Bandırma

O, memleketin felahı için tek çarenin Anadolu'da bulunabileceğini Arap topraklarda görev yaptığı günlerden beri dillendiriyordu.

Aslen imparatorluğa hiçbir aidiyeti kalmamış insanlar için Türk askerinin kanını dökmenin gereksiz olduğu, bu yerlerin zaten ruhen artık Osmanlı'ya bağının kalmadığını saray odalarında değil, bizzat sahada yaşayıp müşahade etmişti. Fikrince artık çoktan Ingiliz boyunduruğuna girmiş bu topraklardan, fazladan bir Türk evladının dahi burnu kanamadan doğal Türk coğrafyası sınırlarına çekilmek lazım gelmekte idi. 

Zira yorgun imparatorluk debdebeli saraylarına ragmen fakir, bitmeyen şaası ve gösteriş merakı yüzünden hayli borçlu,üretmeyen-üretemeyen ve zaten erkekleri yüzyıllar boyu süren savaşlarda telef olduğu için kadına, çocuğa ve karasabana dayanan ekonomisi koskoca bir hiçlikti.
Ol Osmanlı Cihan Imparatorluğu karabasanlarla mücadele ediyordu ve padişah çoktan yüce bedeninin melun ruhunun, İngiliz Muhipleri Cemiyetine teslimini gerçekleştirmişti. Öyle ki; emirler yağıyordu sadaretten, her bir köşesine sudan gerekçelerle düşman çizmesi basan yurdun dört bir yanına . "Direnmeyiniz, kendinizi teslim, ordunuzu terhis ediniz". Zira "İzmir' e ayak basan Yunan ordusu Halife hazretlerinin ordusuydu ve karşı gelinemezdi". 

Yapılacak şey iki türden ibaretti:
Ya
Hatay Dörtyolda Mehmet Çavuş,
İzmir rıhtımında Osman Nevres olacaktın
Ya yok olacaktın,
Hiç olacaktın.
Durur muydu Mustafa Kemal Paşa...
Çanakkaleden içeri düşmanı sokmayan, Anadolu'da düşman görmeye tahammül edebilir miydi? Etmedi...

Öyleyse yapılacak tek şey vardı. Anadolu'da o ilk kurşunu atmak için gerekli ilk adımı atmak. Halkın kendini düşmana karşı savunma gücünü halka rağmen halka anlatmak. İşi zordu, vakit yoktu, lakin vatan kıymetliydi, vatan namustu, kaderine terk edilemezdi. Terk etmedi, çünkü o Trablusgarp, Derne, Şam, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemaldi. Emrindeki asker, görev yaptığı cephe daha hiç yenilgi yüzü görmemişti. Tarih kaydedecekti ki; andolsunduki, görmeyecekti de...

İşte tam da bu yüzden, Ingiliz denetimindeki payitahttan, İngiliz denetimindeki Karadeniz yoluna, pusulası bozuk Bandırma Vapuru ile çıktı. Mondros'a göre ayaklanma çıkabilecek her yere düşman asker çıkarabilecekti. O vakit halkın ayaklanmaması gerekiyordu. "Paşa, Paşa" demişti Vahdettin o gün sarayda."Memleketi ancak sen kurtarabilirsin". "Git ve halkı yatıştır, direnmesin düşmana" diyordu kestirmeden ve gelecek felaketi kestirmeden.

Böyle başlamıştı Samsun yolculuğu, lakin unuttuğu bir şey vardı Vahdettin'in. Bu topraklar, düşmana kayıtsız şartsız teslim edilmeyecek kadar kan ve gözyaşı görmüştü ve uğruna yeterli can verilmişti. Direnilecekti, zira ya İstiklal ya Ölümdü...

Hoşgittin Paşam, ne hoş gittin Samsun'a. İyi ki gittin. Karakterimize bağımsızlığı aşılarken, kula kul olmamayı sen öğrettin bize... Ne iyi ettin. Alın Bayrağınızı, Bayramınızı kutlayın. Ki Kut'lu olsun. Kut'tur. Kutlayın.
Saygıyla.

Emel Uysal Köse
KADIN YÖNETİCİ OLMAZ(!)
DİPLOMASİ TÜKENDİ Mİ?

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış