XI. Yüzyılın Sonlarından XIV. Yüzyılın Başlarına Kadar Anadolu’da Bilinen Hastalıklar Dair

Sağlık, geçmişten günümüze insanoğlunun en önemli vazgeçilmezleri arasında yer aldığı için üzerinde pek çok araştırma yapılmış ve yapılmaya da devam edilen bir konudur. Nitekim belirtilen zaman dilimi içinde Anadolu'da etkili güç olan Bizans ve Türkiye Selçuklu Devletleri'nde ki sağlık uygulamaları ile ilgili doğrudan ya da dolaylı bilgilere ulaşmak mümkündür. Meselâ, Bizans'da IV. yüzyıldan beri varlığından haberdar olduğumuz halk hastanelerine misafirhane/ksenones denirken, Türkiye Selçuklu Devleti'nde ise bu kurumlara şifahane/darü'ş-şifa denildiğini biliyoruz. Ancak hemen belirtelim ki uzmanlık alanımızın tıp olmaması ve çalışmamızda sağlık için kaleme alınan özel eserleri kullanmadığımızdan dönemin sağlık kurumlarının işleyişi ve bire bir tedavi yöntemleri üzerinde durmayacağız. Amacımız daha çok tarihî açıdan önem arz eden vakayinâme ve menakıpname tarzında kaleme alınmış eserlerde geçen hastalık isimlerinin neler olduğunun yanı sıra devrin önemli kişilerinin sağlık şikâyetleri hakkında bilgi vermektir.

Kaynaklarda Geçen Hastalık İsimleri:

Cüzam; Hansen basili adı verilen özel bir mikro organizma tarafından meydana getirilen, çevresel sinir sistemi ve deri başta olmak üzere birçok sistem ve organı tutabilen, bulaşıcı ve müzmin bir hastalık. Diğer ismi "lepra" olan bu hastalığa eskiden "miskin hastalığı" da denirdi.

Ahmed Eflâkî eserinde, Mevlânâ'nın cüzamlılarla ilgili şu hikâyesini nakleder: "Bir kez Mevlânâ kaplıcaya gitmişti. Arkadaşlar da Mevlânâ'dan önce giderek hamamı yıkayıp buharladılar, bütün müşterileri çıkardılar ve tekrar dönüp Mevlânâ'yı karşılamaya gittiler.

Mevlânâ gelinceye kadar hamam bütün cüzamlılar ve diğer hastalıklara tutulanlarla yine doldu. Arkadaşlar onları inciterek sudan uzaklaştırdılar. Buna göre Mevlânâ hiddetle arkadaşlara bağırdı ve soyunarak suya girdi, bu hastaların yanına giderek onların yıkandığı sudan kendisi de üzerine döktü. Orada bulunanların hepsi onun bu yüksek ahlâkından ve herkese yaygın olan kereminden şaşakaldılar".

Türkiye Selçukluları döneminde Sivas, Tokat, Amasya, Kastamonu, Kayseri, Konya ve Adana gibi merkezlerde adına "meczû-mîn zâviyesi", idarecisine de "şeyh" denilen cüzamhâneler açıldığı bilinmektedir.

Çıban; Derideki kıl kökleri veya yağ bezlerinin kanallarına giren stahylococcus aureus bakterisinden kaynaklanan iltihaplanmadır.

İbn Bibi'nin verdiği bilgilerden anlaşıldığına göre, Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alâeddîn Keykubad, Eyyubî hükümdarı Melik Âdil'in kızı Gaziye Hatun ile evlenmek üzere gelin alayını karşılamak için Malatya'ya giderken yolda boynunda bir çıban çıkmış ve bu yüzden ağır hastalanmıştır.

Çiçek: "Borreliota Variolae" denilen bir virüsün yol açtığı ve daha çok çocuklarda belirti vermeden aniden başlayan bir enfeksiyon olup, tehlikeli ve ölümcül bir hastalık olarak bilinmektedir.

Süryani Mihail, 535/1141 yılı olaylarını naklederken, Malatya'da büyük bir depremin ardından veba salgınının çıktığını belirttikten sonra, küçük çocuklarda öldürücü çiçek hastalığının görüldüğünü belirtmektedir.

Felç: Sinirlerde veya kaslarda ortaya çıkan bir bozukluk dolayısıyla vücudun o parçasının hareket kabiliyetinin bozulması veya azalması demek olan Felç, halk arasında "inme, nüzul" gibi adlarla da anılmaktadır.

Urfalı Mateos'un verdiği bilgiye göre, Bizans İmparatoru İsaakios Komnenos (1057-1059)'un vücudunun bir tarafının felç olduğu ve ardından da tahtı bırakıp manastıra kapandığı bilinmektedir. Bizans kaynaklarında Topal Arslan olarak geçen II. Kılıç Arslan'da muhtemelen kısmi felçli idi. Çünkü elleri ve iki ayağı da aksak idi. Yürümekte zorluk çektiği için yolculuklarını araba ile yapardı.

Gut/Dama/Nikris; Fransızcası Goutte (damla), Osmanlı'da ki adı Nikris, günümüzde ise Gut diye adlandırılan bu hastalık özellikle dengeli beslenmeyip aşırı protein alımına bağlı olarak kandaki ürik asit miktarının artarak eklemlerin içinde ve çevresinde depolanmasıyla tahribata yol açan metabolizma rahatsızlığıdır.

Belirtilen tarihlerde Anadolu'daki hâkimiyetini devam ettirmek için mücadele veren Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos'un (1081–1118) ayaklarında adı geçen hastalığın olduğu bilinmektedir. Yine Moğollar'ın 1257 yılında Anadolu'ya gelen kumandanlarından Khul'un da nikkis (nikris) hastası olduğu bilinmektedir.

İdrar rahatsızlığı; Bizans İmparatoru VII. Mikhael Dukas (1071–1078)'ın idrarını yapamama/sökememe (böbrek rahatsız) şikâyeti vardı. Bu rahatsızlık nedeniyle imparatorun devlet işlerini dahi ihmal ettiği bilinmektedir. Ancak 1078 yılında tahtını kaybedip saçlarını tıraş ettirip rahip olduktan sonra et yemediği için rahatsızlığından kurtulmuştur. Ahmed Eflâkî ise Arif Çelebi'nin Sivas'ta ki müritlerinden Ahî Muhammed Divâne'nin idrarını tutamama rahatsızlığı olduğunu kaydetmektedir.

İshal: Türkiye Selçuklu Devleti üzerinde artan Moğol baskısı nedeniyle Sahib Fahreddîn Ali üzüntüsünden bir günde elli kez ayak- yoluna gitmişti. Tabib,yaşı da oldukça ilerlemiş olan vezirin tedavisinde aciz kalmış ve o, 25 Şevvâl 687/22 Kasım 1288 tarihinde vefat etmiştir.

Kulak Ağrısı (Otalgia): Açıkça bu adla bilinen bir hastalık yoktur. Fakat Bizans kaynaklarında hakkında fazla bir bilgi verilmeden İmparator Ròmanos Diogenes Malazgirt Savaşı için sefere çıktığında (Bithynia'ya vardığında) kumandanlarından Kouropalatès'in kulak ağrısından hastalanıp öldüğü kaydedilmektedir.

Kulunç; Bağırsak ağrısı (kabızlıktan ve bağırsaklarda gaz birikmesinden kaynaklanan karın ağrısı), bağırsaklarda peyda olup omuz başlarına ve vücuda gelen bir ağrı.

Kaynakların verdiği bilgiye göre, Türkiye Selçuklu Sultanı Rükneddîn II. Süleyman Şah (1196–1204) Gürcü seferine giderken yolda rahatsızlanmış ve yedi gün kulunç ağrısı çektikten sonra Konya-Malatya arasında 6 Zilkade 600/6 Temmuz 1204 tarihinde vefat etmiştir.

İbn Bibi'nin naklettiğine göre kulunç ile ilgili olarak kaydedilen diğer bir vaka,Sultan I. Alâeddîn Keykubad devrine aittir. Sultan, Alaiye'nin (Alanya) fethinin (1221) ardından Antalya'ya dönerken yolda Alara Kalesi'ni teslim almak istemiş ve kale önüne geldiğinde elçilerini kale kumandanına göndermiştir. Bunun üzerine korku ve sıkıntı içerisindeki kumandanda aniden kulunç ağrıları zuhur etmiş ve kısa sürede ölmüştür. Bu duruma şahit olan kalenin ileri gelenleri, korkunun etkisiyle kaleyi sultanın elçilerine teslim etmişlerdir.

Arif Çelebi ve dostlarına eziyet eden Konya Kalesi Muhafızı Bahadır isimli zata kulunç rahatsızlığının musallat olması Ahmed Eflâkî tarafından şu şekilde nakledilmektedir: Bir gün Arif Çelebi ve dostları Konya Kalesi kapısından geçerken adı geçen şahsın emri ile kendilerine kötü muamele yapılmış, atları kırbaçlanmıştı. Bu hadisenin ardından Arif Çelebi medreseye dönmüş ve yaşadıkları hadiseye çok üzülüp sıkılmıştı. Kısa bir süre sonra ise Bahadır'ı amansız bir göbek kuluncu tutmuş ve ne kadar macun ve tiryak verdilerse de ağrıları dinmemişti. Sonra o bir arabaya konulup Larende (Karaman)'ye götürülmek üzere yola çıkarıldıysa da şehre varmadan yarı yolda ölmüştü.

Nezle; Burun içindeki ince zarın, üst solunum yollarının virütik iltihaplanması olan bu rahatsızlık, o dönemde de bilinmekte olup Ahmed Eflâkî, nezle için "Sersâmı karşılar ve cüzamın damarını keser" demektedir.

Romatid Artrit (Eklem iltihabı): İmparator Konstantinos Monomakhos (1042-1055) saltanatını son zamanlarında yakalandığı artrit hastalığı nedeniyle önce ayakta durma ve yürüme yetisini yitirmişti.Ardından hastalık ellerine ve omuzlarında sirayet ettikten sonra enfeksiyon ciğerlerde nüks ederek adeta imparatorun sonunu hazırlamıştı.

Sersâm: Farsça birleşik bir isim olan Sersâm, her hangi bir nedenle beyinde/başta oluşan durum bozukluğu, kırıklık demek olup, Ahmed Eflâkî' nin ifadesi ile bu rahatsızlığa nezle yol açmaktadır.

Sıtma; Plasmodium parazitini taşıyan anofel cinsi sivrisinekler vasıtasıyla yayılan, yüksek ateşle seyreden ve tarihin her döneminde salgınlara yol açan tehlikeli bir hastalık olarak bilinmektedir. Bu nedenle dönem kaynaklarında adı çok sık geçmektedir. Özellikle Ahmed Eflâkî hastalıklar içinde en çok sıtmadan bahsetmektedir.

Şap/Dabak; Sığır, manda, koyun, keçi ve domuzlarda olduğu gibi vahşi hayvanlarda da görülen, oldukça iltihaplı bir hastalıktır. İnsanlarda nadiren iltihaplı olan bu hastalık ayakta ve ağız çevresinde veziküller, genç hayvanlarda kalp yetmezliği nedeniyle ani ölümlere yol açmaktadır.

Sultan I. Mesud (1116–1155)'un Ermeniler üzerine 1153–1154 yılında düzenlediği seferde atlar şap/dabak hastalığı nedeniyle telef olmuştu.

Veba; Eskiçağdan yakınçağa kadar özellikle ortaçağda Avrupa, Asya'da etkili olan bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık olarak bilinmektedir. Kara ölüm olarak da bilinen bu rahatsızlığın asıl nedeni pislik olup, kemirgenlerdeki (fareler) pireler sayesinde insana geçmektedir.

Süryani tarihçi Ebu'l-Ferec'in kaydettiği rivayete göre, 470/1078 yılında Nicephorus Botaneiates, Kutalmış-oğullarının desteğini alarak İmparator VII. Mikhail Dukas (1071–1078)'a karşı isyan ederek dört ay İstanbul'u muhasara etmesinin ardından altı ay boyunca şehirde büyük bir kıtlık ve arkasından veba salgını başlamıştı. Bu nedenle o kadar çok ölen vardı ki şehirdeki büyük kilisedeki ölüler yerinde yer kalmayınca kilisenin denize açılır kapısından cesetler denize atılmaya başlamıştı. Müellifin ceset başına bir obolos alarak ölüleri toplayıp denize atmakla görevli olandan dinlediğine göre dört ay içinde şahıs 160.000 obolus almıştı. Ancak bu rakamı kendisinin şüphe ile karşıladığını da belirtmiştir.

Kaynakların belirttiğine göre Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan (1093–1107)'ın saltanatının başlangıcında 485–486/1092–1093 yılında Anadolu'da büyük bir veba salgını ortaya çıkmıştı. Bu salgında o kadar çok ölen vardı ki onları defnetmekte zorluk çekiliyordu.

Azimî ise 506/1112–1113 yılı olaylarını naklederken Antakya ile ilgili verdiği bilgiler arasında Hristiyanlar arasında veba görüldüğü şeklindedir.

Süryani Mihael 535/1141 yılında Malatya'da şiddetli bir deprem ve ardından da veba ortaya çıktığını nakletmektedir. Kaynağın verdiği bilgiye göre veba kümes hayvanları üzerinde de büyük bir telefata sebep olmuştur.

Yine 548/1154 senesinde Kilikya (Çukurova)'da büyük bir veba salgını olmuş ve tabiri caiz ise tarihin seyrini değiştirmiştir. Türkiye Selçuklu Sultanı I. Mesud, Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos (1143–1180) ile anlaşarak Çukurova'daki faaliyetlerinden rahatsızlık duyduğu Kilikya Ermeni Krallığı üzerine sefer düzenledi. Önce Misis ve Anazarba üzerine yürüdü. Fakat orada istediğini elde edemeyince Tel-Hamdun'a ilerledi. Sultan I. Mesud Tel-Hamdun karşısında karargâh kurup kuşatmaya başladığı sırada ordusu, bit vebasına tutuldu. Veba yüzünden hava teneffüs edilemeyecek derecede kötü kokuyordu. Asker ve atlar hastalandı. Atların büyük bir kısmı telef olmuş kalanlarında diz kapakları sökülmüştü. Birçok asker atlarının ve katırlarının dizlerini kestiler. Bu yüzden ordunun büyük bir kısmı yaya kaldı. Öyle ki, yaya kalanlar arasında sultanın hacibi de vardı. Vebanın tesiri artınca ordu dağıldı. Durumu gören Toros, askerleriyle dağlardan inerek Sultan Mesud'un ordusunu takibe koyuldu ve Gabdana'ya (Develi) kadar ilerleyip yağma yaptıktan sonra Toroslar'a geri döndü. Sultan I. Mesud da muhtemelen bu sefer sırasında rahatsızlanmış ve 1155 yılında ölmüştü.

575/1180 yılında özellikle Ahlat ve Diyarbekir başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da etkili olan veba salgını görüldüğü bilinmektedir. Kaynaklarda verilen bilgilerden anlaşıldığına göre veba salgınından önce genelde bölgede ciddi bir kıtlık yaşanıyordu. Meselâ, 575/1180 yılındaki veba salgınından bir yıl önce 574/1178–1179 tarihinde Anadolu, Suriye, el-Cezire, Irak ve Filistin'de hemen hemen hiç yağmur yağmadığı için kıtlık olmuştur.

618/1221 yılında görünen veba ile ilgili Ahmed Eflâkî, Bahâeddîn Taberî adında ulu ve bilgili bir kadının ölümü nedeniyle şu şekilde bilgi vermektedir: Adı geçen kadı bir gün sultanın meclisinde Bahâ Veled'i kötüler. Tesadüfen o sırada mecliste olan Bahâ Veled söylenenleri duyar. Bunun üzerine kadı hakkında bir kehanette bulunur. Buna göre kadı ve bütün akrabaları birkaç gün içerisinde öleceklerdir. Kendisinin soy ise kıyamete kadar devam edecektir. Hakikaten birkaç gün sonra kadı ve bütün akrabaları vebaya maruz kalırlar. Kadı Burhâneddîn Taberî yedi gün burnundan kan geldikten sonra hayatını kaybeder. Akrabaları da kehanetteki akıbetlerine duçar olurlar.

641–642/1244 yılında da Malatya'da çok şiddetli bir veba ortaya çıkmış ve hastalık ciddi bir nüfus kaybına yol açmıştı.

Hulâgü Tebriz merkezli İlhanlı Devleti'ni kurunca (654/1256), Suriye seferine (655/1257 yılında) çıkarken Melik Adil'in himayesindeki Mardin ve Meyyâfârikîn'in zaptı için Şehzde Yağmut kumandasında bir ordu göndermişti. Uzun süren muhasara sonucunda şehirde kıtlık baş göstermiş, halk açlıktan kedi, köpek ve fareleri yer hale gelince veba ortaya çıkmıştı (657/1258–59). Ancak her iki tarafa da büyük zararı dokunan veba nedeniyle kuşatma kaldırınca Ebu'l-Ferec bu durumu şöyle ifade etmiştir: "Şanı yüce olan Allah buraya veba musallat etmeseydi, bunlar yıllarca dövüşseler de burasını zapt edemezlerdi".

Verem; Akciğerlerde mycobacterium tuberculosis adı verilen bakterinin neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır.

Türkiye Selçuklu Devleti hükümdarlarından I. İzzeddîn Keykâvus (1211–1220)'un veremden öldüğü bilinmektedir. Sultan, Musul'a doğru çıktığı bir sefer sırasında Malatya'ya gelmiş, fakat hastalığı engel olduğu için geri dönmek zorunda kalmıştı. Bir süre sonra da hayatını kaybeden (616/1220) Sultan, bizzat kendisinin Sivas'ta inşa ettirdiği darüşşifadaki türbesine defnolunmuştur. İbn Bibi'nin verdiği bilgiye göre, I. İzzeddîn Keykâvus'un hastalığının ilerlemesinde, daha önce çıktığı Halep Seferi (1218) sırasında daha savaşmadan yenilgiye uğramasını kendisine hıyanete bağlayarak bazı beyleri yaktırmasının verdiği vicdan azabı etkili olmuştu. Müellif, Sultan'ın son günlerindeki durumunu şöyle nakletmektedir: "… O olayın sebep olduğu vicdan azabından sultanın ruhunda büyük bir çöküntü meydana geldi. Acizler ve düşkünler gibi herkesin yanında inlemeye başladı. Sonunda kuru bir kamışa döndü. Magrib ve Maşrıktan gelen tanınmış doktorlar da onun tedavisinde aciz kalınca; "Sultanın mübarek mizâcına Sivas'ın havası, suyu yaramıyor" dediler ve onu Viranşehir'e götürdüler. Her gün oraya Malatya'dan testi testi Fırat'ın suyunu taşıdılarsa da hastalığın etkisiyle fani dünyadan ilgisini tamamen kesti. Kalbini ölüme bağladı…".


BİBLİYOGRAFYA

  • ​Ahmed Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, Türkçe çev., Tahsin Yazıcı, İstanbul 1989.
  • Aknerli Grigor, Okçu Milletlerin Tarihi, çev. Htant D. Anreasyan, İstanbul 2007.
  • Anna Komnena,Alexiad, Türkçe çev., Bilge Umar, İstanbul 1996.
  • Anonim Selçuknâme, nşr. ve Türkçe çev., F. N. Uzluk, Anadolu Selçukluları Devleti Tarihi III, Ankara 1943.
  • Arık, F. Şamil;"Selçuklular Zamanında Anadolu'da Veba Salgınları", DTCF Tarih Araştırmaları Dergisi, Sayı 26, Ankara 1991.
  • Azimî Tarihi Selçuklularla İlgili Bölümler (H.430-538=1038/1039-1143/44), Yayınlayan Ali Sevim, TTK, Ankara 1988.
  • Bezer, "G. Öğün; Selçuklular Zamanında Anadolu'da Kıtlık", Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, Sayı 3, İstanbul 2000.
  • Cahen, C.;XIII, "Asır Ortalarında Cezire (İzzeddin b. Şeddad'a Göre)", çev., Neşet Çağatay, A.Ü.İ.F. Dergisi, II, Sayı 4, TTK, Ankara 1953.
  • Demirkent, Işın;Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, TTK, Ankara 1996.
  • Develioğlu, F.;Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ankara 1986.
  • Ebu'l-Ferec, Abû'l-Farac Tarihi I, Türkçe çev., Ömer Rıza Doğrul, TTK, Ankara 1987.
  • Ferîdûn bîn Ahmed-i Sipehsâlâr;Mevlânâ ve Etrafındakiler Risâle, Türkçe çev., Tahsin Yazıcı, İstanbul 1977,
  • Gökhan, İlyas; XIII. ve XIV. Yüz yıllarda Mısır ve Suriye'de Krizler, Kıtlıklar ve Vebalar, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Basılmamış Doktora Tezi, Elazığ 1998.
  • Ioannes Kinnamos'un Historiya'sı, haz. Işın Demirkent, TTK, Ankara 2001.
  • İbn Bibi;el-Evâmirü'l-Alâiyye Fi'l-Umuri'l-Alai'ye, nşr. Adnan Sadık Erzi, I. Tıpkıbasım, TTK, Ankara 1956; Türkçe çev., Mürsel Öztürk, el-Evâmirü'l-Alâiyye Fi'l-Umuri'l- Alaiyye (Selçuknâme), Ankara 1996.
  • İbn Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihaye, XII, trc., Mehmet Keskin, İstanbul 1995.
  • İbnü'l-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih, XII, Türkçe çev., A. Özaydın, İstanbul 1987.
  • Kara, Murat; XI. Ve XIV. Yüzyıllarda Anadolu Ve Civar Bölgelerde Hastalıklar, M.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türk Tarihi Anabilim Dalı Ortaçağ Tarihi Bilim Dalı Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2008.
  • Kaya, Selim;I. Gıyâseddîn Keyhüsrev ve II. Süleymanşah Dönemi Selçuklu Tarihi (1192–1211), TTK, Ankara 2006.
  • Kesik, M.;Türkiye Selçuklu Devleti Tarihi Sultan I. Mesud Dönemi(1116–1155), TTK, Ankara 2003.
  • ________; "XII. Yüzyılın İlk Yarısında Anadolu'da Meydana Gelen Doğal Âfetler ve Deprem", İ.Ü.E.F. Tarih Araştırma Merkezi Tarih Boyunca Anadolu'da Doğal Âfetler Ve Deprem Semineri 22-23 Mayıs 2000
  • Bildiriler, "Globus" Dünya Basımevi İstanbul 2001.
  • Koca, Salim;Sultan I. İzzeddîn Keykavus (1211–1220), TTK, Ankara 1997.
  • Konuş, Fazlı; Selçuklular Bibliyografyası, Çizgi Yayınları Konya 2006.
  • Miller, T. S.;The Birth of the Hospital in the Byzantine Empire, Baltimore/London 1997.
  • Nikephoros Bryennios, Tarihin Özü, çev. Bilge Umar, Arkeoloji Ve Sanat Yayınları, İstanbul 2008.
  • Niketas Khoniates, Historia, çev. Fikret Işıltan, TTK, Ankara 1995, s. 132).
  • Pakalın, M. Zeki;"Cüzam", DİA, VIII, s.152.
  • Sağlık Ansiklopedisi, "Çiçek Hastalığı", II.
  • Sağlık Ansiklopedisi, "Damla Hastalığı", II
  • Sağlık Ansiklopedisi, "Sıtma", IV.
  • Sağlık Ansiklopedisi, "Verem", IV.
  • Simbat, Başkumandan Simbat Vekainamesi, çev., Hrand D. Andreasyan, TTK, Kütüphnesi basılmamış nüsha.
  • Süryani Patrik Mikhalin Vekainamesi, Türkçe çev., Hrant D. Andreasyan, TTK, Kütüphanesi Basılmamış Nüsha,
  • Urfalı Mateos, Vekayi-Nâmesi (952-1136) ve Papaz Grigor'un Zeyli (1136-1162), Türkçe çev., Hrant D. Andreasyan, TTK, Ankara 1998.
  • Vardan, V.;"Türk Fütûhât Tarihi (889-1269)", trc. Hrant D. Andreasyan, İ.Ü.E. F. Tarih Semineri Dergisi, I/2 (1937).
  • Turan, O.;Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1998.
  • _______;Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1984.
  • Zonaras, Ioannes; Tarihlerin Özeti, çev. Bilge Umar, İstanbul 2008. 
SIÇANLAR VE EKONOMİ...
OLUP BİTENLER ÜZERİNE

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış