Mehmet Alp'in Defteri

NATO MEVZUU

"NATO'nun ve hele Amerika'nın bir Hint kumaşı olmadığını herkes biliyor. Fakat kara kışta bizi donmaktan koruyacağı için, dondurucu soğuklar geçinceye kadar bu çulu sırtımıza almaya mecburuz."

H. N. Atsız
(NATO'ya Hayır! Peki Ya Sonra? - Gözlem, 19 Aralık 1968)

Aslında bu konuya uzun zamandır değinmek istiyordum, lakin Türk siyasi sahnesine yeni ayak basan partinin konuyu doğrudan başlık olarak programına alması Türkiye - NATO ilişkileri hakkında düşüncelerimi kaleme almama vesile oldu.

Dolayısıyla bu bir 'İyi Parti yandaşı' yazısı olarak algılanmasın.

Açıkça söyleyeyim, parti programının 'Dış Politika' bölümüne NATO'yu başlık olarak koymak şart mıydı, ne düşünerek bu şekilde parti programına eklendi bilmiyorum. Söz konusu maddede yeni oluşumun açıkça 'Türkiye'nin NATO şemsiyesinde olması milli politikalar ve stratejiler uygulamasına engel olmadığı gibi İttifak üyeliğimiz diğer ittifak ve mekanizmalardaki ülkelerle kendi milli çıkar ve ulusal güvenliğimizin gereği olarak kurulacak ilişkilere ve iş birliği çabalarına da aykırı değildir.' diye beyan etmesine de bir itirazım yok. Hatta genel hatlarıyla hemfikirim. NATO ile alakadar madde de en fazla 'NATO bir siyasi yapılanma olup üyelerinin müşterek savunma ihtiyaçlarını da karşılamaktadır.' diye yazan bir önceki cümleyi eleştiririm. Bu da ifadenin yanlış olduğundan değil, her ne kadar müşterek savunma ihtiyaçlarının NATO tarafından karşılansa da bunun şartlı ve koşullu olduğunu bildiğim için ve bağımsız bir Türkiye'nin her konuda kimseye ihtiyaç duymadan kendi ihtiyaçlarını kendisinin karşılaması gerektiğini düşündüğümdendir. 

Peki, neden ben de Türkiye'nin NATO'da kalması gerektiğini düşünüyorum? Evvela olayı teorik manada incelemek gerekir. NATO Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 51. maddesi doğrultusunda 1949'da imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması ile meşruiyet kazanan bir örgüttür. NATO'nun kendi egemen toprak hakimiyeti yoktur. Antlaşma gereği üyelerin hepsi kendi egemenlik ve bağımsızlıklarına hakimdirler. Ayrıca NATO yine kuruluş antlaşması gereği üye ülkelerinin demokratik hukuk devleti şeklinde yapılanmasını ön görür. Dolayısıyla Türkiye'nin NATO üyesi olması teorik olarak kendi egemenlik ve bağımsızlığını her hangi bir şekilde kısıtlamaz. Yani bir AB örneğinin aksine NATO üyeliği Türkiye'yi kendi iradesinden üstün bir irade kabullenmeye mecbur kılmaz.

Antlaşma gereği hak ve sorumluluklar böyle iken reel politikada durum çok daha farklı görünmesi tabii ki sorgulanmalıdır. Bunun için 2. Cihan Harbi sonrası Soğuk Savaş döneminde dünyada hakim olan yeni dengelere göz atmak gerekir.

Soğuk Savaşta uygulanan karşılıklı nükleer tehdidin özü kutupların birbirlerini yok etmesine dayalı idi. Yani nükleer savaşı ilk başlatan ikinci olarak yok olacaktı. Ama kesin yok olacaktı, bütün dünya ile beraber. Bu karşılıklı tehdit ne kadar nükleer savaşı önlemiş olsa da dünyanın iki kutuba ayrılmasına ve bu kutupların kendi içlerindeki egemen güç odaklarına karşı çok derinden bir bağımlılıkta bulunmalarına yol açtı.

25 Kasım 2016 tarihinde Suriye, Türkiye, ABD, AB, Çin ve Rusya başlıklı yazımda da belirttiğim gibi ''2. Dünya Savaşından sonra İngiltere dünya devi olarak önem kaybederken ABD gittikçe önem kazanmaktaydı. Coğrafi konumundan dolayı sanayisinde hasar görmüş olmaması, Nazilerden kaçan Yahudi bilim adamlarını ve savaştan sonra esir aldığı Alman ''Nazi'' bilim adamlarını bilimsel Arge-sürecine dahil etmesi bu yükselme döneminin en başta gelen sebeplerindendir.''

Kutupların kendi içlerinde egemen güce olan bağımlılık Doğu Blokunda DDR'de (Doğu Almanya) bulunan Sovyet tankları ile 1953'te, Prag Baharında 1968'te ve bir çok başka tarihi olayda ne kadar alenen görülebildiyse, batı da ekonomik büyüme ve neo-liberal ekonomi örtüsü altında o kadar gizli ve saklı gelişti. Çünkü batıda ki egemen güç kaba kuvvet ile değil para ve düşmana karşı olan güvenliği sağlamak vaadi ile hükmediyordu.

''Komünist tehdide karşı sizi korurum ama Dünya Bankası'nda ki kilit noktalar benim elimde olmalı.
Komünist tehdide karşı sizi korurum ama Dünya Ticaret Örgütünde ki kilit noktalar benim omalı.
Komünist tehdide karşı sizi korurum ama döviz rezervlerinizi ağırlıklı olarak USD cinsinde tutarsanız.
Komünist tehdide karşı sizi korurum ama sadece petrolü USD'ye karşı satar ve alırsanız.''

Dolayısıyla Batı Blokunda ABD öncülüğünde Anglosakson egemenliği sadece Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü veya benzeri sosyal-ekonomik kuruluşlarda değil, NATO'da da ezici bir hakimiyete sahipti ve kendi çıkarları doğrultusunda NATO'yu alet etmekten çekinmedi. Peki Türkiye kendi milli çıkarlarından taviz vererek 'NATO' görünümü altında ABD / Anglosakson politikalara uyma mecburiyetinde miydi?

Aslında değildi. Çünkü Türkiye'nin Avrupa ve diğer NATO ülkelerinden önemli bir farkı vardı. ABD'nin Avrupa ülkelerine karşı tutumu şuydu:

Almanlar zaten savaşı kaybetmiş işgal altında bir ülkeydiler, başka seçenekleri yoktu. Diğer NATO üyesi Avrupa ülkelerine karşı ise ABD her zaman 'Sizi Almanlardan ben kurtardım' baskısını ve oluşmuş ekonomik gücünü uyguladı. Dolayısıyla Türkiye 1938'den sonra Atatürk'ün çizdiği yolda hareket ederek ekonomik bağımsızlığını artırmış olsaydı Türkiye üzerine kurulabilecek baskı fazla olmayacaktı. Oysa 1950'den sonra Adnan Menderes tarafından uygulanan politikanın sadece 1952'de Türkiye'nin NATO'ya girmesini değil, neredeyse her açıdan ABD'den bağımlı hale gelmesini sağladığını biliyoruz.

Yani mesele NATO üyesi olmak değildi. Mesele NATO üyesi olarak sergilenen tavırdı. Tabii ki NATO'nun üyelerine yüklediği sorumluluklar vardır ve üye ülke olarak bunları yapmakla mükellefsinizdir. Lakin NATO size yeni oluşmakta olan sanayinizi yok edip ekonominizi ABD'den verilen kredilere dayalı bir tüketim ekonomisi haline getirmenizi şart koşamaz. Koşsaydı işgal altında olan Almanya'ya koşardı. Almanya da Marshall Planı kapsamında kredi aldı. Ama kendi üretimini gerçekleştirmekten vazgeçmedi.

1952'de NATO'ya giren tek ülke Türkiye olmadı, aynı sene Yunanistan da NATO üyesi oldu. Her iki ülke NATO üyesi olmasına rağmen 1963'te Runların Kıbrıs Türklerini katletmeye başlamaları ile Türkiye'nin Kıbrıs'a çıkarma yapma girişimi üç defa engellendi. Bu engellemelerin en kaba ve diplomasi açısından sıkıntı oluşturanı ABD başkanı Johnson'un 5 Haizran 1964'te Türkiye'ye gönderdiği mektuptu. Mektupta Türkiye'nin ABD için önemli bir müttefik olmasına rağmen Türkie Yunanistan arasında bir savaş durumu oluştuğunda ve Sovyetler bu durumu fırsat bilip Türkiye'ye saldırdığı takdirde NATO'nun savunma taahhüt etmeyeceği yazıyordu.

Bu örnek ABD'nin NATO'yu nasıl kendi amacı doğrultusunda kullandığını gösteriyordu. 1974'de Türkiye Garantörlük hakkını kullanarak nihayet Kıbrıs Harekatı'nı başlattı.

Kıbrıs harekatı ile alakadar NATO iki üyesinin birbiri ile savaşmanın eşiğinden dönmelerine verdiği tepki ABD'nin baskısına rağmen Türkiye'yi kınamaktan ibarettir. ABD'nin tepkisi ise daha sert olmuş ve Türkiye'ye ekonomik ve askeri ambargo uygulamıştır.

Türkiye'nin askeri harekatına karışmayan NATO'yu Yunanistan 16 Ağustos 1974'te terk etti ve üç sene sonra 1977'de yine Türkiye'yi sebep göstererek tekrar geri dönmek için başvurdu. O tarihte Türkiye Yunanistan'ın NATO'ya geri dönüşünü veto etti. Türkiye bu vetosunu 20 Ekim 1980'de geri çekti ve Yunanistan tekrar NATO üyesi oldu. Yani 12 Eylül darbecilerinin ilk işlerinden birinin Yunanistan'ın NATO'ya geri dönmesini sağlamak olduğunu söyleyebiliriz.

Son yıllarda, özellikle Rusya Putin yönetiminde uluslararası zeminde gittikçe ağırlığını koymaya başladığından ve 2007'de Münih Güvenlik Konferansında Putin'in Rusya'nın yeni rolünü açıkça ilan ettiğinden sonra Türkiye'de NATO karşıtı sesler gittikçe yükselmeye başladı. Bu sesler gerek yukarda bahsettiğim tecrübelerimize dayanarak gerekse 1989'da Doğu Blokunun çöküşünden sonra NATO'ya gerek kalmadığını dillendirmekteler.

Evet, NATO'nun güvenilebilir bir ittifak olmadığını bilmeme rağmen ben yine de Türkiye'nin NATO'da kalmasının ülke ve milli menfaatlerimiz doğrultusunda zaruri olduğu kanaatindeyim. Çünkü NATO'dan çıkmanın (çıkabilsek bile) hiç bir sıkıntımıza çözüm olmayacağını, aksine çok daha ağır ve büyük sıkıntılara sebep olacağını düşünüyorum.

Bence Soğuk Savaşın bittiğini, NATO'nun karşısında üyelerinin korunması gerektiren bir tehdit olmadığını, Varşova Antlaşmasının artık hükmü kalmadığını iddia edenlerin bunu ya Avrasyacılık adı altında gizli Rus propagandası amaçlı kasten yapıyorlar, ya da dünya gerçeklerini doğru okuyamamaktadırlar.

Evet, 1989'da Doğu Bloku yıkılmıştır ve bununla beraber başta eski Sovyetler Birliği ülkeleri olmakla beraber Doğu Bloku ülkeleri bir transformasyon dönemi geçirmiştir. Bu esnada ABD ve Batı tek kutup olmanın avantajlarını kullanarak yayılımcı ve emperyalist hedeflerine devam ederken Rusya Putin rejimi altında yeniden yapılanmış ve dünya siyasetinde tekrar ciddiye alınması gereken ikinci bir kutup haline gelmiştir. 2001'de ŞİÖ kurulmuştur. ŞİÖ'yü basit bir ekonomik iş birliği örgütünden ibaret sananlar yanılmaktadırlar. ŞİÖ kapsamında üyelik durumlarına göre üye ülkelerin kendi aralarında askeri savunma ve strateji anlaşmaları mevcuttur. Dolayısıyla ŞİÖ'nün Varşova Antlaşmasının yerini aldığı söylenebilir.

Kuzey doğu sınırımızda Gürcistan, Ermenistan, doğumuzda İran ve güney doğumuzda Suriye Rusya'nın üzerlerine hakimiyet kurduğu ülkeler. Irak'ta bile Rusya ile sıkı temasta olan İran'ın şii hakimiyeti gittikçe artıyor.

Diğer yandan Rusya NATO'nun etki alanının gittikçe yayılmasından rahatsız olduğunu ve bunu engelleyeceğini defalarca açıkladı ve bu konuda ciddiyetini 2014'te Kırım'ı ve Ukrayna'nın doğusunu işgal ederek kanıtladı. Bu işgal her ne kadar uluslararası kanunlara aykırı olsa da kimse bir şey yapamadı, tüm dünya seyirci kaldı.

Türkiye NATO'dan çıkarsa Rusya'nın Türkiye'ye karşı aynı saldırgan tavrı sergilemeyeceğine dair kim hangi garanti verebilir? Bahane çok. Örneğin Ermenistan Rusya'nın güvencesini aldığında Türkiye'yi böyle bir çatışmaya sokmaktan çekinir mi?

Hadi diyelim ki Rusya ve yeni Doğu Bloku çok güvenilir ve böyle bir şey yapmaz, hukuk devleti yapısından ve demokrasiden gittikçe uzaklaşan Türkiye'ye ABD / Batı tekrar 'demokrasi getirmek için' alenen bir müdahale yapması Türkiye NATO'da olduğu sürece mi mümkün, yoksa NATO'dan çıkmışken mi? Hadi hukuk devleti ve demokrasi bahanesini geçersiz sayalım, şimdi bile Türkiye'nin gerekli tavrı koymayacağını bilerek resmen 18 adamızı işgal eden bir NATO ülkesi Yunanistan'ın NATO ülkesi olmayan bir Türkiye'ye karşı tavrı nasıl olur? Bunu düşünmek çok mu zor?

Dolayısıyla günümüzde Türkiye için NATO'da en az Soğuk Savaş döneminde olduğu kadar önemli olduğu kanaatindeyim.

Yukarıda da söyledim, ama önemli olduğu için tekrarlıyorum. Evet, NATO güvenilebilir bir ittifak değildir. Lakin Türkiye'nin haritada konumunu bilen herkes için bu ittifakın Türkiye açısından zaruri olduğunu görmesinin mümkün olduğunu düşünüyorum.

Tabii ki gönül böyle bir ittifakı ABD / Batı ile değil, Türk Cumhuriyetleri ile yapmamızı arzular, ama facebook'ta dolanan ve aslı astarı olmayan 'Turan Ordusu Kuruldu' paylaşımları aksine maalesef böyle bsir yapılanmadan çok uzağız. İttifak ortağımız olabilecek diğer Türk Cumhuriyetlerle bırakın Turan Ordusu'nu kurmayı, ne tür ilişkilerimiz var bir bakın. Sonra bu ülkelerin hala ne kadar Rusya'nın sosyo-ekonomik etki alanında olduğunu bir sorgulayın. Böyle bir ittifak kurulabilir mi? Evet kurulabilir, ama kurulması için çok güçlü bir Türkiye olması şarttır diye düşünüyorum.

Gelelim diğer alternatiflere. Hala birilerinin kafasında Türkiye'nin otobüs değiştirir gibi NATO'dan çıkıp ŞİÖ'ye tam üye olabileceği hayali var. Böyle bir şey mümkün değil, ama diyelim oldu. Türkiye güçlü, bağımsız ve kendi çıkarları doğrultusunda yönetilen bir ülke olmadığı takdirde ŞİÖ üyelerinin bize NATO'da ABD / Batı'dan çok daha farklı davranacağını mı sanıyorsunuz?

Aynı sömürü bu sefer ABD tarafından değil Rus ve Çin tarafından uygulanacak. Rusya'nın veya İran'ın kendi çıkarları doğrultusunda Türkiye'ye karşı pkk veya başka terör örgütlerini desteklememeleri için hangi güvencemiz var? Kara kaşımız, kara gözümüz mü?

Dolayısıyla Türkiye'yi soncu facia ile bitecek maceralara sürüklemektense içinde bulunduğumuz durumu iyi analiz edip kendi kaderini ona göre belirlemesi gerek.

Evet, ABD ve Almanya sözde NATO müttefikimiz olmalarına rağmen pkk'nın Suriye'de ki pisliklerini destekliyor. Ve bir sürü daha bildiğimiz veya bilmediğimiz kahpelikler peşindeler. Ama bunu NATO müttefikimiz sıfatları ile yapmıyorlar, bunu kendi dış ilişkileri doğrultusunda yapıyorlar. NATO'da olsak da bunu yapacaklar, olmasak da yapacaklar. Bunu engellemenin yolu NATO'dan çıkmak değil, bunları yapamayacakları kadar güçlü olmaktır.

Aslında şartların Türkiye açısından Soğuk Savaş döneminde olduğundan çok daha el verişli olduğuna inanıyorum, çünkü batılı NATO'üyeleri arasında da ciddi bir kırılganlık söz konusu. İngiltere'nin AB'den ayrılması, AB içinde uyumsuzluk… Ve diğer yanda AB'ye has ortak Ordu oluşturma çabaları… En geç Trump ABD Başkanı olduğundan beri Avrupa ve ABD arasında oluşan mesafenin boyutları daha bariz görülmeye başladı. Ayrıca Trump'ın NATO üyelerini özellikle maddi sorumluluklarını yerine getirmediklerine dair uyarması da NATO'nun içinde de ABD'nin Soğuk Savaş döneminde sahip olduğu etkisine sahip olmadığının göstergesi.

Örneğin ABD tarihinde sadece bir kere NATO kapsamında casus foederis, yani müttefiklerin dayanışması için baş vurmuştur. O da 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra olmuştur. NATO anlaşmasının 5. maddesi doğrultusunda üyeler karşılıklı istihbarat alış verişi veya uçuş hakları gibi haklarda uzlaşmışlardır. Bu kapsamda Türkiye'nin de içinde bulunduğu üyeler Afganistan'a asker göndermiştir.

Yine bu kapsamda ABD 2003'de Irak'ın işgali için BM'in güvenlik konseyine başvurmuştur. Lakin o dönemin ABD dış işleri bakanı Colin Powell'in konseyde gösterdiği gerekçeleri NATO üyeleri olan Almanya ve Fransa yeterli bulmamış ve reddetmişlerdir. Burada Almanya'nın daha yakın tarihe kadar ABD işgali altında olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Buna rağmen Almanya kendi milli çıkarlar doğrultusunda hareket edebilmiştir.

Demek istediğim NATO bir alettir. Dünya çapında gelişmeleri doğru okunur ve Türkiye kendi çıkarları için kullanmasını bilirse çok işe yarayacak bir alettir.

Evet, NATO Türkiye için zaruridir, ama NATO'da Türkiye'ye muhtaçtır. Türkiye'nin bu durumdan faydalanamamasının sebebi NATO'da olması değil, senelerdir uygulanan yanlış ve istikrarsız politikalardır. Bu politikalar uygulanmaya devam ettikçe, Türkiye'nin geleceğini düşünmektense kısa vadeli rantı düşünen popülist politikacıları baş tacı yapmaya devam ettiğimiz sürece değişen bir şey olmayacaktır.

NATO kapsamında hak ve sorumluluklar da açıktır. NATO kimseyi kendini BOP eş başkanı ilan etmeye zorlamaz, NATO kimseyi 'Açılım' yapmaya zorlamaz, NATO kimseyi pkk'lıların rahatça Kuzey Irak'a geçebilmesi için koridor açmaya, PKK'lıları Habur'da davulla zurna ile karşılamaya zorlamaz. NATO ülkenizde barındırdığınız NATO askerlerinin üslerde hangi hak ve sorumluluklara sahip olduğunu belirler. Askerlerin üslerin dışında uymaları gereken kanunları, kuralları siz belirlersiniz. NATO Türkiye'ye NATO dışında olan ülkeler ile nasıl bir siyaset takip etmemiz gerektiğini, bu ülkelerle hangi ilişkiler içinde olmamız gerektiğini dayatmaz. Dolayısıyla hem NATO'da olunabilir, hem de NATO dışı ülkelerle Türkiye'nin menfaatini artıracak ilişkiye girilebilir veya çok ekseri durumlarda istemediğimiz krizlerden uzak durmak yine bizim elimizdedir.

Onun için Türkiye'nin sıkıntısı NATO'da olması değildir. Türkiye'nin sıkıntısı 2. Dünya Savaşından beri kendi çıkarlarını düşünen uzun vadeli iç ve dış politika üretebilmekten her geçen gün uzaklaşması, en geç 12 Eylül ile tamamıyla ABD'nin çıkarları doğrultusunda yönetilen popülist politikalar ve bunun son 15 yılda çığırından çıkmasıdır.

Atsız'ın da dediği gibi;
Bu çulu sırtımıza almaya mecburuz.

Lakin çula ne kadar sarılıp sarılmayacağımıza biz karar vermeliyiz. Ve çul sırtımızda diye soğuktan korunmanın başka yollarını aramamak yaptığımız hataların başında geliyor. Hele hele çulu değiştirince daha rahat edeceğimizi düşünmek hepten ayazda kalma tehlikesini barındırmaktadır. 

Telif Hakkı

© M. Alp @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

TERÖR
Siyah Beyaz

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış