Yağmurlu bir geceydi;
Kan yağıyordu, gözümden boşalırcasına gök gürültülü ve sağanak…
Sokaktaki itler havlıyordu her şimşek çaktığında,
Vahşi itler…
Bu gece yoksun Şehrazat...
Duman grisi bir hüzün çöktü içime.
Yas ilan ettim, kederdeyim bu gece...
Bu gece yoksun Şehrazat...
Duman grisi bir hüzün çöktü içime.
Ruhum sinsi duvarların arasına sıkıştı, çırpınıyor...
Yas ilan ettim,
Kederdeyim bu gece...
O masum…
O hesapsız…
O yürek dolu çocuksu gülümsemelerimiz,
Yılların sarartıp veremli bir hasta simasına benzettiği
Kenarda köşede kalmış siyah-beyaz fotoğraflarda kaldı…
Ve henüz yazılmamış şiirlerimin
Hiçbir gözyaşının söndüremeyeceği,
Yürek yangınlarıyla kavrulmuş mısralarında…
Vatandaş, kararı pek güzel verdi:
"Bırakıp gitmenin sırası değil."
Hesabınca büyük oyunu gördü
Bırakıp gitmenin sırası değil.
I
İsteseydim eğer…
Bir parça kek, ucuz bir plastik tabakta.
Ve bir şekersiz çay, kartondan bardakta…
Eh.. bir de sen olunca şöyle yanımda…
Yeter de artardı boş şeylere mutlu olmak için…
Ne olacak yani, herkes gibi biz de hiç el sürmezdik.
Öyle ya; ne gerek var, beyin yorup düşünmeye?
Özümüzden kopuğuz, artık biz değiliz: Biz.
Hor görülüyor şimdi, töremizi unuttuk.
Yad eller su yolumuz; yabanla olduk yüz-göz.
Doğup büyüdüğümüz yöremizi unuttuk.
Dem verir zamana derviş hırkası
Gözlerimin seli durulur cemde
Kim demiş sırdır feza arkası
Şimşek deler gökler yarılır cemde
kelimeleri beraat etti sükut lehçesinin
şimdi zincirlerinizi kırıp sessizliği dinleyin
o sessizlik ki müessif zamanların yoldaşı
çocuk hıçkırıklarının
yol bilmez arkadaşı...
