz. Bulunduğumuz bölgede, hapsedildiğimiz alanda, doğal tepkisini hissedemediğimiz var oluşun, yaşamsallık arz ettiğini sandığımız yapay devinimlerin; kültürel, içtimai, iktisadi, siyasi soyguna yol açan dinamikleriyle yoğrulmaktayız. Gerçeğin kimyasını bozdukça alışkanlık ritmiyle hareket edebilen yalan, riya ve çatışmaların hayatta kalma metodu şeklinde yorumlanması; genel tavra dönük bir kimlik gibi içselleştirilmektedir.

HER AN YENİDEN'İ OKURKEN MERVE'NİN DÜŞTÜĞÜ GİRDABA VERDİĞİM YANITLAR

Dinin arınmayı, hidayeti perçinleyen değerleri gerek bilinçli gerek de bilinçsiz bazı kesimlerce tabu yönüyle örselenmeye yüz tutmuş, belirli bir çevrenin güdümünde felah olabilme niteliğine karşı düşünsel ve kavramsal baskının seyrine nüfuz etmiştir. Hakiki içeriği ile gönüllere, duyguya, davranışa yön veren; başta insan ruhu için mamur girişimlerin paydasını oluşturan İslami kıstaslar modern tutumun çıkarcı ilişkileriyle kötüye kullanılmış, sığ birikimlerin darbesiyle sabote edilmiştir...

Merve'yi ve nicesini hüznü, kasvetiyle sınayan zamanın yırtıcı pençeleriyle savaşım; doğrularımıza içten gelen şefkat, itaat ve imanla sarılmaktan gıdasını almalı.(Tıpkı "Her An Yeniden''de yaşatıldığı gibi) Birçok şeyimizi kaybedebiliriz bu hayatta, üstümüzden yılların acımasız zulmü, insanoğlunun vefasız ağırlığı silindir gibi geçebilir; şayet enerjimizi teslim etmemiş, mağlubiyetin dehlizinde siyahlarımızın kurbanı değilsek "Her An Yeniden" yaşamın mesut edici, seçenekler sunmaya elverişli iklimiyle buluşabiliriz. Her an bir şeylerin iyiye gittiği, iyinin kötüyle cenginde kazananın "iyi" olduğunu gözlemleyebiliriz...

Her an mahzun öykümüzün sızısı dinebilir, suyun başını tutan eşkıya isyanlar yerini fazilete, refaha bırakabilir. Yeter ki gözlerimizde umudu besleyen bir evre, yeter ki içimizde büyüyen bir Merve olsun!

Gördüm gördüm! Merve'yi gördüm!
Anne rahmine düşen bebekte Merve;
Dengede
Döngüde

Hürriyete demirleyen örgüde, nakış nakış, çiçek çiçek...
Gelecek, gülecek Merve; perdeleri aralayan masum bir annenin sevincinde, güne merhaba diyen altın sarısı güneşin huzmelerinde şiir şiir, beste beste okunacak duvarları eriten, zincirleri, prangaları kıran arzularda... Arıların bal yaptığı, oğul vermiş kovanların tadında, nergislerin, yaseminlerin ve direncin dokusu kardelenlerin ucunda, mistik hülyaların ovasında, göçünde, sihrini korkusuzca bahşeden gecenin üçünde, namusun çelikleşen bileklerinde Merve!! İnandım, tuttum, içime içime çektim; duyusu bir başka, duruşu bir başka İlahi bakışlı semanın. Önünde, yanında, altında; kubbenin gri, lacivert, kızıl ve mor beyninde, kalbinde Merve!!

İnandım, inancımı haykırdım ve dedim ki;
"Her An Yeniden" değişebilir değişim!


Engin Yeşilyurt
13 Şubat 2020
Saat: 21.00-23.50

​BAŞKA BAHARLAR GELİR!..
BİR YEŞİLÇAM FİLMİNİN DAHA SONUNA GELDİK

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

By accepting you will be accessing a service provided by a third-party external to https://www.tahtapod.com/