MÜDÜR BEY

mudurbey

Anadolu'da üç karayolunun kesiştiği noktada, 1930'lu yıllarda demiryolu geçtikten sonra kurulmuş bir yerleşim yeriydi. Gerek üç yönden gelen karayolunun kesişme noktasında bulunması gerekse demiryolunun geçiyor olması nedeniyle kısa zamanda büyümüş, çok geçmeden de bağlı bulunduğu ilin hatırı sayılır bir ilçesi haline gelmişti. 

İlçeye bağlı bir köyden çıkarılan kömür, ilçenin bulunduğu ovaya ekilen pancar, ildeki çimento fabrikası ve Tekel Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğünün sağladığı hareketlilik nedeniyle önce 'İstasyon Şefliği' statüsünde olan demiryolu noktası, zamanla 'Gar Şefliği' statüsü kazanmıştı. 1980'li yılların sonunda TCDD Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 'Örnek Gar Şefliği' yarışmasında da birinci olmuştu.

Bu başarı, Gar Şefinin bütün yelkenlerini şişirmiş, alınan birincilik sadece kendisinin sayesinde olmuş, bu birinciliğin kazanılmasına çalışanların emeği geçmemiş gibi personel üzerinde baskı kurmasına yol açmıştı. Görev unvanı 'Gar Şefi' olmasına rağmen bütün çalışanların kendisine 'Müdür Bey' diye hitap etmesini istemişti ve onun her istediği yerine gelmek zorundaydı. Çünkü o yıllarda bölgede görev yapan y/etkililer de bölgelerindeki bir garın 'Örnek Gar Şefliği' yarışmasında aldığı birincilikle kendilerinden geçmiş, o gardaki Gar Şefinin -ya da 'Müdür Bey'in- bir dediğini iki etmez hale gelmişti. 'Müdür Bey' ile akşam tartışan bir personelin ertesi gün aklından bile geçmeyen bir ara istasyona tayininin çıkması kaçınılmaz bir hal almıştı. Muhtemelen tayin gidecekleri yerdeki sosyal veya eğitim imkânları asla bu ilçe gibi olmayacaktı. Çünkü gerek Sağlık Meslek Lisesi gerekse Anadolu Lisesi gibi birçok ilçede (belki de ilde) bulunmayan okullar bu ilçede vardı. İnsanların öncelikleri kendi rahatları değil, çocuklarının eğitimleri olduğundan personelin tamamı da 'Müdür Bey'in dediklerini yerine getirip gazabından uzak durmaya çalışıyordu. Hareket memuru sadece hareket memuru, manevracı sadece manevracı, ambar personeli sadece ambar personeli, gişe memuru sadece gişe memuru, tahmil tahliye işçisi sadece tahmil tahliye işçisi değildi. Herkes görevleri dışında da olsa 'Müdür bey' ne derse yapmak zorundaydı. Aksi halde ertesi sabah evini toplayıp aklına hayaline gelmeyen bir istasyonda soluğu alabilirdi. 

Hatta bu durum öyle bir şekle bürünmüştü ki istasyonda çalışan personel odasının önünden geçmeye bile korkar hale gelmişti. Gar Şefliğinde görev yapan personelin odası ile Revizörlük(*) Şefliğinin arasında yaklaşık olarak 50 metre mesafe vardı. İşin durumuna göre veya beraber çay içmek için personelin arada bir Revizörlük Şefliğine de gitmeleri gerekiyordu. Gar çalışanları, Revizörlük Şefliğine gidecekleri zaman 50 metre yürüdükleri takdirde ulaşacakları yere, sırf 'Müdür bey'e görünmemek için garın şehir tarafındaki lojmanların arkasından dolaşıp 300 metre yürüyerek gidiyordu. 

Garda, yiyecek ve içecek satılan bir büfe yoktu. İlçede maddi durumu çok iyi olmayan ailelerin çocukları ve gençleri de ekmek, simit, mevsime ait meyve ve sebze ya da evlerinde hazırladıkları soğuk veya ayranı bir kaba koyup yolcuların inip bindiği 3-5 dakikalık zaman zarfında satmaya çalışırdı. İşte bu noktada garda çalışan manevracıların ve işçilerin yolcu trenleri geldiği zaman aksatmamaları gereken ve 'Müdür bey' tarafından çok önem verilen ikinci bir görevleri başlıyordu: "Gar sahasına giren simitçi, tatlıcı, ekmekçi, sucu vb seyyar satıcıları kovalamak."

24 saat içinde ilçeden geçen toplam 4 yolcu treni vardı ve bunların ikisi gece yarısı, ikisi de gündüz geçiyordu. Geceleri seyyar satıcılar olmadığından personelin ikinci ve çok önemli görevleri(!) gündüz trenlerinin saatinde daha büyük bir ehemmiyet kazanıyordu. 

Yine bir gün yolcu treni gelmiş, ne hikmetse personel çok önemli(!) görevlerini unutmuş ve 14-15 yaşlarındaki simit satıcısını görmemişlerdi. Odasının penceresinden çocuğu gören 'Müdür bey' hışımla yerinden kalkıp dışarı fırladı. Onu gören simitçi, elindeki tepsiden simitleri döke saça kaçmaya başladı. Daha 5-10 adım atmıştı ki; geriden 'Müdür bey'in sesi duyuldu:

"Dur! Kaçma lan o...spu çocuğu!"

Zavallı çocuk, son süratle giderken aniden fren yapan araba gibi olduğu yere çakılıp kaldı. 2-3 saniye sonra yaşlı gözlerle geriye dönüp 'Müdür bey'e:

"Benim anam yok biliyor musun? Sen hangi hakla benim ölmüş anama 'O...spu' diyorsun?" diyebildi ve gözlerini silmeye devam etti.

O anda, çocuğun gözlerini sildiği elleri dışında sanki evrendeki bütün varlıklar donmuştu. Personel, satıcı çocuğu görmemeleri nedeniyle 'Müdür bey'den yiyeceği azarı düşünüyor, çocuk bundan sonra başına gelecekleri tahmin etmeye çalışıyor, o an trenden inip evlerine gitmek üzere olan yolcular da bundan sonra ne olacağını kestirmeye çalışıyordu. 'Müdür bey', söylediği sözün bir kalbi nasıl yaralandığının idrakine varmıştı varmasına ya; bundan sonraki davranışının ne olması gerektiğini bilmiyordu. Kendini toparladığında sesini olabildiğince yumuşatarak:

"İçeri gel hele delikanlı, odamda bir çay içelim." diyebildi.

Çocuk ise geriye dönüp kaçmakla kendisini davet eden bu despot adamın yanına gitmek arasında kararsız kalmıştı. Az önce vefat eden anasına 'O...spu' diyen adam, kendisini çay içmeye davet ediyordu. Kararsız gözlerle etrafına bakındı. Davete icabet ederse bundan sonra simit satarken sıkıntı yaşamayacağını biliyordu. 'Anam olsaydı ısmarlanacak olan çayı içip bundan sonra rahatça simit satmamı mı isterdi acaba?' diye düşündü bir an. Bunları düşünürken gencecik yaşta amansız hastalığa yenilen ve son zamanlarında güneşte eriyen bir kar misali eriyen incecik vücuduyla anası geldi gözlerinin önüne.

"Gitme oğlum!" dedi anası. "Fakirleri küçümseyip onlara her türlü hakareti etmeyi kendine hak gören bu adamın ısmarlayacağı bir çay ile benliğini tatmin etmesine izin verme! Sen gitme ki; kırılan bir kalbin bir bardak çay ile tamir edilmeyeceğini anlasın."

Çocuk, son bir kez gözlerini silip konuşmaya başladı:

"Çayın senin olsun Müdür Bey! Bana ısmarlayacağın o çayı da benim yerime sen içersen belki o taş kalbin biraz yumuşar da insan olduğunu hatırlarsın."

Müdür bey duyduğu cümlelere verecek bir cevap bulamadı. Simitçi çocuk, sözleri biter bitmez geriye dönüp ağır adımlarla ilçe içine doğru yürürken, Müdür bey personeline bağırıyordu:

"Ne diye bakınıp duruyorsunuz? Hadi herkes işine baksın! Bak, kafamı bozmayın! Bölgeye bir telefon ederim; yarın akşam soluğu Kapıköy'de(**) alırsınız!" 


07.06.2020 - Malatya
Mustafa Erkenekli


(*) Revizörlük: Demiryollarında tren üzerinde giden veya istasyonda bekleyen vagonların arızalarına bakıp tespit etmekle görevli revizörlerin görev yaptığı ve imkânlar dahilinde arızaların tamir edildiği birim. Eğer arıza büyükse, revizörler tarafından vagonların en yakın atölyeye sevki talep edilir.

(**) Kapıköy: Van ili sınırları içerisinde bulunan İran sınırındaki son istasyon.

Belirsiz
ÖZEL BANKACILIK TÜRKİYE'DE BİTİYOR

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

By accepting you will be accessing a service provided by a third-party external to https://www.tahtapod.com/