FİKİR YAZISI

Atsız'ın deyişiyle "Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından/ İleriye atılmak ve sonra dönmemektir" Evet belki de dönmeyeceklerdir, Çanakkale de, Dumlupınar'da, Sakarya' da olduğu gibi ama muazzam bir eser bırakarak.

Bir YOLUN SONU MU?

*
Bir ülküye gönül vermiştik. Hayallerimiz çok büyüktü. Mekânlar, alanlar, sınırlar gönlümüze dar geliyordu. Mırıldandığımız türküler, söylediğimiz marşlar, sloganlarımız uçsuz bucaksız bir coğrafyaya, kızıl elmaya götürüyordu bizi. O muhteşem gök kubbe de bir tatlı tebessümle anılmak, tarihimize hâkim olmak ve arkamızdan tarihin yeniden yazılmasını istiyorduk.
*
Mefkûrelerimiz, heyecanlarımız taptazeydi. Karamsarlık, yılgınlık, yorgunluk ve yenilmişlik lügatimizde yoktu. Doğan bir güneş gibi her tarafı aydınlatır, zifiri karanlıkları bile görünür hale getirirdi düşlerimiz. Hz. Peygamberin hadisine mazhar olmak için İstanbul'u fethetmek isteyen genç Fatih'in heyecanını yaşar gibiydik. Olanla yetinmedik, "Bu hududu kimler çizmiş gönlüme / Dar geliyor dar geliyor gardaşım"diyen şairin mısralarını hep mırıldandık.
*
Bilmedik, bilemezdik uzaklara bakarken, geniş ufukları hedeflerken altımızdan bir coğrafyanın kaymaya başlayacağını, Sevr'in yeni bir versiyonu ile karşılaşılacağını, Türk'üm demenin bile suç sayılacağını. Evet; bir algı dönüşümüne, bir zihniyetin kayışına, inançlar manzumesinin yok oluşuna tarih şahitlik ediyor. "Öz yurdunda garip, öz vatanında parya" durumuna düşmüş bir millet ve kara bulutların dolaştığı bir iklim… İnsanların mankurtlaştığı, ikbal kaygısının değerlerin önüne geçtiği Machiavellici anlayışın egemen olduğu bir dünya… Heyhat; bunlarda kaderimizde varmış meğer.
*
"Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna" diyordu şair. Biz o ruhu kaybettik. Her dönemin haramzadeleri çıkardı ama haramzadelik bir hayat tarzına hiç dönüşmemişti. Hep münferit vakıa olarak kalmıştı."Var olmak ya da yok olmak" bu kadar bariz, yolun sonu ya da başlangıcı olacak kadar keskin bir andır. Malazgirt ile vatanlaşan, Çanakkale ile durdurulan, Sakarya ile korunan bir vatan ve şuan üzerinde yaşayanları saran kara ahtapotun kollarına sıkışan vatan toprağı...
*
Toplumsal direnç kaleleri diyebileceğimiz semboller, değerler, kurumlar, öğretiler birer birer yok ediliyor ya da sulandırılıyor. Milli refleksler yerini evrensel şirketlerin kâr anlayışına bıraktı. Yerin derinliklerinden hortlatılan bir medeniyet ve var olan medeniyetin yok oluşunu gözleyen bir ruh hali… Böyle bir dönemden geçiyoruz.
*
İnanan insanların ümitsizliğe kapılma hakları yoktur ama durum sanıldığından da kötü. Tarihte yazılmış korku ütopyaları vardır. Hayatın her alanını şüphe, korku, tedirginlik ile doldururlar. Aynı şartları yaşıyoruz "İleri demokrasi ütopyası" adını verdiğimiz bu yeni ütopya iliklerimize kadar o korkuyu yaşatabiliyor bize. Bir nimet olarak sunulan iletişim araçları birer korku ütopyasına, teknolojik canavara dönüştürüldü. İnsanın eşiyle, çocuğuyla yapacağı konuşmasını bile tereddütler, korkular içinde yapar hale geldi, getirildi.
*
Bir el uzandı mabedime farklı dünyalardan rengi, dili, dini benden farklıdır. Bir fitne sokuldu ülkeme demokrasi, özgürlükler, insan hakları adına ama söylenenlerin hepsi beşeriyet adına bir kocaman yalan çıktı. Devayı ararken dertle tanıştık, Hakkı ararken yalanla, iftirayla karşılaştık. Hâkimler hükmünü verir mi bu celsenin bilinmez ancak bu sesiz yığınların haykırışını illaki duyan bir kulak, gören bir göz ve kalbinin en derinliklerinde muhakeme eden bir vicdan çıkacaktır, çıkmalıdır da.
*
Bu davayı omuzladığını, temsil ettiğini ifade edenler; o asil ruhunuzun üstü külle kaplanmıştır. Bir rüzgâr mı bekliyorsunuz, bir rüyada mısınız, neden bu duyarsızlık iklimine sizde uymaya başladınız? Tarih herkesten çok sizleri sorgulayacaktır. Bırakın basit hesapları, koltukları, çıkarları, sen –ben kavgasını; bu millet sizden Türk'ün hasletlerine uygun bir tavır bekliyor. Fildişi kuleden toplumu temaşa ederek bir yere varılmaz. Topluma ineceksiniz, toplumla kucaklaşarak bütünleşeceksiniz.
*
Her karamsar dönem, kendi içinde kurtuluşunu sağlayan, yol gösteren, öncülük eden kahramanlar, Alp-Erenler çıkarmıştır. Yığınların tepkisizliğine, dâhili ve harici ihanet odaklarının kahpe oyunlarına rağmen o kahramanlar hep bir ağızdan "Bu nefes bu bedeni terk edip de gitse de/Ruhum at koşturacak, o büyük hengâmede." diyeceklerdir. Şartlar ne olursa olsun bu millet, bu ülkü, bu irade bir şekilde kendisine dayatılan ve kim adına yapılırsa yapılsın bütün oyunları bozacak Anadolu'nun göbeğine Türk'ün mührünü vuracaktır, yine de.
*
Bu tarihi misyona sahip milletimiz, kendisine dayatılan zincirleri kırmalı, entrikalara dur demeli, bu badirelerden bir şekilde çıkmalıdır. Başka çıkış yolu da yoktur. Kahramanlar hep karanlık anların kurtarıcılarıdır. Kahramanlar, millet adına millet için gözünü kırpmadan hedefe gidenlerdir. Onlar, milletin geleceği adına kendilerini feda ederler. Tarih o kahramanları sadece bir olayın kahramanı olarak anlatır oysa onlar tarihin bir kesitine sığmayacak kadar büyüktür.

*
Atsız'ın deyişiyle "Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından/ İleriye atılmak ve sonra dönmemektir" Evet belki de dönmeyeceklerdir, Çanakkale de, Dumlupınar'da, Sakarya' da olduğu gibi ama muazzam bir eser bırakarak.
*
Yakarışımız, duamız bu kara emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin oyunlarının bertaraf edilmesi ve necip milletimizin öz yurdunda egemen bir güç olarak ilelebet varlığını devam ettirmesi, Türk coğrafyasının sahipsiz kalmaması ve milletimizin, dünya milletleri içinde hak ettiği seviyeye gelmesidir. Zira bu milletin başarısı, İslam dünyasının başarısı ve insanlığın başarısı olacaktır.

Telif Hakkı

© Abdullah Alagöz @ tataPod.com

ABDÜLHAMİD VE "ABDÜLHAMİDÇİLİK" ÜZERİNE
AŞK YİNELEMESİ

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış