By accepting you will be accessing a service provided by a third-party external to https://www.tahtapod.com/

MİNARELER SÜNGÜ, KUBBELER MİĞFER...

cevat_ornek_2

Bir Şiirin Öyküsü

 Takvimler 17 Aralık tarihini gösterir göstermez herkesin aklına gelen 2013 yılında yaşanan ‚Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması' olduğunu biliyorum.

Telefon görüşmelerinin kayıtları, ayakkabı kutuları… Henüz üstünden ancak 6 sene geçmiş olmasındandır belki, ama bütün bu hadiseler toplumun bir şekilde hafızasında.

Ama ben bu satırları bir çoğumuzun çoktan unuttuğu, ama bence yine de son derece önemli olan bir başka hususu hatırlatmak istiyorum.

Gerçi ‚hatırlatmak' fiili bu hususta ne kadar doğru olur emin de değilim, çünkü aradan geçen koskoca 22 yıla ve konunun Murat Bardakçı ve başka tanınan kalemler tarafından defalarca yazılmasına rağmen içimizde siyaset ile yakından ilgilenenlerin bile hala olayı yanlış bildiğini görüyorum.

Konu günümüzün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 17 Aralık 1997'de Siirt'te okuduğu bir şiir yüzünden hapis cezasına mahkum edilmesi.

Peki bu neden önemli bir husus?

Ben hukukçu değilim, dolayısıyla yaşanmış hukuki süreç ve verilen kararın kanunlar doğrultusunda mı yoksa dışında mı olduğuyla alakadar bir yorum yapmayacağım.

Lakin bence ortada kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçek var, o da olayın hukuki boyutu yanısıra toplumsal vicdanda bulduğu yankı.

Çünkü, Recep Tayyip Erdoğan'ın bu şiiri okuduğu yüzünden cezalandırılması onu büyük çoğunluğu milliyetçi, muhafazakar olan Türk seçmeninin gözünde ‚mağdur' konumuna getirdi.

Okuduğu şiir toplumun büyük çoğunluğunun gerek dini gerek milli değerlerinin mecazları ile doluydu.

Örneğin şiirde şu mısralar geçiyordu:

'Minareler süngü, kubbeler miğfer, 
Camiler kışlamız müminler asker; 
Bu ilâhi ordu dinimi bekler, 
Dillerde tevhit Allahû Ekber.'

Üstelik mısraların şairinin büyük Türkçü Ziya Gökalp olduğu söylendi.

İşin ilginç yanı ise, hala mevzu bahis şiirle söz konusu olunca toplumda hakim olan iki önemli hususun olması.

  1. Eminim insanımızın bir çoğu Recep Tayyip Erdoğan'ın okuduğu ve hapse girmesinde sebep olan şiirin yukarıda yazdığım ilk kıtadan ötesini hatırlamaz veya bilmiyor olması.
  2. Şiirin şairi Ziya Gökalp olarak bilinmesi.


Dolayısıyla insanımızın tüm toplumsal maneviyatını kapsayan değerleri vurgulayan milli bir şairimizin şiirini okuduğu için hapis cezası alan biri nasıl ‚mağdur' olamazdı ki?

Peki öylemiydi gerçekten?

Kendisine dava açılmış ama henüz hapise girmemişken babamla mevzuyu konuşuyorduk.

Ben babama "Eğer Ziya Gökalp'in şiirini okudu diye içeriye alınırsa kahraman yaratılır." demiştim ve babam da "Gökalp'in değil o mısralar" diye cevap vermişti.

Ben haliyle şaşırıp "Nasıl yani, kimin şiiri o zaman?" diye sorduğumda, babam "Şiirin gerisi Gökalp'in ama o mısralar Gökalp'e ait değil, kimin olduğunu bilmiyorum ama." demişti.

Ve gerçekten de Ziya Gökalp'in ‚Asker duası' şiirinin ilk kıtasını örnek olarak göstereyim:

Elimde tüfenk, gönlümde iman,
Dileğim iki: Din ile vatan...
Ocağım ordu, büyüğüm Sultan,
Sultan'a imdâd eyle Yârabbi!
Ömrünü müzdâd eyle Yârabbi!

Asker Duası
Ziya Gökalp

Şiirin tümü 5 kıta ve her kıtanın yapısı ilk kıtada olduğu gibi 5 mısra. Mısralar 10 hecelik ölçü ile yazılmış.

Beş mısralı kıtalarda genelde olduğu gibi ilk üç mısra birbiriyle ve son iki mısra birbiriyle uyumla bitiyor. Asker duası şiirinin ilk dört kıtasında Ziya Gökalp son iki mısranın uyumu için sürekli tekrarlanan ‚eyle Yârabbi!'yi redif olarak kullanmış ve bunu sadece sonuncu, yani beşinci kıtada ‚etme Yârabbi!' diye değiştirmiş.

Oysa meşhur‚ ‚Minareler süngü, kubbeler miğfer,' diye başlayan mısralara baktığımızda, kıtaların iki mısradan ibaret olduğunu ve mısraların ise 11'lik hece ölçüsü içinde yazıldığını görüyoruz.

Dolayısıyla bu mısralar Gökalp'in ‚Asker duası' şiiri ile yapısal uyumsuzluk içinde olduğu bariz belli.

Bazen şairler şiirin girişinde veya bitişinde farklı yapılanmaya başvursalar bile Ziya Gökalp ‚Asker Duası' şiirinde böyle bir yönteme baş vurmamış.

Olayın onca edebiyat öğretmeni ve akademisyeni olan bir ülkede yok denecek kadar az kişinin dikkatini çekmesi ve hala toplumda ısrarla ‚Ziya Gökalp'in şiirini okudu diye…' bilinmesi gerçekten ilginç.

Ve gerçekten de mevzu bahis mısraların Gökalp'a ait olmadığı, Mehmet Cevat Örnek isimli bir şairimizin ‚İlahi Ordu' isimli bir şiirinin giriş mısraları olduğunu geç de olsa öğrendim.

Mehmet Cevat Örnek 1907 yılında Ankara, Nallıhan doğumlu bir şairimizmiş. 17 Kasım 1980'de vefat etmiş. ‚7 Dağın Çiçeği' ve ‚Gülden Dikenden' isimli şiir kitapları yayımlamış.

Evlatları adına yayımladıkları internet sitesinde şöyle belirtmişler:

İlahi Ordu şiirinin hikayesi;

Bir ramazan ayında iş çıkışı oğlu Ümit Örnek ile birlikte durakta beklerken caminin minarelerini süngüye, kubbelerini de miğfere benzeten oğluna, bunu eve gidince kaleme alacağını belirtip bu şiiri yazmıştır.

Kaynak: http://mehmetcevatornek.com/oz-gecmis
Ressam: M. Cevat Örnek

İnternet sitesini inceledim.

Merhum Mehmet Cevat Örnek bey anlayabildiğim kadarıyla geçimini oyuncak imalatıyla sağlayan ve sadece şiirle değil, aynı zamanda tiyatro ve resim sanatıyla da uğraşan biriymiş. İnternet sitesinde gördüğüm kadarıyla bence gayet başarılı diyebileceğim tabloları da var. ne yalan söyleyeyim, yaptığı Atatürk tabloları en çok hoşuma gidenler oldu.

Gördüğüm kadarıyla bugünkü deyim ile ‚Siyasi İslam'la zerre kadar alakası olmayan, Cumhuriyetçi, Cumhuriyetin ve kurucusu Atatürk'ün değerini bilen, vatanına, milletine samimi bağlı ve aynı zamanda da dini değerlerine bağlı bir insanmış intibası uyandı bende.

Vefatinden 17 sene ve bir ay sonra yazdığı şiirin bu amaçla ‚kullanılmasına' acaba razı olur muydu diye sormadan da edemedim kendime.

Ve aklıma Recep Tayyip Erdoğan'ı 'Ziya Gökalp'in şiirini okudu diye' mağdur görenlerle yıllar sonra bir zamanın mağdurun 'Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına almasını' alkışlayanların aynı insanımız olduğunu düşündüm.

Eğer yanılmıyorsam ve bende uyanan intiba yanlış değilse, bu kadar dini sembolik taşıyan bir şiirin şairinin Cumhuriyet değerlerine bağlı olabileceği günümüzde bir çoğumuza çok tuhaf ve inanılmaz gelebilir, ama böyle insanlarımız vardı.

Ve ben hala var olduklarını ümit etmek istiyorum.

KİMLİĞİME NAZİRE
KANAL İSTANBUL VE ABD

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış