Yazar-gezer insan evladı. Yaşamın kendine muhalefet olsun diye dünyaya gelmiş kadın...

​Türk milletine, gelmişine, geçmişine, geleceğine, tarihine, kültürüne ihanetin en açık haliydi isimli davalar süreci. Bu ihanetin adına Ümraniye davası demeyi tercih ettikçe, Ergenekon'un içine yeniden sıkıştırmaya, ateş çemberinin içinde yakmaya çalıştılar bizi... 2010lu yılların başında, 4600 küsür sene sonra sıkışıp kaldığı Ergenekondan tekrar çıkmaya çalıştı Türklük davası... Komik komik iddianamelerine gülebilirdik tabi, bir cinayet şebekesine dönüşmeseydi bu iş şayet... Davanın savcılığını yapan devlet büyüklerimizin teşrifatı ve gazıyla, adının başına hakim ve savcı getiren haysiyet cellatı katiller, ortalığı yangın yerine, Silivri'yi, Hasdal'ı, Mamak'ı mezarlığa, ülkeyi arenaya çevirdiler "hukuk" eliyle. Ki hukuk tarihine lağım kokan harflerle yazılacaktı adları. "Yüce Türk Mahkemeleri" sizi itinayla bir suça bulayabilir, kendinizi temize çıkarmak sizin probleminiz olabilirdi bir sabah saat 5te, sabah ezanı okunurken. Öyle ya, hainleriniz alnı secdeye değen dindar adamlardı, kilisenin zangocuyla kapınıza gelecek halleri yoktu ya... 

"Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve doğru söz söyleyin. Böyle davranırsanız, Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar."

Ahzab Suresi 70-71

Muhtelif yerlerde mükerrer olarak da "yalan söyleyenlere büyük azap olacağı" bildiriliyor Kur'anda...

Referansını ve mevcudiyetinin yegane temelini İslamiyetten aldıklarını iddia edenlerin bu ayeti kerimeleri bilmemelerine imkan var mı? Sanmıyorum.

Hal böyleyken,
ortada tek bir çalıntı oy ve buna bağlı delil yok iken,

Kanımca 1 Mayıs işçiyi, onun emek ve alınterini sömürü düzenine karşı korumak isteyenler ve onlara "gomünist, anarşik" diyenlerin ironik handikapıdır. Neticede o topraklar,

'işçi köylü hep hazırız, bozuk düzene karşı, 
halk savaşı vereceğiz emperyalizme karşı'

diyen Deniz'i, anarşik diye ispiyonlayan topraklardır... Kavram kargaşası içinde, boğulup giden, toplum mühendisliği kobayı bu ziyan halk, "din elden gidiyorcuların" galeyanına gelip, aman gavur olmayalım diyerek amerikan kapitalizminin ve yayılmacılığının dayatması 'sağ'a dinamo olmayı tercih etmiştir. Sahi sağ, ülkemizde amerikan emperyalizmine emniyet subabı olmaktan gayrı ne yapmıştır? 

Ben pek bişey bulamadım okuduğum kitaplarda... 6.filo secdecilerine sormak lazım bir de.

        ​Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, sosyolog, psikolog, teolog,  terör uzmanı, siyaset bilimci falan değilim. Sadece sabah gördüğüm bir fotoğrafın bana düşündürdüklerini anlatmak istiyorum size...        Fotoğraf Suriye'nin ya da Irak'ın herhangi bir yerinde olabilir, daha da önemlisi, Türkiye'nin herhangi bir yerinden olmayaca...
​Zannediyorum 15-16 yaşlarındaydım, ilk kez "Tarhana Çorbası" ve "Bulgur Pilavı"nı ağzıma sürdüğümde.  Zira tarhana çorbası ve bulgur pilavı fakir köylü yemeğiydi, bizim evimizde pişemezdi, pişmemeliydi...  Artık nasıl bir algım var idiyse... Yıllar içinde bulgur pilavının yoğurt ile efsanevi bileşimini ve tarhana çorbasının sonsuz sınırsız vitaminini keşfettiğimde oldukça acım...
​   Mekansal stratejileri bilir misiniz? Sadece imar mevzuatının konusu değildir, mekansal strateji, ülkemizde gümbür gümbür yaşanan bir dönüşümün de konusudur ayrıca. En azından ben mevzuyu hukuken değil de görgü adap üzerinden okumak istiyorum bu kez.Ajitede sınır tanımadığımız noktadır "eski günler" hususu. Her geçen günümüzde; 'nerde o eski günler, nerde o eski bayramlar, n...
​Yıllar yıllar önce; günlerden bir gece yarısı yine bir başıma oturuyordum evde... Sevgili eşim kimbilir hangi dağın başındaydı bilmiyordum ve epeydir bir telefon açabilmesini bekliyordum. Siz deyin 3 hafta ben diyeyim 3.5 hafta olmuştu sesini duymayalı ve ben "başına bir şey gelmiş olsa çoktan arar bulurlardı beni" gibi gevşeklik ile gerilim arası bir ruh hali içindeydim bu esnada....
​Bunca ayrı geçen yıldan sonra, yıllarca tek başına dolaştıktan sonra, sokakta iki başına nasıl yürünür onu bile beceremezsiniz aslında. Sizinki evlilik değil telefon diplomasisidir ve telefonda kol kola ya da el ele yürümek zorunda değilsinizdir çünkü. Önce o avucunuzun içi yanar, öyle sigara yanığı falan degil, okkalı bir ateş topu gibidir o sıcaklık. Tutar sıkıca, öyle sıkar öyle...
Oysa ne güzel şarkılar öğretmişlerdi bize çevreye, doğaya, yeşile ve ağaca dair... Ilgaz Anadolu'nun ne yüce bir dağıydı mesela... Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana dönmeliydi yurdumuzda oysa... Kestane, gürgen, palamutun altı hep yaprak, üstü alabildiğine buluttu bir zamanlar...Şimdi... Şimdi artık değil... 80 sonrası geçirdiğimiz hızlı kapitalist dönüşüm, tek parti iktida...