Demiryollarında çalışan bir babanın 5 çocuğundan biriydi İsmail. Üniversiteyi Ankara'da okumuş, babasının maddi imkânsızlıklarını düşünerek yaz aylarında da inşaatta çalışmıştı. Gerçekten de zor şartlarda okumuşlardı. Babası, yıllarca kurumun verdiği elbiseleri giymiş, bir giyim mağazasından üzerine giyebileceği bir gömlek bile alamamıştı. Eskiyi anlatırken babasının bu fedakârlığından dolayı göğsü kabarıyor, ona olan minnetini her kelimesinde dile getiriyordu. Diğer kardeşlerinin de kendisinden farkı yoktu. Ayakları üzerinde duracakları duruma gelinceye kadar yakınlarından en ufak bir destek görmemişlerdi. Öyle günler yaşamıştı ki; parasız kaldığı zamanlarda sabah, öğle ve akşam yemeğinde katıksız birer çeyrek ekmek ve su ile doyduğunu anlatırken, yıllar sonra bile gözleri doluyordu.

Kokusunu duyunca sakın çekmesin canın,
Yağların, yağcılıktan bezdiği zamandayız.
Toprağın altındaki kemiksiz solucanın,
'Omurgalıyım!' diye gezdiği zamandayız.

Çökmüştü ufuklara, kara kara bulutlar,
'Hasta adam' dediler, gerek yoktu meale.
Yangınların külünden, filiz verdi umutlar,
Vatanımın bağrında, göründü nurdan hale,
Kanla yazıldı destan, 'Geçilmez Çanakkale!'

Belim bükülse de eğri yay gibi,
Gerile gerile geleceğim yâr.
Sevdanla kaynayıp akbuğday gibi,
Serile serile geleceğim yâr.

"-Söylenceye göre bekâr olan bir insan Galata Kulesi'ne kiminle çıkıp inerse onunla evlenirmiş."

Adeta deprem uğrar yüreğimdeki dağa,
İnce bir sızı başlar içimden sen geçince.
Sarsılır tüm bedenim ta tepeden tırnağa,
Hüküm sürer telaşlar içimden sen geçince.

Gözlerini yüreğime yar diye
Seçtim desem inanmazsın sevdiğim. 
Hayatımdan, sensiz olmak ar diye
Geçtim desem inanmazsın sevdiğim.

Günden güne artıyor sapıkların cüreti,
Şimdiki canilerin gıdası insan eti.

Süleyman Baydili'ye...

Kirpiğim öteye çırpmıyor kanat,
Bir anda küçüldü sanki kâinat.
Mazide yaşanan her şeye inat,
Vaktidir bu şehri yakıp gitmenin.