MALAZGİRT SAVAŞI İLE İLGİLİ KEHANETLER

1071 Malazgirt Savaşı her ne kadar Selçuklu Sultanı Alp Arslan (1063-1072) tarafından plânlanmış bir sefer olmasa da neticesi itibariyle hiç şüphesiz hem Türk-İslâm hem de Hristiyan Bizans (Doğu Roma) dünyasının tarihini değiştiren önemli bir hadisedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak üzerinde yaşadığımız toprakların kazanılmasında ki dönüm noktalarından biri olan bu savaş ile ilgili dönemin kaynaklarında askerî, stratejik vb. konularda birçok bilgi yer almaktadır. Lakin kaynakların bazılarında bu sefer ile alakalı kehanetlere/alâmatlere de yer verilmiştir. Bilindiği gibi insanoğlu mevcut durumu anlayıp değerlendirmek ve aynı zamanda geleceği önceden tahmin etme hatta bilme arzusunu gerçekleştirmek adına doğa olaylarından inanca kadar karşılaştığı bazı hadiseleri ilerisi için iyi ya da kötü alametler olarak vasıflandırmıştır. İşte biz çalışmamızda geçmişten günümüze insanoğlunu meşgul eden en önemli hadiselerin başında gelen bilinmeye ve geleceğe duyulan ilgi ve onu önceden bilme merakı ile alakalı konumuzla ilgili neler yazıldığını tespit etmeye çalıştık.

Sultan Alp Arslan ve Romanos Diogenes.

IV. Romanos Diogens (1068-1071) tahta çıkışından kısa bir süre sonra Bizans'ın eski ihtişamını geri kazanmak ve imparatorluğun içlerine kadar uzanan doğu sınırlarından yapılan Türkmen akınları durdurmak için sefer hazırlıklarına başlamıştı. Nihayet eldeki bütün imkânları kullanarak hazırladığı ordusuyla harekete geçmeden önce geleneklere uygun olarak Hz. İsa'nın önünde secde etmek için Ayasofya'yı ziyaret etti. Ancak kaynakların verdiği bilgilere göre sefer ile ilgili ilk olumsuz alametler kendini burada gösterdi. Rivayete göre, "IV. Romanos Diogens, Alp Arslan'a karşı sefere çıkmadan önce Ayosofya'yı ziyaret edip yakutlarla bezenmiş haç önünde secde edip, yardım istemiş fakat haç İslâm'ın kıblesinden yana yüz üstü yıkılınca hükümdar bu duruma çok üzülmüştü. Papazlar haçı o durumda görünce kaldırıp yerine koydular. Ertesi gün Romanos tekrar kiliseye geldiğinde yine heykeli yerde buldu. Heykelin "haçın zincirlerle bağlanmasını"emretti. Üçüncü gün Ayasofya'ya geldiğinde yine haçı Müslümanlar'ın kıblesine doğru yerde buldu. Buna çok hayret edip yenileceğimi anladım. Fakat arzu ve ihtirasımın etkisi altında kalarak İslâm ülkelerine yürüdüm ve bilinen şeyler başıma geldi" dedi. Bizans kaynakları bu kötü kehanetlerin savaş için yola çıkıldığında da devam ettiğini kayd ederler. Nitekim "Henüz bahar tam da gelmeden, İmparator Romanos, hükümdara özgü üç dizi kürekli savaş gemisine bindi ve (Khalkèdona/Kadıköy boğazını bir yandan ötekine geçerken) karşıya yani İzmit Körfezi'nin güney kıyısında şimdiki Yalova feribot iskelesi yerinde olan Pylai/Kapılar adlı bir İmparator sarayının bulunduğu iskele değil de onun doğusunda "Dil" denen çıkıntının ucunda şimdiki Hersek köyü yakınındaki Helenopolis kenti iskelesine geçtiği sırada rengi aktan çok karaya yakın bir güvercin, üç dizi kürekli savaş gemisi üzerinde dolandı da dolandı. Ta ki Romanos onu yakalayana kadar kanat çırpmaya devam etti. İmparator onu yakalayınca karı koca arasında olagelen sürtüşmelerden biri nedeniyle âdet edinilenin tersine kentteki sarayda kalmış olan İmparatoriçeye gönderdi. Bunun üzerine İmparatoriçe ertesi gün karşı kıyıya geçti. Orada birkaç gün onunla birlikte kaldı ve İmparatoru Anadolu'ya uğurladıktan sonra da geriye döndü. Ancak güvercinle ilgili bu olay ne onu yakalayan İmparator ne de kendisine güvercini gönderdiği kişi için gelecek konusunda iyiye alâmet sayıldı.". Dahası, Helenopolis'de konaklamışken İmparator çadırının orta yerinde dikili duran ve çadır tavanına destek olan direk, görülür bir neden olmaksızın, kırıldı ve çadırın da yıkılmasına yol açtı. Bir diğer kötü gelecek belirtisi de sefer yolculuğunun daha ileri bir aşamasında şu şekilde gerçekleşmiştir; "Diogenès Anatolikòn iline (Şimdiki Afyon, Isparta, Konya illeri) varıncaya kadar, Anadolu'nun derinliklerine doğru yürüdü. Askerlerini çilelere sokmaya her zamankinden daha da istekli idi. Böylece, oradan akan ırmağın (Sakarya'nın) yakınında bulunan buğday tarlalarında çadırlı ordugâh kurduracağına, yokuşlu ve taşlık yerde ordugâh kurdurdu. Kendisi küçük evlerde kalırken asker için çadırlar kurdurmayıp onları açıkta yatırdı. O zaman, daha öncekilerden aşağı kalmayan bir gelecek belirtisi vaki oldu. Bir yerde tutuşma sonucu yangın çıktı ve İmparatorunun, hizmetkârlarının, atlarının, eşyalarının kaldığı evler büyük gürültüyle yandı. Bu evlerdeki yangını söndürmek için çok kişi seğirtti, ama onların işe karışmasının, İmparatorun eşyalarının kurtarılmasına yararı olmadı. En güzel İmparator atları, en pahalı ve süslü silâhlar, dizginler (koşum takımları) ve arabalar yanıp kömüre dönüştü. Ancak birkaç öteberi bin zorlukla ateşin hırsından kurtarılabildi. Bazı atlar ve katırlar, ordunun yanı sıra, derilerindeki yanıklarla yürüdüler. Bunların hiçbir işe yararlılığı olmadı ve sadece İmparatorun başına gelen felâket hakkında ve bütün bu olan bitenlerin sembolik anlamı bulunduğu konusunda bir tanık ifadesi gibiydiler".

Malazgirt Ovası

Bizans İmparatoru Theodosiopolis/Erzurum'a vardığında kuvvetlerini biri kendi komutasında olmak üzere üçe ayırdı ve ücretli askerlerin bir bölümünü kente saldırsınlar diye Ahlat (Türkler'in Anadolu'ya yaptıkları akınların üssü)'a gönderdi. Bu gurubun içinde Franklar denen Almanlar da yer almaktaydı ve başlarında da Rouselio/Roussel de Bailleul adlı güçlü bir komutan vardı. İslâm kaynaklarına göre kumandan Hristiyanlarca kutsal sayılan baş kısmı gümüşten, firuzelerle süslü ahşaptan olan bu haç ile birlikte Ahlat'a ulaşıp orada yağma ve tutsak almakla meşgul iken Sunduk et-Türkî kumandasındaki Ahlat kuvvetleri onun üzerine yürüdü.10 bin kişilik bu Bizans askeri ile çarpışan Selçuklu kuvvetleri galip geldi ve hem haçı hem de Bizans kumandanını esir etti. Ele geçen haç derhal bu sırada Ahlat'a ulaşan Sultan Alp Arslan'a gönderildi. Alp Arslan esir edilen kumandanın burnunu kestirdikten sonra haçın ele geçmesini "bu bir zafer alametidir" diyerek yorumladı ve süratle önce Hemedan'da bulunan Vezir Nizamü'l-Mülk'e daha sonra da Abbasi Halifesine ulaştırılmasını emretti. Kutsal sembollerin el değiştirmesinin kötü alamet olarak değerlendirilmesine dair bir diğer örnek sefere bizzat katılan Mikhael Attaleiates'te şu şekilde yer almaktadır: İki taraf arasındaki irili ufaklı çarpışmalar devam ederken bir yandan da barış görüşmeleri için elçiler de gelip gidiyordu. İmparator Sultan Alparslan'ın elçilerinin sağ salim geri dönmeleri için "Meryem İkonası"nı onlara verdi. Oysaki bu işleri bilenlerin yaptığı yoruma göre, zafer simgesini Selçuklu elçilerine teslim etmekle farkında olmadan zaferi düşmanlarının eline teslim etmiş oldu.

Savaş öncesi iki taraf arasındaki çarpışmalarda zor durumda kalan Nikèphoros Bryennios İmparator Romanos'dan takviye kuvvet istedi. Fakat çarpışmanın şiddeti hakkında bilgisi olmayan imparator onu korkaklıkla suçlayıp sert ifadeler kullandığı sırada ordu papazı İncil'den bir bölüm okuyordu. Orada bulunanların bazıları İncil'den okunan bölümün gelecekte gerçekleşeceklerin bir alameti olacağını (barbarların/Selçuklular'ın Hristiyanları öldüreceğini) hissettiler. Zira İncil'de şöyle diyordu: "Bana zulmettilerse size de zulmedecekler. Benim sözüme uydularsa, sizinkine de uyacaklar. Bütün bunları size benim adımdan ötürü yapacaklar. Çünkü beni göndereni tanımıyorlar. Ama öyle bir saat geliyor ki sizi öldüren herkes Tanrı'ya kurban sunduğunu sanacak".

Selçuklu kuvvetleri ile Bizans ordusun kesin olarak savaşmak üzere karşılaştığı sırada Rum askerlerinin hendek kazdığını gören Sultan Alp Arslan "bu kadar kalabalık olmalarına rağmen hendek açmaları korkularına delalettir" diyerek daha savaş başlamadan düşmanın hezimete uğrayacağını söyleyerek bir nevi kehanette bulunmuştur. Ayrıca Malazgirt Savaşı öncesi Alp Arslan'ın müneccimlerden görüş aldığına dair de şu bilgiler vardır: "Bizans ordusu ve Selçuklu ordusu Malazgirt ovasında karşı karşıya geldi. O sırada Alp Arslan, müneccimlerle görüş alış verişinde bulundu. Müneccimler yıldızların birleşmesini ve etkisini gözleyip zamanın durumuna ve şansa bakarak ondan o işi ertelemesini istediler. O sırada Sultan, âlimler ve şeyhlerle de istişarelerde bulundu. Onların görüşlerine başvurdu. Âlimler, "Bugün Cuma günüdür. Bugün doğuda ve batıda İslâm minberlerinde okunan hutbelerde İslâm ordusuna dua ile meşgul olunur. Müslümanlar için fırsat zamanı olan böyle bir günü ve zamanı ganimet saymak gerekir" dediler.

Savaş sırasında zuhur eden kehanete dair ise şu örneği verebiliriz: Selçuklu kuvvetleri ile Bizans ordusu çarpışmaya başladıktan kısa bir süre sonra esmeye başlayan toz bulutu adeta Müslümanların gözlerini kör edip hezimete uğratacak hale gelmişti. Sultan bu hali görünce atından inip secdeye kapandı ve iki re'kat namaz kılıp duaya başlayarak: "Yarabbi sana tevekkül ettim ve bu cihat sebebiyle sana yaklaştım, senin azametin önünde yüzümü topraklara sürdüm, eğer dilimle söylediğim sözlerim kalbimdeki düşüncelerime uygun değilse beni ve benim yanımdaki yardımcılarımı ve kölelerimi helâk et. Eğer kalbimdeki düşüncelerimi bu dilimle söylediğim sözlerime uygun bulursan düşmanlara karşı yaptığım bu cihatta benden yardımını esirgeme, her müşkülü bana kolay yap!" dedi. Kaynakların naklettiğine göre Alp Arslan bu duayı birkaç defa okuduktan sonra rüzgârın seyri değişmiş ve düşman tarafına doğru esmeye başlamıştı. Esinti o kadar fazla idi ki düşmanların gözleri kör olmuş ve askerleri perişan olmuştu".

Savaşın sonunda Romanos Diogenes'in Sâduddevle Gevherâyin kölesi tarafından esir edilişi ile ilgili kehanete dair kaynaklarda ufak tefek farklılıklarla şu bilgi yer almaktadır:

Sultan Alp Arslan, Rum diyarına sefere çıkmadan önce Bağdad'da ordunun teftiş edilmesini istedi. Emir Sâduddevle Gevherâyin'in maiyetinden küçük bir köle teftişe geldi. Lakin teftişi yapan ârız ufak tefek diyerek köleyi bir türlü kaydetmiyordu. Bunun üzerine Vezir Nizmü'l-Mülk ve Gevherâyin: "Güçlük çıkarma, belki Rum hükümdarını o esir eder" diyerek köleyi kaydettirdiler. Tesadüfen bu köle, Rum imparatorunu daha önceden gördüğü için savaş meydanından kaçarken onu tanıdı ve yakaladı.

Seferin başlangıcından itibaren olumsuz kehanetlerin ortaya çıkmasının yanı sıra sonucun Bizans açısından hezimet ile neticelenmesinin nedeni savaşa katılan Mikhael Attalelatese göre bizzat Romanos idi.Çünkü İmparator her ne kadar adaletli gibi görünse de aslında Hristiyanlığa uymayan yaptırımlar içindeydi. Nitekim yazar, Tanrı'nın kendilerine göndereceği cezanın büyüklüğüne dair şu malumatı vermektedir:"Askerin biri Türk'ün birinden yük hayvanı çalmış diye suçlanıyordu. Bu nedenle onu kolları bağlı olarak İmparatora getirdiler. Ancak ona para cezası yerine suçundan daha büyük bir ceza olan burnunun kesilmesi hükmü verildi. Adam bağışlanması karşılığında bütün malını mülkünü şikâyetçiye vereceğini söyleyip ısrarla yalvardı. Hatta İmparatorlara seferleri sırasında yoldaşlık eden Blakhernai kilisesinden getirilme kutsallar kutsalı Meryem ikonası aşkına şefaat istedi. Ancak Diogenès ne ona acıdı ne de imdadına çağırdığı ikonadaki Meryem'e saygı gösterdi. Tersine oradaki askerlerden birileri ikonayı İmparatorun gözleri önünde yükseğe kaldırılmış olarak tutarken diğerleri o bahtsızın üstüne çullanarak burnunu kestiler".

Sonuç olarak çalışmamıza konu olan Malazgirt Savaşı ile ilgili tespit ettiğimiz kehanetler/alâmetlere dair şunları söyleyebiliriz: Hadiseye gerek Bizans gerekse Selçuklular açısından baktığımız ilk başta göze çarpan dini motiflerle ilgili olanlardır. Kanaatimizce bunun nedeni adı geçen savaşın iki devlet arasındaki sıradan bir mücadeleden ziyade Hristiyanlık (Ortodoks) ve İslâmiyet (sünnî) gibi dönemin iki büyük inancının da mücadelesi olmasıdır. Seferin başlangıcından itibaren göze çarpan dini semboller ile ilgili alâmetlere baktığımızda da gerek inanç gerekse siyasî ve askerî üstünlüğün sembolü Hristiyan Bizans'ın yenilgisi göze çarpmaktadır. Nitekim sefer için yola çıkılmadan önceki kilise ziyaretinde kutsal haç ya da Hz. İsa heykelinin devrilmesi gibi. Yine savaş öncesi barış görüşmeleri yapılırken Bizans İmparatorunun kutsal haçı karşı tarafa vermesi ve savaşın başında Müslüman Selçuklu ordusunu zor durumda bırakan toz bulutunun Alp Arslan'ın Allah'a dua edip yalvarmasının ardından Hristiyan Bizans askerlerini zor durumda bırakması Müslümanlar'ın dolayısıyla Alp Arslan'ın üstünlüğünü vurgulayan motiflerdir. Dini motiflerin dışındaki alâmetler bakıldığında da aslında yine durum aynıdır. Meselâ, savaş için yola çıkıldığında özgürlüğün timsali güvercinin siyah oluşu, imparator çadırının direğinin yıkılması ve yangın hadisesi gerek Diogenes'in gerekse Bizans'ın yenilgisini göstermektedir. Romanos Diogens'in Selçuklu ordusundaki sıradan hatta en çelimsiz/zayıf asker tarafından yakalanıp esir edilmesine dair kehanet ise zaferin/galibiyetin İslâm kaynaklarında ki yansımasını aksettirmektedir. 


BİBLİYOĞRAFYA

Ahmed b. Mahmûd;Selçuknâme , haz. Erdoğan Merçil, Bilge Kültür Sanat İstanbul 2011.

Aksarayî; Müsâmeretü'l-Ahbâr, neşr. O. Turan, TTK Ankara 1944, Türkçe çev. M. Öztürk, TTK Ankara 2000.

Attalelates, Mikhael; Tarih, çev. Bilge Umar, Arkeoloji Ve Sanat Yayınları, İstanbul 2008.

el-Hüseynî, Sadreddîn Ebu'l-Hasan Ali İbn Nasır İbn Ali; Ahbârü'd-Devleti's –Selçukiyye, Türkçe çev., Necati Lugal, TTK, Ankara 1999.

İbnü'l-Adîm; "Zübdetü'l-Haleb Min Tarihi Haleb Adlı Eserindeki Selçuklularla İlgili Bahisler", çev. Ali Sevim, Belgeler, XXI, Sayı 25, Ankara 2000.

İbnü'l- Cevzî,"El-Muntazam Adlı Eserindeki Selçuklularla İlgili Bilgiler (h.430-485=1038-1092)", çev., Ali Sevim, Belgeler, XXVI, Sayı 30, Ankara 2005.

Sıbt İbnu'l-Cevzî,Mir'âtü'z-Zamân Fî Târîhi'l-Âyân'da Selçuklular, Seçme, Tercüme ve Değerlendirme Ali Sevim, TTK Ankara 2011, s. 172-173.

Sümer F.- A. Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı (Metinler ve Çeviriler), TTK Ankara 1988.

Zonaros, Ioannes, Tarihlerin Özeti, çev. Bilge Umar, Arkeoloji Ve Sanat Yayınları, İstanbul 2008

Telif Hakkı

© Emine Uyumaz @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

VAKİT DOLMADAN
Sağlıklı Değil, Sağlam!..

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış