Türkiye Selçuklu Sultan Ve Meliklerinin/Şehzâdeler Hapis Hayatı

Türkiye Selçuklu Devleti bilindiği gibi 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından kitleler halinde Anadolu'ya göç eden Türkmenlerin Selçuklu hanedanından Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış'ın neslinden gelen Süleyman Şah etrafında teşkilâtlanmaları sonucunda kurulmuştur. Adı geçen devletin yaklaşık iki yüz otuz yıl kadar hüküm sürmesinde hiç şüphesiz başa geçen sultanların payı büyüktür. Türkiye Selçuklu Devleti'nin kaderini etkileyen sultanlar arasında ise bir şekilde hapis hayatı yaşamak zorunda kalanların sayısı hiç de az değildir. Hatta büyük babaları Arslan Yabgu'nun 1025 yılında hileile yakalanıp Gazneli Mahmut (998-1030) tarafından Kalincar kalesinde hapsedilmesi ve devletin kurucusu Süleyman Şah'ın da babası Kutalmış'ın, Sultan Alparslan ile taht mücadelesi için giriştiği savaşta ölmesinin (1064) ardından bir süre hapis hayatı yaşamasını göz önünde tutarsak hapis ve hapishanelerin Türkiye Selçuklu Sultanlarının kaderlerinin bir parçası olarak değerlendirmek abartılı olmaz. 

Yukarıdada bahsedildiği gibi Kutalmış, Alparslan'a karşı giriştiği taht mücadelesini kaybedince çocukları (Süleyman Şah, Mansur, Alp İlig, Devlet / Dolat) Büyük Selçuklu Sultanıtarafından bir süre hapis edilmişti. 1086 yılında Halep hakimiyeti yüzünden SüleymanŞah ile Büyük Selçuklular karşı karşıya geldiğinde bu defa Süleyman Şah'ın iki oğlu ( Kılıç Arslan ve Kulan )Isfahan'a götürülüp Melikşah ölene kadar orada hapis edilmişlerdi. Daha önce Süleyman Şah vekardeşlerihapisten nasılAlparslan'ın ölümünün (1072) ardından Melikşah'ın tahta çıkmasısayesindekurtuldularsa Kılıç Arslan ve Kulan da Melikşah'ın ölümünün (1092) ardından başa geçen Berkyaruk'un izniyle serbest kalıp Anadolu'ya gelmişlerdi. Muhtemelen1093 yılı başlarındaTürkiyeSelçuklu tahtına oturanI. Kılıç Arslan'ınkaderinin de aslında babası vededelerininkinden farklı olmadığını görüyoruz.1107 yılında budefaMusul'unhakimiyetiiçin kendisi Büyük Selçuklular ilekarşıkarşıyagelmişti. Dahaönceki büyükleri gibi oda yenilip savaşın ardından ölmüşve oğluŞahin Şah( Melikşah )SultanMuhammed'in yanına ( Isfahan'a ) gönderilmişti.

Şahin Şah (Melikşah)'ın 1107 yılında Isfahan'da başlayan hapis hayatına dair kendinden öncekiler hakkında olduğu gibi kaynaklarda maalesef bilgi yoktur. 1109 yılında Isfahan'dan kurtulup 1110 yılının başlarında Anadolu'ya gelişine dair ise iki farklı bilgi yer almaktadır. Bunlardan Ebu'l-Ferec'e göre; Şahin Şah (Melikşah) bizzat Muhammet Tapar tarafından Anadolu'ya gönderilirken, Sıbt İbnü'l-Cevzî onun kaçarak geldiğini belirtmektedir. Her ne yolla olursa olsun 1110 yılı başlarında Anadolu'ya gelen ve önce Malatya'da, daha sonra da Konya'da tahta oturmasından sonraki olaylarkonumuz açısından bir dönüm noktası oluşturmaktadır. Çünkü bundan sonra hiçbir Türkiye Selçuklu Sultanı Büyük Selçuklular ile karşı karşıya gelmeyeceği için ne kendileri ne de çocukları adı geçen devlet tarafından hapis edilemeyeceklerdir. Diğer taraftan ise Şahin Şah (Melikşah)'ın tahta oturmasının ardından ilk defa bir Türkiye Selçuklu Sultanı kardeşlerini hapse attıracaktır. Nitekim kaynaklar Şahin Şah'ın Malatya'ya geldikten sonra kardeşi Tuğrul Arslan'ı azledip öteki iki kardeşi Mesud ve Arab'ı hapse attığını yazmaktadır. Fakat iki kardeşin nerede hapsedildiğine dair net bir bilgi yoktur. Ancak Mesud'un hapisten çıkışına dair farklı bilgiler verilmektedir. Meselâ, Süryanî Mihael "Şahin Şah (Melikşah)'ın bir emiri ona isyan edip Mesud'u hapisten çıkartmıştır" derken, Ebu'l-Ferec, "Danişmendli Emir Gazi, Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos (1080-1118)'un yanından dönen Sultan Şahin Şah (Melikşah)'ı pusuya düşürüp yakalayarak gözlerini kör ettikten sonra Malatya'daki Emirler Mesud'u hapisten çıkarıp sultan ilân etmişlerdir" der. Anna Komnena ise, Şahin Şah (Melikşah)'ın Aleksios'un yanında iken imparator sultanın kardeşinin bazı emirlerin desteğini alıp ona karşı bir komplo kurduğunu ve bu plânın ne olduğunu öğrenmeden yanından ayrılmamasını söylemesine rağmen Şahin Şah (Melikşah)'ın onu dinlemediğini belirtir.

Sultan I. Mesud'un (116-1155) ardından tahta çıkan II. Kılıç Arslan (1155-1192) da kendisine karşı taht iddiasında bulunan kardeşi Şahin Şah'ın oğullarını hapsettirmiştir. 1172 yılı olayları arasında konu hakkında bilgi veren Süryanî Mihael,"II. Kılıç Arslan kardeşi Şahin Şah'ın oğullarını hapsetti. Daha sonra onlardan birini öldürttü, kebap ettirdiği ve ekmekle beraber bir tabağa koyup bu yemeği babasına gönderdi ve diğer üçüne de, talep ederse, aynı şeyi yapacağını bildirdi" demektedir. Bilindiği gibi Türkler'de hanedan üyelerinin kanının akıtılmasıuğursuzluk sayıldığı için Süryanî Mihael'in verdiği bu bilgi gerek Türkiye Selçuklu gerekse Türk Tarihi açısından ilginç bir örnektir.

I. Gıyaseddîn Keyhüsrev ikinci kez Türkiye Selçuklu tahtına çıktığında (1205-1211) yeğeni sabıkSultan III. Kılıç Arslan'ınakıbetine dair İbn Bibi şu bilgileri verir; "Sultan yeğeni III. Kılıç Arslan'ı yanına çağırarak yanağından öpüp dizine oturttu. Gönlünüalarak ona kemer, külah, altınsaplı kılıç, at, katır gibi hediyeler verdi. Ülke ve saltanat işlerini yoluna koyup, her taraftan güvenliği sağlayıncaya kadar Gavale Kalesi'nde (Konya'nınbatısında) oturmasını, ondan sonraTokat'a gitmesini buyurdu". Fakat III. Kılıç Arslan'ın Tokat'agittiğine dair kaynaklarda bilgi yoktur. Ayrıca I. Gıyaseddîn Keyhüsrev'in TokatMelikliğine oğlu I. Alâeddîn Keykubad'ıtayin ettiğini görüyoruz. Her ne kadar İbni Bibi açıkça hapisten bahsetmese de Müneccimbaşı ve Cenabî I. Gıyaseddîn Keyhüsrev'in ikinci defa tahta oturduğunda kardeşinin oğlu III. Kılıç Arslan'ı ve maiyetini yakalayıp Gavele Kalesi'nde hapsettiğini yazmaktalar.

SultanI. GıyaseddînKeyhüsrev1211 yılında İznikRumİmparatoruTheodoros

Laskaris ile yaptığı Alaşehir (Philadelphia) savaşında ölünce oğulları I. İzzeddîn Keykavus (1211-1220) ve I. Alâeddîn Keykubad (1220-1237) arasında taht mücadelesi olmuş ve Ankara muhasarası sonucu yenilgiye uğrayıp tutuklanan tarafI. Alâeddîn Keykubad olmuştur (1213-1214). Ankara ileri gelenlerinin şehrin sultana tesliminden önce, Melik Alâeddîn ve adamlarının hayatına dokunulmamasının yanı sıra sultan tarafından belirlenen kaleye götürülürken veya götürülüşünün ardından hapis hayatı boyunca başta yiyecek, içecek vb.. konularda sıkıntı çekmemesi, hiçbir şekilde saldırıya uğramaması konusunda teminat aldıktan sonra şehri teslim etmişlerdir. Alâeddîn Keykubad'ın Seyfeddîn Ay-aba tarafından Malatya'nın Minşar/Menşar Kalesi'ne götürülmesinden önce Beytü's-Siyâb (giyecek evinden)'dan, Matbah (Mutfak) ve Şaraphane'den gerekli şeyler aldıktan sonra yola çıkıldığını, oraya vardıklarında da Seyfeddîn Ay-aba'nın oranın emirlerinden meliki kendilerine sağ salim teslim ettiğine dair belgeyi aldıktan sonra saltanat dergahına geri döndüğü bilinmektedir.

Önce Minşar/ Menşar daha sonra Kezirpert/Güzerpirt kalesi olmak üzere yaklaşık yedi yıl hapis hayatı yaşayan Melik Alâeddîn Keykubad, kardeşi Sultan I. İzzeddîn Keykavus'un ölümün ardından 1220 yılında devlet erkanı tarafından hapisten çıkarılıp tahta oturtulmuştur. Türkiye Selçuklu Devleti'ne altın çağını yaşatan sultan olarak tarihte ayrı bir önem arz eden I. Alâeddîn Keykubad'ın Suğdak Seferi (1224-1225)'nin ardından fethin şükür- namesi olarak hapislerdeki tutukluları serbest bıraktığı bilinmektedir. Aynı davranışı oğlu II. Gıyaseddîn Keyhüsrev (1237-1246)'in tahta çıktığında sergilediğini görüyoruz. Fakat bu hadiseden kısa bir süre sonra Sultan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev'in başta üvey annesi Eyyûbî Melikesi Gaziye Hatunu olmak üzere kardeşleri İzzeddîn ve Rükneddîn'i tutuklatıp üvey annesini Ankara Kalesi'ne kardeşlerini de Borgulu (Uluborlu) kalesine hapsettirmiştir (1237-1238). Bu iki melikin akıbeti hakkında kaynakların ortak ifadesi sultanın erkek çocukları olduktan sonra öldürüldükleri yolundadır.

Sultan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev'in ölümünün ardından (1246) tahta çıkan II. İzzeddîn Keykavus ile kardeşi Rükneddîn IV. Kılıç Arslan arasında şiddetli tahtmücadeleleri olmuş ve Kayseri yakınlarındaki Ahmet-hisar mevkiinde 1254 yılında yapılan savaşı Rükneddîn kaybedince II. İzzeddîn Keykavus onu önce Amasya daha sonra Borgulu (Uluborlu) kalesinde hapsettirmiş ve Rükneddîn'in kaçmasını engellemek için gardiyanlık görevini de Rum asıllı dayısı Kir Haye'yevermiştir. Bu süre zarfında Kir Haye'nin Rükneddîn IV. Kılıç Arslan'a kötü muamele ettiği bilinmektedir. Bu nedenle olsa gerek Baycun'un ikinci defa Anadolu'ya girip Sultan Han'ı önünde II. İzzeddîn Keykavus'u yenilgiye uğratmasının ardından hapisten çıkartılıp Türkiye Selçuklu tahtına oturtulan Rükneddîn IV. Kılıç Arslan (1257) sultan olur olmaz Kir Haye'yi öldürtüp cesedini köpeklere atmıştır.

Selçuklu Hanedanı dışında yabancı devlet adamları tarafından bir vesile ile tutuklanıp hapse atılan Türkiye Selçuklu Sultanları içinde en ilginç olanı hiç şüphesiz II. İzzeddîn Keykavus'dur. Baycu Noyan'nun Hülagü'nün Bağdat Seferi'ne (1258) katılmak üzere Anadolu'dan ayrılmasınıfırsat bilen II. İzzeddîn Keykavus İznik Rum İmparatoru Theodoros Laskaris'ten aldığı yardımla tekrar Konya'da tahta otursa da 1262 yılında Moğollar'a karşı bir kez daha yenilince tahtını bırakıp ailesi ve yakın adamları ile birlikte bu defa İstanbul'a gitmek zorunda kalmıştır. Bizans İmparatoru VIII. Mikhael Palaiologos (1259-1282)tarafından gayet iyi karşılanmasına rağmen II. İzzeddîn'in yakın adamlarının tavsiyelerine uyup Bizans İmparatoru Mikhael Palaiologos'u öldürüp tahtı ele geçirmek için plân yapmaya başlayınca durumdan haberdar olan imparator tarafından tutuklanıp annesi, kız kardeşi, iki oğlu Gıyaseddîn Mesud ve Rükneddîn Geyumers ile birlikte İstanbul yakınında bir kaleye (Enez) hapsedilmiştir (1263-1264). Sabık Sultan II. İzzeddîn Keykavus, Hülagu'nun kardeşi Berke Han'ınadamlarından Kutluğ Melik'in Bizans üzerine düzenlediği sefer sonucu oğulları Gıyaseddîn II. Mesud ve Rükneddîn Geyumers ile birlikte kurtarılmıştır. Sultan II. İzzeddîn Keykavus kalan ömrünü Suğdakşehrinde kendisine tahsis edilen çiftlikte zor şartlarda geçirmiştir.

Sultan II. İzzeddîn Keykavus'den sonra tahta geçen Rükneddîn IV. Kılıç ve oğlu III. Gıyaseddîn'in ardından sultan olan Gıyaseddîn II. Mesud'un çocukluğu babasıyla birlikte sürgünde hatta bir süre Bizans'da hapiste geçmişti. Babası II. İzzeddîn'in vasiyeti üzerine ölümünün ardından 1280 yılında Anadolu'ya gelmiş ve Çobanoğulları'ndan Yavlak Arslan'ın yardımlarıyla Abaka Han'ın huzuruna çıkıp İlhanlılar'ın hakimiyetindeki Türkiye Selçuklu Devleti saltanatından payını almayı başardı. Gerek İlhanlılar, gerekse Anadolu açısından oldukça karışık bir dönemdeki saltanatının ilk devresi 1284-1296 yılları arasını kapsamaktadır. Sultan II. Mesud 1295 yılında İlhanlıların Anadolu'daki emirlerinden Baltu'nun isyanına bizzat katılmasa daGazan Han'ın gözünden düşmüş ve isyanını bastıran Kutlug Şah tarafından hanın huzuruna götürülüp 1302'de ikinci kez çıkana kadar Aksarayî'ye göre, Hemedan'da bir nevi göz hapsinde tutularak maddi manevi zor şartlar altında yaşamıştır. Müneccimbaşı ise II. Mesud'un Hemedan Kalesi'nde hapsedildiğini yazmaktadır.

1298-1302 yıllarında hüküm süren III. Alâeddîn Keykubad ise tebeasına kötü davranıp haksız kazanç elde ettiği için Gazan Han'ın huzuruna çıkartılmış yapılan yargılama sonucu ölüme mahkum edilmiş olsa da Hülagu'nun kızı ile evli olduğu için hayatı bağışlanmış fakat ölünceye kadarIsfahan'da kendisine tahsis edilen az bir maaşla bir nevi hapis hayatı yaşamaya mahkum edilmiştir (1301-1302).

Sonuç olarak bazen hanedan içi çekişmeler bazen de rakip güçler (devletler) başta olmak üzere kuruluş aşamasından yıkılışına kadar hapis ve hapishanelerTürkiye Selçuklu Sultanları'nın yaşamlarının bir parçası olmuştur.Ancak hapsedilen sultanda olsa kaynaklar Ortaçağ Anadolu'sunda ki hapishanelerin şartları ve konumları hakkında yeterli bilgi vermemektedir. Mevcut bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla hapsedilen sultan ya da melikler ya sarayda gözetim altında ya da kalelerde tutulmuştur.


Kaynakça

  • Aksarayi; Müsâmeretü'l-Ahbâr, Türkçe çev. Mürsel Öztürk, TTK Ankara 2000
  • Anna Komnena;Alexiad, Türkçe çev. Bilge Umar, İstanbul 1996.
  • Anonim Selçukname, nşr. ve Türkçe çev. F. Uzluk, Anadolu Selçukî Tarihi, III, Ankara 1952.
  • Baykara, Tuncer;I.Gıyaseddîn Keyhusrev (1164-1211) Gazi Şehit, TTK Ankara 1997.
  • Cahen, C.;Osmanlılardan Önce Anadolu, çev. Erol Üyepazarcı, Tarih Vakfı Yayınları İstanbul 2000
  • Çay, Abdülhaluk;II. Kılıç Arslan, KBY Ankara 1987.
  • Demirkent, Işın;Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, TTK Ankara 1996.
  • Ebu'l-Ferec, Ebu'l-Ferec Tarihi II, çev. Ömer Rıza Doğrul, TTK Ankara 1987.
  • İbnü'l-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih X, Türkçe çev. A. Özaydın, İstanbul 1987.
  • Kafesoğlu, İ.;Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu, İstanbul 1953.
  • Kesik, M. ; Türkiye Selçuklu Devleti Tarihi Sultan I. Mesud Devri (1116-1155) TTK 2003
  • Koca, Salim;Sultan I. İzzeddîn Keykâvus (1211-1220), TTK Ankara 1997.
  • Köymen, M. Altay;Alp Arslan Ve Zamanı, AÜDTCFY Ankara 1983.
  • Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi I Kuruluş Devri, TTK 1989.
  • Müneccimbaşı;Câmiu'd-Düvel II, Türkeçe çev. Ali Öngül, İzmir 2001.
  • Râvendî, Râhatü's-Sudûr Ve Ayetü's-Sürûr I, Türkçe çev. Ahmed Ateş, TTK 1957
  • Özaydın, A. Kerim; Sultan Muhammed Tapar Devri Selçuklu Tarihi (498-511/1105-1118), TTK 1990.
  • Sultan Berkyaruk Devri Selçuklu Tarihi (485-498/1092-1104), İstanbul 2001.
  • Sevim, Ali;Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah, TTK Ankara 1990.
  • Sıbt İbnü'l-Cevzi;Mirâtü'z-Zamân fî Târihi'l-A'yân,Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., III. Ahmed no 2907/XIII, vr. 150b.
  • Süryanî Patrik Mihall'in Vakainamesi, Türçe çev. H. Andrasyan, TTK basılmamış nüsha
  • Turan, Osman; Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1993.
  • Uyumaz, E.; Sultan I. Alâeddîn Keykubad Devri Türkiye Selçulu Devleti Siyasî Tarihi (1220-1237), TTK Ankara 2003.
  • Yinanç, M. Halil; "Alparslan", İA, I, 384-386. 
İslamcı-Muhafazakarların İsrail'le ilişkiler Tarih...
EY TÜRK UYAN 2

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış