Mehmet Alp'in Defteri

Cumhuriyet Ekonomisi (1938-1950)

Mustafa Kemal Atatürk'ün 1938'de vefaatinden sonra başlayan ve 1950'ye kadar süren süreç bir çok yönden Türkiye Cumhuriyeti için yeni ve Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı bir dönemlerindendir. 

Bu dönemde yeni ekonomi politikası uygulandığı söylenemez. Lakin Türk ekonomi politikasında çok köklü değişiklikler yaşanan bir döneme gebe olan bir süreç olarak yine de olayları özetlemek gerekir. 

Bu dönemin siyasi tartışmasına bu noktada girmek istemiyorum. Lakin sanırım İsmet İnönü Paşanın Milli Şef seçilmesi ve devlet, parti ve hükümet üzerine doğrudan etkili olmasının Atatürk döneminde son başbakan olan Celal Bayar'ı pek memnun etmemiştir. Sanırım Milli Şef'in yönetimi altında bir çok konuda daha otoriter bir dönem yaşandığını söylemek mümkün.

Bütün bu olayları değerlendirirken İsmet İnönü Paşanın hükümet döneminin ilk yıllarının II. Dünya Savaşı'na denk geldiğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Dolaysıyla o dönemin ekonomik gelişmelerini de ne zaman biteceği belli olmayan bu savaştan Türkiye'yi uzak tutmak ve ne olur ne olmaz diye hazır halde olmak çabası ile değerlendirmek gerek. 

Gençlerin çok sayıda askere alınması ekonomik üretimin yetersiz iş gücü olmamasından dolayı azalmasına, hazırlıklı olmak için devletin stokları geniş tutması ise piyasadaki ürünlerin azalmasına ve dolaysıyla fiyatların artmasına yol açmıştır. 

Türkiye silah sanayinde kullanılan kromu savaşan ülkelere satarak önemli ölçüde döviz elde etmeyi başarmış, devletin döviz rezervlerinde ciddi bir artış olmuştur. 

Ekonomik olarak Atatürk döneminde baş vurulan yolun genel hatları ile takip edildiğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Atatürk döneminde başlatılan ve büyük mesafeler kat edilen eğitim ve kültür alanındaki çalışmalara devam edilmiştir.

Aslında bu döneme ait olarak İsmet İnönü Paşanın Atatürk'ün yerine gelerek kendi konumunu güçlendirmek istediğine dair söylentiler vardır. Bu söylentilerin doğruluğunu veya yanlışlığını doğrulayacak araştırma yapmadığım için açıkcası bir fikir sahibi değilim. Ama bu söylem için özellikle İsmet İnönü Paşanın paralardan Atatürk'ün resmini kaldırması örnek olarak kullanılır. 

Bununla alakadar Araştırmacı-Yazar Eriş Ülger 16 Nisan 1941'de o dönem Türkiye'de para basacak matbaa olmadığını ve Türk Lira'sının ‚Londra' da büyük tesisleri bulunan, Thomas De La Rue adındaki bir şahsın sahibi olduğu bir matbaa' tarafından basıldığını, üzerinde Atatürk'ün resmi olan toplam değeri 20 milyon Türk Lirası olan 50'lik ve 100'lük banknotların New York Shine isimli gemiyle Türkiye'ye getirilirken Yunanistan'ın Pire limanında Wehrmacht'ın saldırısına uğrayarak batırıldığını ve bu esnada paranın neredeyse tümünün Yunanlıların eline geçtiği için İsmet İnönü Paşanın yeni para bastığını iddia ediyor. 

Bu açıklama bana yeterince gerçekçi gelmedi. Evvela Alman kaynaklarından olayı teyit edemedim. Orda Pire Limanı'na 7 Nisan 1941'de bir saldırı var. 16 Nisan saldırısını ben bulamadım. Ayrıca bahsi geçen ‚de la Rue' matbaasının kurucusu Thomas de la Rue 1866'da ölmüş. Şirket 1896'da A.Ş.'ye dönüşmüş ve kurucusunun ailesinden son yönetici Stuart de la Rue 1930'dan önce şirketi terk etmiş. Şirketin ana hissedarlarından büyük dedesinin ismini taşıyan bir Thomas de La Rue olup olmadığıda hiç bir yerde geçmiyor.

Yine de bu İsmet İnönü Paşanın Atatürk'ü ‚unutturmak istediği, kendini Atatürk yerine saydırmak istediği' gibi bir sonuç çıkarmak bence doğru olmaz. Konuyla alakadar ‚Atatürk'ü koruma Kanunu'nun 31 Temmuz 1951'de yani Adnan Menderes döneminde kabul edildiğini, ‚Atatürkçülük' Yarışında o dönem DP'nin açık ara CHP'ye fark attığı ve Atatürk'ün tüm ilke ve inkilaplarının her fırsatta suistimal edildiğini bilmek gerek. 

Paralara İsmet Paşanın resminin basılması ise 30 Aralık 1925 tarihli 701 sayılı yasa ve 16 Mart 1926 tarihli 3322 sayılı kararname ile 50, 100, 500 ve 1.000 liralık banknotların ‚yüzlerinde reis-i cumhur hazretlerinin resminin bulunması kararı' alınması gereğidir. Ve dolaysıyla İsmet İnönü Paşanın yaptığı fevri veya kanunsuz bir olay yoktur. 

İnönü Paşanın, "Atatürk'ü unutturma amacına yönelik bir saygısızlık" yorumlarıyla alkadar dönemin Başbakan Yardımcısı Kemal Satır'a şöyle bir açıklaması olduğu söylenir:

"Atatürk gibi eşsiz bir kahramanı istihlaf etmiştim (halef olmuştum). Benim için en büyük tehlike onun gölgesi altında erimek ve ezilmek idi. Devlet icraatının bütün sorumluluğu bana ait olmalıydı. Bunun için de kudretim neyse benim damgamı taşıyacak bir dönemin başladığının belli olması gerekiyordu. Paralara resim nakşedilmesi tarihten gelen bir devlet kudreti ve hakimiyeti geleneği idi. Parada pulda yapılanların başka türlü manalandırılması bir istismardır. Bizim ona vefa ve sadakatimiz tarihin imtihanından geçmiştir."

İsmet Önönü

Bunun haricinde en önemli gelişmelerden biri dönemin en mühim eğitim kurumu, 1940 yılında kırsal kesime öğretmen yetiştirmek amacıyla Köy Enstitülerinin açılmasıdır. Atatürk döneminde topraksız köylü bırakmama amacı ile tasarlanan Toprak ve Tarım Reformu geniş emlak sahiplerinin yoğun tepkisi ve konuyla ilgili yetersiz alt yapı yüzünden başarıya ulaşamamıştır. Savaş yıllarında uygulanan ‚sıkı ekonomi politikalar' esnaf ve tüccar kesimini olumsuz etkilemiş, ve diğer yandan da ürünlerin yeterli miktarda piyasada bulunamayışları ve dolayısıyla artan fiyatlar genel olarak halkta memnunsuzluğa yol açmıştır. 

Bu süreç esnasında genel olarak Atatürk'ün izlediği ekonomi politikasının takip edildiğini söylemek mümkün olsa da, II. Dünya Savaşı'ndan Batı'nın galip çıkması ve savaşın diğer galibi Stalin Rusya'sının Türkiye'ye yönelik tehdit edici tavrı, zaten Batı'ya yönelmiş olan Türkiye'nin Batı ile ilişkilerini daha da hızlandırmasına sebep olmuştur ve daha sonraki dönemler için ekonomik açıdan da önemli bir dönüm noktası sayılabilir. 

Savaş yılları ve savaş sonrası kurulan yeni dünya düzeni ile Türkiye'nin iç dinamikleri tek partili sistemden çok partili sisteme geçilmesi gerektiği şeklinde okunmuş ve 18 Temmuz 1945'te Milli Kalkınma Partisi'nin, Ocak 1946 da CHP'den ayrılmış olan Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü'nün önderliğinde Demokrat Parti'nin kurulması gerçekleşmiştir. 

Gerek savaştan olumsuz etkilenen büyük ve küçük sermaye çevreleri ve ihmal edilen kırsal kesim tarafından, gerekse savaş nedeniyle ihtiyaç duyulan mallarda ve gıda ürünlerinde yaşanan darlıktan muzdarip olan halk tarafından DP bir umut ışığı olarak görülmüştür. 

21 Temmuz 1946 tarihinde ilk tek dereceli ve çok partili seçimler yapılmıştır. Çoğunluk sistemine dayanan ve açık oy - gizli tasnif esasına göre yapılan bu seçimlerde CHP 390, DP 66, bağımsızlar ise 7 milletvekili çıkarabilmiştir. Açık oy-gizli tasnif esasına göre yapılan bu seçimler, sonuçları üzerinde yarattığı kuşkular nedeniyle günümüze değin devam eden bir tartışmalara da neden olmuştur. 

DP'nin halktan gördüğü yoğun ilgi üzeri İsmet İnönü CHP içinde bazı değişiklikler yaparken, DP'de de tartışmalar çıkmış ve Fevzi Çakmak önderliğindeki bir grup ılımlı parti üyesi, istifa ederek, 20 Temmuz 1948'de Millet Partisini kurmuşlardır. 

14 Mayıs 1950'de yine çoğunluk sistemine göre olmakla birlikte gizli oy - açık tasnif esasına göre yapılan genel seçimlerde, bu kez DP üstünlük sağlamış ve 23 yıllık CHP iktidarı sona ermiştir. 

14 Mayıs 1950 aynı zamanda milli ekonominin uğradığı bir paradigma değişiminin başlangıcıdır ve bence ilk kırılma noktasıdır.


...

Cumuriyet Ekonomisi (1923-1938) - tahtapod.com | Blog

Ekonomiyi anlamak için anlık bakış asla kafi olmaz. Ekonomi her zaman bir süreçtir. Her ne kadar bir yaşanan kriz için bir tarih vermek mümkün gözükse bile,...
...

Cumuriyet Ekonomisi (1950-1960) - tahtapod.com | Blog

DP dönemi yönetimi altındaki Türkiye'nin durumu günümüze kadar çok tartışılan bir süreçtir. II. Cihan Harbi yıllarında Türkiye'de uygulanan devletin geniş...
FIRAT ÇAKIROĞLU'NDAN MEKTUP!
Cumhuriyetin Getirdikleri ve Götürdükleri Üzerine

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış