HANGİ GEZİ?

Günümüz Türk Milliyetçileri, bölge ve ülkede yaşanan dönüşümü, 'televizyonla konuşan kocamış' gibi izlemektedir. Kocamış gibi izlediği programlarla konuşarak bir takım tepkiler veriyor fakat yalnız kendi tatmin oluyor, dışa hiçbir etkisi bulunmuyor.

Üçüncü milenyumla birlikte insanlık (farkında olmadan) küresel bir değişim ve dönüşümün içerisine girdi. Bu dönüşüm, küresel boyutta, dinden ekonomiye, bireyden topluma, tarihten medyaya yani her alana etki etmeye başladı.

Başlayan veya başlatılan bu küresel dönüşümden, vatandaşı olduğumuz ülkenin jeopolitik ve jeostratejik konumu nedeniyle yoğun biçimde etkilenmekteyiz. Son on beş yıllık zaman dilimini (tarihsel olarak çok kısa) hatırlatacak olursak; Irak İşgali, Irak'ın bölünmesi, Irak da Kürt Devletinin kurulması, "Arap Baharı"nın yaşanması, Tunus'un Libya'nın Mısırın dönüşümü, Tunusun meçhul bir hal alması, Libyanın bölünmesi, Mısır Devrimi (Darbesi), Suriye İç Savaşı, Irak Şam İslam Devleti'nin etkinleşmesi veya etkinleştirilmesi, Suriye Kürt Devletinin temellenmesi, uluslararası terörizmin yaygınlaşması, Rusya-Gürcistan Savaşı, Ukrayna Savaşı, Yemen İç Savaşı ve irili ufaklı nice olay silsilesi, iddia edilen küresel dönüşüm hareketinin, ne derece kontrollü, sistemli, hızlı ve amaca uygun olduğunun somut delilleri olarak önümüzde durmaktadır.

Kuzeyimizden güneyimize, doğumuzdan batımıza (AKP'nin de desteği ile) etki eden bu dönüşüm, elbette bu cenderenin ortasında bulunan Türkiye üzerinde de uygulanmaktadır. Yine aynı zaman dilimi aralığında Türkiye de yaşanan olaylar örgüsü ele alınacak olursa; rejim tartışmaları, Fethullahçı Terör Örgütünün​ (o dönem 'Hocaefendi') devletleşmeye başlaması, siyasal muhalefetin bürokratik bir kurum haline gelmesi, TSK'nın sistematik bir biçimde 'hukukla' dağıtılması, Cumhuriyet Mitingleri, Ermenistan ile müzakere, Kıbrıs-Annan Planı, AB'ye verilen tavizler, Çözülme Süreci, Öcalan faktörü, Gezi Eylemleri, 17-25 Aralık Operasyonu, FETÖ-AKP rekabeti, Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, Dolmabahçe Mutabakatı, 7 Haziran Süreci, ülkenin Blitz benzeri bir şekilde bombalanması, terörle mücadelenin yeniden başlaması, diplomatik olarak yalnızlaşma, 15 Temmuz FETÖ Darbe Terörü, yaşanan askeri bürokratik ve diplomatik tasfiyeler, 16 Nisan Başkanlık Referandumu vb. yaşanılmasına ihtimal dahi verilemeyecek olayların, kısa bir süreçte arka arkaya yaşanmış olması, Türkiyenin mevcut küresel dönüşümde siyasal olarak düzenlendiğini göstermektedir.

Ülkemizde ve bölgemizde​ yoğun bir biçimde hissettiğimiz küresel dönüşümün karşısında Türk Milleti; okumaktan uzak, takipten aciz, sorgulamaktan bihaber ve sağlıklı bir değerlendirme yapabilecek kabiliyetten yoksun halde ezbere dayalı ve geleneksel bir tavırla, çaresiz ve saldırıya açık bir durumdadır. Birçok milli aydının ve bilinçli yurttaşın yaşanan zararlı dönüşümü görüyor olması da ne yazık ki, 'sağlıksız muhalefet' olarak adlandırılmaktan başka bir anlam ifade etmiyor. Yukarıda da belirtilen bir başlığın altını çizerek tekrar vurgulamak gerek, "muhalefetin hareketten soyutlanıp, oturan bir vaziyet, sanki bürokratik bir kurum olması" da bu dönüşümün sorunsuz devamında büyük pay sahibidir.

İnsanın toplumsallaşmasıyla oluşan rahatçı yaşam anlayışı, Türkiye de olduğu gibi bütün dünyada da görülmektedir. Bu insanın, toplumsal fıtratıdır. İşte bu gerçeklik de toplumun öncüleri olan aydın ve gençlik grubu, tarihin kendine yüklediği sorumluluğu alarak, içinde bulunduğu toplumu muhafaza ve müdafaa görevini üstlenir. Milliyetçiler de tarihsel sorumluluğu üstüne alan-almak zorunda olan kesimlerden biridir. Türkiye için Türk Milliyetçileri, ne yazık ki, tarihin kendine yüklediği görevin (umumiyetle) farkında değil ya da farkında olduğu görevi kabul etmemektedir.

Günümüz Türk Milliyetçileri, bölge ve ülkede yaşanan dönüşümü, 'televizyonla konuşan kocamış' gibi izlemektedir. Kocamış gibi izlediği programlarla konuşarak bir takım tepkiler veriyor fakat yalnız kendi tatmin oluyor, dışa hiçbir etkisi bulunmuyor.

İşte bu aşamada, kurduğu ülke içten ve dıştan kuşatılmış, rejimi tehlikeye girmiş, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürkün Büyük Nutkunun son bölümünde, bir uyarıdan öte silahsız asker olan Türk Gençliğine verdiği askeri emri yani Gençliğe Hitabeyi hatırlatmak gerekiyor:

"(Sıralanan onca ağır durumun ardından)

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"

​Mustafa Kemal Atatürk

Her türlü tartışmayı bir kenara bırakarak, samimi bir biçimde düşünmek gerekirse, Türkiye Atatürkün uyardığı ahvalde midir? Hayırsa, ne mutlu bize. Eğer evet ise milleti kurtarma hareketi nasıl yürütülecektir? Mevcut siyasi ve askeri vaziyet, milleti kurtaracak bilinç ve kabiliyette midir? Evetse ne mutlu bize. Eğer hayır ise tarihin bu çetin anında, tarihi bir kararla baş başa kaldığımız gerçeği ile yüzleşiyoruz demektir.

Bu yazının yayınladığı tarihten tam anlamıyla dört yıl önce Türkiye de Cumhuriyet tarihinin en büyük halk hareketi yaşandı. Gezi Eylemleri ile 65 ilde 8 milyon yurttaş sokağa çıkarak, siyasal iktidarın önayak olduğu bu rejimsel ve toplumsal dönüşüme tepki gösterdi.

Gezi Parkı Protesto Eylemleri, kendi içinde bir bütünlük arz etmemektedir. Gezi, üç döneme ayrılır. Birinci dönem, 27-31 Mayıs günleri arasında küçük ve duyarlı çevreci, liberal ve sosyalist kesimin Gezi Parkını savunmaya çalıştığı ve kuvvetle muhtemel Fethullahçı polislerin aşırı güç kullandığı ve toplumun illallah ettiği dönem. İkinci dönem, 1-10 Haziran günleri arasında BDP/HDP'nin kurumsal olarak çekildiği, Ulusalcıların yoğunluğunda sosyalistlerin, liberallerin, bazı İslami-Muhafazakar grupların, bazı milliyetçi tabanın katılım gösterdiği halk hareketi olduğu dönem. 11 Haziran ve sonrasında Ulusalcı-Milliyetçi grupların çekilmeye başlamasıyla marjinal sol örgütlerin egemen olduğu üçüncü dönem.

İlk ve ikinci dönem, o dönem var olan AKP-FETÖ ittifakının oluşturduğu tüm hukuksuzluklara ve yanlışlara, ellerinde hiçbir şeyi kalmamış, mensup oldukları partiler tarafından anlaşılamamış olan milli muhalefet, demokratik eylem hakkını kullanarak direnişe geçmiştir. Türk Bayrakları, Atatürk Posterleri ve milli sloganlar ile AKP'nin anayasayı ihlal eden iktidarına ve devleti bir örümcek ağı gibi sarmakta olan Fethullahçı polislere karşı direnmiştir.

Bu toplumsal hareket, 1876 Devriminin, 1908 İhtilâlinin ve 1919 Kurtuluş Hareketinin ardılından gayri bir şey değildir. Çözülme Süreci, FETÖ ile ittifak, Suriyelilerin ülkeye girişi, Suriye Çıkmazı, AKP'nin otoriterleşmesi, rejim değişikliğinin tartışıldığı bir durumda kendini rejimin ve devrimlerin bekçisi gören taban, Gençliğe Hitabeden aldığı hak ile Gezi Parkı sembolüyle, bir 'Dur' demek istemiştir.

Bu direnişte birçok kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi ağır yaralanmış ve on binlerce kişi mağdur olmuştur.

Türkiye'nin hemen her yerinde bir kesim elinde Atatürklü Türk Bayrağı ile Cumhuriyeti koruma yeminleri ederken, Türk Milliyetçileri neredeydi ve ne yapıyordu? Bu da üzerine uzunca düşünülmesi ve sorgulanması gereken bir başlık olarak önümüzde durmaktadır. Geziyi, uluslararası bir komplo, terörizm, vandalizm olarak gören sözüm ona bazı Türk Milliyetçilerinin, kısa vadede, ülkenin yaşadığı büyük çaplı sorunlara karşı kurtuluş reçetesi nedir? Daha doğru bir ifade ile böyle bir reçeteleri var mıdır? Yüzyıl önce, on yıl boyunca (1913-23), milli şair Mehmet Akif'in deyimi ile kıta kapmaca oynayan bir gençlik ve şehit bir ecdadın takipçisi olduğunu iddia eden ve olan Türk Milliyetçileri, Diyarbakır da Öcalan'ın mektubu okunurken, Habur yaşanırken, Türk Bayrağı indirilip, T.C.'ler sökülürken, Dolmabahçe Mutabakatı imzalanırken neler veya ne yapmıştı? Böylesine milli olan konulara tepki vermek, eylem yapmak, "provake" olmak mıdır? Veya "provake olmamayı" niçin hep bu milletin gençliği düşünmek zorundadır? Gözümüzün önünde her kesim her türlü hukuksuzluğu rahatça yaparken, Türk Milliyetçilerinin milli değerler için ortaya atılması ne derece fevriliktir? Memleketin "Suriyeleşmesi" mi beklenmektedir?

Özetle, yapılan değerlendirmeler, altı çizilen başlıklar ve sorulan eleştirel soruların cevapları, Türk Milliyetçiliği teoriğinde Gezi Parkı Halk Eylemlerini meşrulaştırmaktadır. Gezi Eylemleri, dahili ve harici düşmanlara karşı, bu ülkede Kuvayı Milliye ruhuna sahip, milli bir bilinç ve direnişin varlığını kanıtlamıştır.

Geziyi ve ifadesine çalıştığım değerlerini dördüncü yıl dönümünde kutlayalım.

Tüm milli şehitleri, yad edelim.

Cumhuriyet Mitinglerinden Gezi Eylemlerine;

Bu daha başlangıç, mücadeleye devam! 

Telif Hakkı

© Ali Kelle @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

KAHPE İÇERİDEYKEN KAPI KİLİT TUTMAZ OĞUL...
POP KÜLTÜRÜ 'DİNDARLARI(!)'

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış