TÜRKİYE'DE ÖĞRETMEN OLMAK
Başlangıç notu:
Bu deneme bir önceki "Merve Öğretmen ve Gençlik" isimli denemenin devamıdır. Amacımız; esasında nereli olduğu fark etmeksizin itibarı zedelenen, ataması yapılmayan, bu sebeple mevcut siyasi idareye karşı gerekli sitemi taşıyan öğretmen adaylarının, sevgili öğretmenlerimizin derdini dile getirmektir.
TÜRKİYE'DE HAYATA BAKIŞ AÇISI
"Gölgemizi büyüten hikayeler gövdemizi küçültür." dedi Merve Öğretmen, sırtını devasa bir ağaca döndüğü, mavinin etkileyici tonunu yansıtan bir gölün kenarında oturduğu sırada.
"Ne kadar gölgeleşirsek o kadar gövdemizden harcarız." diyerek insan hayatının gerçeklerle hayaller arasında sıkışıp kalmasından bahseder Sivas ve Tokat gibi küçük şehirlerde kısıtlı istihdamın gençleri çaresiz bıraktığını gördükçe. Şimdi buna kader mi diyelim; susalım, razı mı gelelim; yoksa itiraz edip gençlerin yaşam haklarını geri vermelerini mi isteyelim?
Sırtını dikleştirip göle bakındığı sırada daha önce titizlikle araştırıp edindiği bazı önemli bilgileri paylaşmak ister.
"Bir insanın hayatında doğuştan ya da sonradan olmak üzere etkili olan etmenler hangi oranlarda varlık gösterir?" sorusuna uzun bir yanıt verir Merve Öğretmen.
İNSAN DOĞASI ÜZERİNE
Kaliforniya Üniversitesi'nde psikoloji profesörleri tarafından yapılan araştırmada mutlu olmanın genetik faktörlere bağlılık oranının %40 ila %50 olduğu belirtilir. Aynı veya benzeri çalışmalar, genetik aktarımın kişilikler üzerindeki etkisi bağlamında Türk psikiyatristlerce de yapılır. Kaliforniya Üniversitesi'nde yapılan araştırmanın oranına eşit bir oranla Türk bilim insanları da genetik aktarımda %40 ila %50'lik bir oranda karar kılarlar. Bilimin yanılma payına göre bu oranlar, şimdi veya ileride aşağı- yukarı yönlü değişiklik gösterebilir.
Biz yine de duygu netliği açısından tüm bu oynaklıkları, genetik aktarımdaki yüzdesel oranlardan hareketle insanın mutlu olmasına etkisini gözeterek ele alalım.
Genetik aktarıma %50 diyelim. Genetik aktarım %50 olduğuna göre kalan %50'lik oranı detaylandırabiliriz.
Yapılan bilimsel araştırmaların netlik barındırmadığını dikkate aldığımızda insanın mutlu olmasında kendisinin belirleyebildiği "Bilinçli Aktiviteler" başlığı altında yer alan zihinsel pratikler, hayata bakış açısı ve alışkanlıklardan ibaret yüzdesel oranın %40 gibi kayda değer bir paya denk geldiğini söylemek mümkün. Geride kalan %10'luk bir oran var ki o da "Yaşam Şartları" başlığı altında gelir düzeyine, medeni duruma, yaşanılan ülke ve sosyal çevre gibi dışsal etkenlere bağlılık göstermektedir.
Bazı bilimsel araştırmalar genetik faktörleri %30 seçerken diğer faktörleri %70'lik oranla tek payda altında toplamaktadır.
Genetik faktörleri %50 kabul edip diğer faktörleri aynı paydada %50 kabul eden araştırmalar da mevcuttur. Buradan anladığımız, genetik faktörlerin %30 ila %50 gibi önemli bir oran aralığına sahip olduğudur. Fakat genetik aktarım %50 dahi olsa bu durum bir insanın kaderinin önceden çizildiği, öylece kalıp üzerinde değişiklik yapılamayacağı anlamı taşımamaktadır.
Bilimsel araştırmalarda insana dair %20-30 gibi oynaklığın yaşanması, birçok etmenden etkilenen değişken bir yapıya sahip olmasından kaynaklandığı içindir. Bu yüzdendir ki bilimsel inceleme konusu olmasına rağmen bilimin yanılma payını oransal mahiyetiyle yukarılara taşımaktadır.
...
Her ne kadar bilimsel araştırmalarda yanılma payı değişse de insan hayatını genetik ve diğer faktörler olmak üzere iki farklı değişken etkileyebiliyor. Genetik aktarımı yüzde 30 aldığımızda da yüzde 50 aldığımızda da diğer faktörler sırasıyla yüzde 70 veya yüzde 50 oranında etkili olabiliyor. Diğer faktörleri yüzde 50 kabul ettiğimizde bu yüzde 50'nin yüzde 40'ı zihinsel pratikler, alışkanlıklar, hayata bakış açısından oluşabilirken kalan yüzde 10'u gelir düzeyi, medeni durum, yaşanılan ülke ve sosyal çevreden oluşabiliyor.
Peki, bu oranlar ne kadar doğru?
Yüzde 10'luk bölümü oluşturduğu belirtilen gelir düzeyi, medeni durum, yaşanılan ülke ve sosyal çevre gibi etmenlerin etki düzeyi ne kadar doğru; hissettirdiği yıkım gerçekte yüzde 10'dan mı ibarettir?
Türkiye'de istihdamın hayatı felç ettiği, gençleri toplumsal bir tükenişe maruz bıraktığı göz önünde bulundurulursa bu oran çok daha yüksek çıkabilir. Kaldı ki bilimin de yanılma payını, farklı kültürlerin, ülkelerin yaşam tarzları, ritüelleri ve değerlerini işin içine kattığımızda bu oranın etki düzeyi yüzde 10'u çok gerilerde bırakabilir.
Daha anlaşılır olması açısından ekonomi terimiyle somutlaştırmak istiyorum:
Örneğin kişi başına düşen Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) kavramını ele alalım.
Bu kavram; bir ülkenin zamanla ekonomik büyümesinin vatandaşa ne oranda yansıdığını kabaca göstermek; bir ülkeyi Dünya Bankası veya IMF raporlarında düşük, orta veya yüksek gelirli olarak sınıflandırmak; bir ülkeyi başka ülkelerle ekonomik gelişmişlik ve refah düzeyleri açısından karşılaştırmak için temel ölçüt olarak alınır.
Kişi başına düşen milli gelir olarak bilinen GSYİH kavramı; toplam gelirin herkese eşit dağıtıldığı varsayımına dayanır, kesinlik içermez, dolayısıyla bireysel anlamda gerçek ekonomik değerleri yansıtmaz.
"Sivas'ta, Tokat'ta işsiz, kendi evinde oturan bir öğretmen adayı ile İstanbul'un pahalı semtlerinde kendine ait sıfır villasında oturan, ataması yapılan bir öğretmen adayının hayata bakış açılarında büyük farklılıkların olması neyle açıklanabilir?" dedi.
"Bilim de yanılır ilim de, insan da yanılır doğa da. Hele hele yaşadığınız ülke Türkiye ise suni ekonomik iyileştirmelerin her seçim dönemine denk geldiği; şişirilmiş, sözde iyileştirilmiş rakamların tüm ülke nüfusunun cüzdanına yansıdığı palavrasının yaygın bir davranış, alışkanlık haline geldiğini görmek sizi şaşırtmamalı." dedi.
"Kötü giden bir ekonomide ataması yapılmayan Merve Öğretmen'den pozitif manada nasıl bir bakış açısı bekliyorsunuz? Öğretmenin onurunu, itibarını, yaşama dair temel değerlerini incittiğiniz bir ülkede hangi iyimser bakış açısından bahsedebilirsiniz? Yaşadığın ülke ve sosyal çevre etmenlerinin insan hayatı üzerindeki etkisinin yüzde 10 gibi küçük bir orana sıkıştırılmasını 'yeterlidir' deyip kabul edebilir miyiz? Türkiye'de bu oranın çok daha yüksek olması gerekmiyor mu?" dedi mavi gölün kıyısından ayrılıp evine dönen Merve Öğretmen.
Engin Yeşilyurt
12 Ekim 2026
Sivas / Cumhuriyet Meydanı
Sayfamızda yayımlanan yazıları kaçırmamanız için yayınımıza abone olun.
Aboneliğinizi istediğiniz zaman sonlandırabilirsiniz.
