HALEP VE RAKKA TÜRKMENLERİNİN BOZGEYİKLİ DEDE OCAĞI

Türkiye'nin aynı sınırı paylaştığı ülkelerdeki pek çok bölge Türk kültür coğrafyaları içine dâhil edilir. Şüphesiz bu yerlerden biri de Suriye'nin Halep ilinden Türkiye sınırına kadar olan Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgedir. Burada yaşayan Türkmenler, baskın dil ve kültürden etkilenmiş olmakla birlikte, yaklaşık yüz yıllık bir süredir Türkiye sınırları dışında kültürlerini koruyabilmişlerdir. Suriye'de yaşayan Türkmenlerin kültürü ve birliğinin korunmasında Bozgeyikli Dede Ocağı da etkili unsurlardan biri olmuştur. Bozgeyikli Dede, hakkında müstakil bir çalışma olmamakla birlikte, bazı çalışmalarda zikredilmiştir.

Bu çalışmalarda yer alan bilgilerden sözlü kaynağa ait olanlar için Yalgın (1993)'ın Cenupta Türkmen Oymakları I adlı eserinden, yazılı kaynağa ait olanlar için ise Faruk Sümer'in Oğuzlar (1992: 225-226) adlı eserinde verdiği tahrir kayıtlarından yararlanılmış (Sevinç 1993: 22-26; Bozgeyik 1995: 45- 48; Birdoğan 1995: 89; Kenanoğlu-Onarlı 2002: 27-111; Ocak 2005: 215; Yaman 2005: 148); söz konusu bilgilerle Bozgeyikli Dede hakkında kısa değerlendirmeler yapılmıştır. Yerel çalışmalarda ise Bozgeyikli Dede hakkında anlatılan menkıbeler, şahsiyetin yöre insanı üzerindeki tesiri ve Bozgeyikli ailesi gibi konularda daha kapsamlı bilgiler yer almaktadır (Şahin 1962; Solmaz 1976; Bozgeyik 1995). Bilindiği üzere dede ailelerine dayanan ocak örgütlenmesi Aleviliğin temel kurumları arasında kabul edilir (Yaman 2011: 43). Ancak, Bozgeyikli Dede Ocağı mensupları, Anadolu ve Balkanlardaki örneklerinin aksine, kendilerini Alevi olarak görmemektedirler. Bozgeyikli Dede'nin soyundan gelen ocakzâdelerin başında bulunduğu zaviyeler ile zaviyelere devam ederek zikirlere katılanlar kendilerini Sünni ve Rufai olarak tanımlamaktadırlar. Anadolu sahası Alevilerindeki "Cem, Semah, Oniki İmam, Muharrem Orucu, Musahiplik, Sazandarlık vb." gibi akla ilk gelen inanç ve uygulamalar Bozgeyikliler arasında görülmemektedir. Bunun yanında menkıbeler, dede kurbanı, türbe ziyareti, ocakzâdelerin sağaltma gücü, seyyidlik, Bozgeyikli'yi Hacı Bektaş Velî'ye bağlama gibi inanma ve uygulamalar, Anadolu sahası Alevi ocaklarıyla benzerlik göstermektedir. Makalede, Sünni bir hüviyet sergileyen Bozgeyikli Dede Ocağı sözel anlatılar, inanmalar, uygulamalar ve tarihî belgeler çerçevesinde ele alınarak değerlendirilecektir. Çalışmanın temelini oluşturan sözlü ve yazılı malzemelerin bir kısmı ek olarak verilmiştir.

1.Bozgeyikli Dede'nin Menkıbevi Hayatı Bozgeyikli Dede'nin hayatı hakkındaki bilgileri çeşitli rivayetlerden öğrenmekteyiz. Bu rivayetlerin tam metinleri oluş sırasına göre düzenlenerek EK1'de sunulmuştur. Bu başlık altında söz konusu rivayetler kısaca özetlenerek bazı motifler değerlendirilecektir.

1.1. Eğitimi

Sözlü kaynaklardan ve şecerelerden öğrendiğimize göre Bozgeyikli Dede'nin asıl adı Yusuf Nûrânî olup Hacı Bektaş Velî'nin talebelerindendir. Hacı Bektaş'ın yanında eğitimini tamamlayarak şimdi Suriye sınırları içinde bulunan Halep'in Mumbuç ilçesine bağlı kendi adıyla anılan Bozgeyikli köyüne yerleşmiştir. Hacı Bektaş Velî'nin yanındayken vazifeye hazır olduğunu göstermek maksadıyla topladığı odunları bir aslanın sırtına yükleyip kendisi de eline aldığı yılanla bir aslana binerek dergâha gelmiş, bunu gören hocası üzerine çıktığı duvarı yürüterek onu karşılamıştır. Gösterdiği bu kerametle vazife üstlenebileceğini ispatlamıştır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde değinileceği üzere Bozgeyikli Dede'nin XV. yüzyılda yaşamış olması kuvvetli ihtimaldir. Bu tarihi doğru kabul edersek, XIII. yüzyıl sonu yahut en geç XIV. yüzyılın hemen başlarında vefat ettiği kabul edilen (Güzel 1999: 175) Hacı Bektaş Velî ile Bozgeyikli'nin karşılaşmış olma ihtimali yoktur. Seyyid olduğu kaydedilen ancak hiçbir kayıtta ve sözlü kültürde Alevi olduğu bilgisine rastlanmayan Bozgeyikli ile Anadolu'nun en ünlü seyyidi Hacı Bektaş Velî arasında bir bağ kurulmuş olması, Beydili Türkmenlerinin bir kısmının Alevi, bir kısmının Sünni olmasıyla ilgili olsa gerektir. Bozgeyikli Dede'nin Alevi olup olmadığı konusuna ileride değinilecektir. Yılanı kamçı gibi tutup aslana binmek ve cansız duvarın/kayanın üzerine çıkıp yürütmek Alevi kültürü dairesindeki evliya menkıbelerinin yaygın motiflerindendir (Gölpınarlı 1958: 50). Bu motifin geçtiği anlatılarda iki din ulusunun birbirinemanevi üstünlüklerini ispatlamaya giriştikleri bir mücadele sergilenir. Cansıza hükmederek daha kuvvetli olduğunu gösteren Hacı Bektaş Velî mücadeleyi kazanır. Bu galibiyetle, haklı olarak, din ulularının Hünkârı unvanına lâyık görülür ve derin bir saygı görür. Bu bâtıni üstünlük sağlama mücadelesi menkıbe örneğinin Hacı Bektaş Velî dışında, ancak yine bu kültür dairesi içinde yer alan seyyidler için anlatılan örnekleri de mevcuttur (Beşe-Tozlu, 2011: 214).

1.2. Mumbuç'a Gelişi

Hacı Bektaş Velî bu kerametinden sonra bir çöveni (asa, değnek, çomak) fırlatarak düştüğü yeri Bozgeyikli'nin vazife bölgesi olarak tayin eder. Çöven şimdiki türbenin olduğu yere düşer. Bu menkıbede iki nokta üzerinde durulabilir. Bozgeyikli'nin vazife yerinin tayini biçimi Alevi-Bektaşi geleneği çerçevesinde olmuştur. Hacı Bektaş Velî'nin görev yeri de Hoca Ahmed Yesevî'nin fırlattığı bir odunla (asa) belirlenmiştir (Birdoğan 1998: 63; Ocak 2005: 271). Böylesi önemli bir vazifede yer tayininin asanın kılavuzluğuna bırakılmış olması, ağaç kültüyle (Arslanoğlu, 2001) ilişkili olsa gerektir. Aynı zamanda ağacın asa/sopa formu insanlık tarafından bir otorite sembolü olarak da görülmüştür (Durant, 1978: 34). Dervişler yanında taşıdıkları bu tamamlayıcı aksesuarın karşıdaki insan üzerinde yaratacağı etkiden faydalanmışlardır. Söz konusu çöven hâlen Bozgeyikli'nin korunan ve saygı duyulan emanetleri arasındadır. Diğer nokta ise Bozgeyikli'ye verilen vazife, bunun bir menkıbeye dayandığı gerçeğini göz ardı etmemek kaydıyla, Osmanlı devletinin kuruluş ve yayılış devrinde gittiği bölgeleri Türkleştirmeye ve Müslümanlaştırmaya çalışarak önemli hizmetler görmüş alperenlerin hizmetlerini hatırlatmaktadır (Barkan, 1942; Genelkurmay, 1988: 96-97).

Ancak Bozgeyikli'nin yaşadığı devirde kuruluş tamamlanmış, gönderildiği coğrafya tamamen Müslümanlaşmış durumdadır. Araştırmacı Necdet Sevinç (1993: 22-26), Müslümanlaşma süreci tamamlandıktan sonra bu Alperen mizaçlı din ulularının daha farklı vazifeler almış olabileceklerini belirterek, Bozgeyikli Dede'nin de Araplaşmayı önleyici ve Türkmen ittifakını sağlayıcı bir vazifesinin olabileceği ihtimali üzerinde durur. Hacı Bektaş Velî'nin fırlattığı çöven, bölgeye yakın en yüksek dağ olan Nur Dağı'nın zirvesine çarparak hızı kesilir ve Halep'in Mumbuç kazasına bağlı şimdi Bozgeyikli'nin türbesinin olduğu Bişri çölüne düşer. Saplandığı yerden kimsenin çıkaramadığı çöveni Bozgeyikli bir gün gelerek çıkarır. 

Anlatılarda çöven Nüveli aşiretinin yaşadığı yere düşmüştür (bu, Arap aşiretlerinden Mevali/Muvali aşireti olsa gerektir). Burada, tarihi kayıtlarla da yaşadığı doğrulanan Hoca Ali ile dostluk kurar. Bu dostluğun başlangıcı da iki velinin birbirini kerametle sınamasıyla olmuştur. Sınama, rivayetlerde manevi bir oyun olarak değerlendirilmektedir. Oyunda önce Bozgeyikli bir boz geyik donuna girerek saklanır, Hoca Ali tarafından kolayca bulunur. Sonra Hoca Ali saklanır, ancak Bozgeyikli ne kadar arasa da bulamaz. Sonunda Hoca Ali, Bozgeyikli'nin gönlüne saklandığını söyler. Bu imtihanda Hoca Ali galip gelmiştir ve bu galibiyet ona türbeyi ziyarete gelenlerin ilk Fatiha'yı kendine okumaları önceliğini kazandırmıştır (EK 1). 

Ayrıca bu bâtıni üstünlük durumu ikili arasındaki ilişkinin şeyh-mürit ilişkisi olabileceği ihtimalini doğurur. Anlatıda don değiştirme motifi dikkat çekicidir. Geyik donuna girme bir tanrısal simgecilik yahut kutsalın izi olarak görülür (Önal, 2009: 68). Bilindiği üzere menakıpnâmelerde geyik ve kuş donuna girme motiflerine sık rastlanmaktadır. Ahmet Yaşar Ocak, Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri adlı çalışmasında Geyik veya Geyik Cinsinden Başka bir Hayvan Şekline Girme başlığı altında konuyu tarihî ve menkıbevî yönden ele alarak etraflıca değerlendirmiştir. Burada geyik donuna girme motifinin Şamanizm ve Budizm ile ilgisi, menakıp-nâmeler ve vilâyet-nâmelerde geçen örnekleri ele alınmıştır. 

Araştırmacıya göre geyiğin İslami devirde Orta Asya'da ve Anadolu'da evliyalık mefhumu ile sıkı bir alâkası mevcuttur. Anadolu'nun pek çok yerinde geyikle haşır neşir olan Bektaşi veya Kızılbaş evliyasının adlarının sayıldığı çalışmada Bozgeyikli Dede'nin lakabının da geyiklerle olan ünsiyetinden kaynaklandığı belirtilmektedir. İfadelerden Bozgeyikli Dede'nin de Bektaşi veya Kızılbaş evliyasından sayıldığı anlaşılmaktadır. Bunların yanında geyikle ilgisi olan bazı Sünni evliyaların varlığı da zikredilmiştir (Ocak 2005: 207). Şekil değiştirme dışında, Anadolu'da Geyikli Baba, Bozgeyikli adlarıyla anılan Horasan Erenlerinin birçoğunun avcıların hayvan katliamını önleyen ve av hayatını düzenleyen görevlerinden dolayı bu adla anıldıkları da düşünülmektedir (Yalçın ve Yılmaz, 2002: 18).

1.3. İsimleri

Yusuf Nûrânî'nin Bozgeyikli lakabıyla anılmasında yalnızca geyik donuna girmesiyle ilgili kerameti etkili olmamıştır. Boz renkli geyik postundan bir hırka giymesi, boz bir geyiğe binmesi, bir zaman geyiklerle yaşaması, ailenin kadınlarının bu geyikleri sağması gibi anlatılar da bu adla anılmasında etkili olmuştur. Menkıbelere göre, çöveni saplandığı yerden çıkarıp Hoca Ali ile dostluk kurduktan sonra Bozgeyikli, şimdiki adıyla anılan köye yerleşir. Anlatılardaki vurguyla ifade edersek, ehl-i sünnet ve'l cemaat akidesini yaymak ve tebliğ etmek için çevresindekilere yol gösterici olur. Hizmetleri karşılığında kendisine ne istediği sorulduğunda maddi bir şey istemez, sadece kendisine dede denilmesini ister. 

Bilindiği üzere dede/baba unvanı eski Türk inanç sistemi içinde yer alan atalar kültüyle ilişkilidir (Artun, 2004: 17). Bu bağlamda İsmet Çetin (2007: 76), Türk Kültüründe Bab/Baba Geleneği başlıklı yazısında, "Toplumun üst kesiminde temayüz eden şahsiyet adlandırma ve sıfatlandırmalarının İslâmiyet'ten önceki dönemTürk kültürü içinde var olduğunu söylemenin mümkün olduğunu ve bu kavramların evliya karşılığında Kalenderiyye, Melametiyye, Hayderiyye, Nakşiyye, tarikatlarında kullanıldığını" belirtmektedir. Yine, baba ve dede sıfatlarının Alevi-Bektaşi geleneği içinde özel bir yerinin olduğu malumdur. Bu çerçevede, Alevi-Bektaşi kültürü içindeki dedeler ile eski Türklerdeki kamlar arasında benzerlik söz konusudur. Her ikisi de öncelikle belli bir soydan gelmelidir.

Bu soy ayrıcalığı Gök Tanrı inancında kamlar için Tanrı kutuna sahip olmak, dedeler için ise seyyid olmaktır (Talas, 2005: 287). Bozgeyikli'nin de yörede Peygamber soyundan, yani seyyid olduğuna inanılmaktadır.1 Bozgeyikli Dede yalnızca yaşadığı dönemde değil, ölümünden sonra da Türkmenler arasında olduğu kadar, aynı coğrafyayı paylaştıkları, Araplar ve Kürtlerden de büyük saygı görmüş, kutsal kabul edilmiştir. Söz konusu gruplar Bozgeyikli'nin yörede anlatılan kerametlerinden dolayı ona çeşitli isimler vermişlerdir. Örneğin, oymak kadınlarının geyikleri sağmasından dolayı Araplar arasında geyiği sağan anlamında Hallebü'l Gazal/Ceren" adıyla (EK. 2), bölge Kürtleri arasında ise öküzü delen anlamında Ba'cü'l Bakara ve Mahmut'u öldüren anlamında da Katte'l Mahmud adlarıyla ünlenmiştir (K.K.1). Örneklerde görüldüğü üzere Bozgeyikli Dede'nin hayatı da, diğer inanç önderleri gibi yaşadığı devirde ve ölümünden sonra oluşan menkıbelerle zenginleşmiştir (Çetin 2007: 71); bu anlatılar ölümünden sonra da yaşamasını sağlamıştır.

1.4. Ailesi

Rivayete göre, Mumbuç bölgesinde yaşayan Bozgeyikli Dede burada evlenmiştir. Sırayla Hüseyin (küçük yaşta ölmüş), Abdurrahman Çomaklı (Bozgeyikli ailesi bunun soyundan türemiştir), Ahmet adlarında üç erkek çocuğu olmuştur. Kızlarının da olduğu bilinmekle birlikte haklarında bilgi yoktur. Soyundan gelenlere de Dedeler denilmiştir (K.K. 1).

1.5. Vefatı

Ocakzâdeler, dedeleri Bozgeyikli'nin H. 815'te (M. 1412-1413) Halep'in Mumbuç kazası Bozgeyikli köyünde vefat ettiğini bildirmektedirler (K.K. 5). Bu tarihin şecerelerde kayıtlı olduğu ifade edilse de elimizdeki şecerede rastlanmamıştır. Sümer'in tahmini de Bozgeyikli'nin XV. yüzyılda yaşadığı yönündedir (1992: 226). Tahrir defterlerinde geçen isimler de bu tarihi yaklaşık olarak desteklemektedir. Vefatından sonra şimdiki türbesi içindeki mezara defnedilmiştir.

2. Bozgeyikli Dede Ocağı

Anadolu'da ocak kavramı, Alevi kültürü içinde bir örgütlenmeyi ifade eder. Boratav (1994: 113) ocakları ve ocakzâdeleri, "Anadolu'daki Alevi-Kızılbaş topluluklarının, bölge bölge bağlı bulundukları kutlu merkezler; o yerlerde oturan tarikat ulularının soyu; ocak ulusunun soyundan olan kimselere 'ocakzâde' derler." şeklinde tanımlar. Anadolu'da dinî, sosyal ve kültürel yapının şekillenmesinde etkili olan bu kurumların eski Türklerdeki ateş-ocak ve atalar kültleriyle ilişkisi pek çok araştırmacı tarafından ele alınmıştır (İnan 1976; Ögel 2002; Çıblak 2007; Yaman 2011). Eski devirlerdeki "ailenin temel sembolü" olan ocak kavramının öz anlamı üzerine yeni anlamlar kazanarak Anadolu sahasında Alevi-Bektaşi yaşam tarzında daha karmaşık sosyal yapıları ifade eder hâle geldiğini söylemek mümkündür. 

Ali Yaman (2011), Alevilikte Ocak Kavramı: Anlam ve Tarihsel Arka Plan başlıklı çalışmasında ocak kavramının eski Türklerdeki izlerini, anlam alanını, kaynaklara göre kurum olarak ilk ortaya çıkışını ve Alevilikteki yerini etraflıca ele almıştır. Bu çerçevede Bozgeyikli Dede Ocağı üzerine şunları söylemek mümkündür: Türkmenler arasında bu soydan gelenlere büyük saygı duyulur. Bu saygının bir göstergesi olarak "Dede hakkını alır; ya ocaktan, ya nacaktan (ya ocak ile, ya da değnek/sopa ile)" şeklinde ocağın Türkmenler üzerinde yaptırım gücünü gösteren bir söz kullanılır. 

Ocak kavramının Dede ailesi anlamına gelmesi yanında, Bozgeyik ailesi ve diğer Türkmenler arasında, ocak kültü ile ilgili belirgin uygulamalar görülmemektedir. İleride değineceğimiz büyük ziyaret denen günde Bozgeyikli'nin türbesi bütün soydan olanlar ve diğer Türkmen boyları tarafından ziyaret edilir. Bozgeyikli için kesilen kurbanlar, türbe etrafındaki geçen yıldan kalmış ocaklarda pişirilir. Bu uygulamanın benzeri Anadolu'nun pek çok yerinde görülür. Buraya her yıl gelen gruplar ocak seçimini rastgele yapmaktadırlar. Sarıkız ziyaretinde olduğu gibi aile ocakları (Duymaz-Şahin, 2008: 122) yoktur.

Ancak bütün Halep Türkmenleri arasında genel olarak saygı mahiyetinde ateşe tükürmemek, su dökmemek gibi genel geçer inanmalar mevcuttur. Ali Yaman, Alevi dedelerinin özelliklerini, "Alevi Dedeleri, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde bulunan ocaklara bağlıdırlar. Ocakzâde dedelerin Peygamber soyundan geldikleri yani Evlad-ı Resul oldukları kabul edilir ve bu nedenle 'seyyid' adı ile de anılırlar. Dede ailelerinde bu durumu kanıtlamak üzere belli dergâhların ve Nakibü'l Eşraflar'ın onaylarını taşıyan belgeler, yani şecereler bulunur. 

Dedelerin çoğu gezicidirler, bir başka deyişle belli zamanlarda kendilerine bağlı yerlerdeki taliplerini ziyaret ederek, dinsel törenler düzenler, topluluğu bilgilendirir ve anlaşmazlıkları giderirler (2011: 43)." şeklinde açıklamaktadır. Bu özellikler Bozgeyikli Dedeleri ile karşılaştırıldığında bunlar şöyle bir görünüm arz ederler: Yukarıda da ifade edildiği üzere bu ocak mensupları, gerek ocakzâdeler gerekse mürid sayılan Türkmenler, kendilerini Alevi olarak görmemektedirler. Yine de sözlü kültürün ve Nakıbü'l Eşraflar tarafından onaylanmış şecerelerin verdiği bilgiler Bozgeyikli'nin dolayısıyla soyundan gelen Dedelerin seyyid olduklarını göstermektedir (EK 4). Dedeler, kendileri dışında kalan Türkmen oymaklarını müridler olarak adlandırmakta, talip sözünü kullanmamaktadırlar. Günümüzde uygulanmasa da kırk-elli yıl öncesine kadar, ileri gelen ocakzâdelerin Türkmenleri (müridleri) dolaşarak dedelik hakkı denen kurbanlar topladıkları bilinmektedir. Dinsel törenlere gelince, Alevilikte olduğu gibi 'Cem' töreni bunlar arasında görülmez. Aşağıda değinildiği üzere, bazı ocakzâdeler zaviye açmışlar ve Rufai meşrep üzere zikir toplantıları yapmaktadırlar. 2.1. Bozgeyikli Dede Soyu/Ocakzâdeler

2.1.1. Tarihi Kayıtlarda Bozgeyikli Oymağı/Cemaati

Bozgeyikli oymağı/cemaati, Yusuf Halaçoğlu'nun (2009) Osmanlı tahrir defterlerinden hareketle hazırladığı Anadolu'da Aşiret, Cemaat ve Oymaklar listesinde geçmemektedir. Bunun yanında aynı kayıtlara dayanan Faruk Sümer'in Oğuzlar adlı eserinde, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü yayınlarından 397 Numaralı 1536 Tarihli Halep Livâsı Mufassal Tahrir Defteri'nde ve Enver Çakar'ın XVI. Yüzyılda Halep Sancağı adlı çalışmasında Bozgeyikli oymağı/cemaati hakkında Osmanlı devlet kayıtlarına dayanan bilgiler yer almaktadır. 

Bu çalışmalardan ilki olan Faruk Sümer'in Oğuzlar adlı eserinde, XVI. yüzyıl tahrir defterlerinden hareketle, kırk obadan oluşan "Beğ-Dili" boyu tanıtılırken Bozgeyikli ve Hoca Ali Şeyh obaları hakkında şu bilgiler verilmektedir: 26. ve 27. sıradaki Beğ-Dili obalarına gelince, bunların din ve tarikat adamlarından meydana geldiği görülüyor. Bu obalardan birincisi Hoca Ali Şeyh adını taşımakta ve dört şeyh ailesinden müteşekkil bulunmaktadır. Defterde bu şeyhlerin: "Kadimden er ocağı olup, bir senede üç Kelâmullah hatmedüp sevabını Hazreti Hüdâvendigâr'a (Kanunî) edâ ettikleri, duaları makbul kimesneler" oldukları kaydedilmiştir. Yine şeyhlerden müteşekkil bulunan ikinci oba Boz-Geyiklü adını taşıyor. 17 kişi olan bu oba mensuplarının: "kadimden vâcibü'r-riâye kimesneler" oldukları, evlerine "kurban, çırak gelür dervişler idikleri" ve "hem mezkûr Beğ-Dili cemaatinin uluları oldukları" söyleniyor. Bu kayıtlardan bu gün dahi Gaziantep ve Suriye'deki Türkmenlerin biricik velisi sayılan Boz-Geyiklü Dede'nin hangi boya mensup bulunduğunu ve bu dedenin oğulları olduğunu öğrenmekteyiz. 

Yine bu kayıtlara göre, Boz-Geyikli Dede'nin XV. yüzyılda yaşamış olduğuna ihtimal verilebilir (Sümer: 1992: 225-226). Bu bilgiler 2010'da yayınlanan 397 Numaralı 1536 tarihli Halep Livâsı Mufassal Tahrir Defteri'yle daha da genişlemiştir. Söz konusu yayında "Boz Geyiklü Cemaati'nin Beydili taifesine bağlı cemaatlerden ve Şeyhler taifesinden oldukları" kayıtlıdır. Bu kayda göre, Beydili içinde yaşayan Boz Geyiklü Cemaati 1526'da 17 nefer, 1536'da 21 nefer, 1550'de 9 nefer ve 489 koyuna sahiptir ve 1536'da Bozgeyikli Cemaati 12 hâneden ve 21 erkek nüfustan oluşmaktaydı (Başbakanlık 2010: 22, 24, 72). Bu şahısların adları ve birbirleriyle akrabalık ilişkileri şöyledir:

Cemaat-i Bozgeyiklü, an-taife-i Şeyhler, tâbi-i Beydili: Ali veled-i İsmail, Hamza birader-i O, İbrahim birader-i O, Musa birader-i O, İsa birâder-i O, Selman birader-i O, Şeyh Yusuf veled-i Arudeş (Derviş), Mansûr birader-i O, Aydoğmuş veled-i Mehmed, Kefinu (?) veled-i Seyyid Ahmed, Zekeriyya birader-i O, Tahir veled-i Seyyid Ali, Ali birader-i O, Şeyh Arab veled-i İshak, Ali veled-i Ümmet, Seyyid Şeyh İbrahim veled-i Seyyid Ahmed, Seyyid Yunus veled-i O, Seyyid Halil birader-i O, Seyyid Hamza veled-i Seyyid Hüseyin, Seyyid Hoca Ali (veled-i) Seyyid Yunus, Mehmed veled-i O (Başbakanlık 2010: 422). Aynı kayıtlar Enver Çakar'ın XVI. Yüzyılda Halep Sancağı adlı çalışmasında, isimler verilmemiş olmakla birlikte, farklı toplama şekliyle şöyle gösterilmiştir: "BozGeyikli Cemaati, Şeyhler taifesinden olan bu cemaat, 1526'da 16 hane, 1 mücerred; 1536'da 12 hane; 1550'de ise 7 hane 2 mücerred olup bunlardan vergi alınmazdı (2003: 173)." Burada Bozgeyikli oymağından vergi alınmadığı bilgisi önemlidir. Bilindiği üzere Osmanlı Seyyid ailelerden vergi almamıştır. Bu sayılan isimlerin Bozgeyikli Dede'nin torunları olduğunu söylemek için bazı ipuçları vardır. 

Soy ağacındaki Bozgeyikli'den sonra gelen isimlerle 1536 tarihli defterdeki isimleri karşılaştırdığımızda Seyyid Şeyh İbrahim isminin ortak olduğu görülmektedir. Tahrir defterinde Seyyid Şeyh İbrahim'in Seyyid Ahmed'in oğlu olduğu belirtilmektedir. Sözlü kaynaklara göre (bkz. Ailesi) Bozgeyikli'nin üçüncü oğlunun adı Ahmet'tir. Ayrıca soy ağacındaki Neslü'l Seyyid İbrahim, Neslü'l Seyyid Çomaklu kayıtlarını Seyyid (Ahmed) Çomaklu'nın oğlu Seyyid İbrahim şeklinde anlayabiliriz. Çünkü yine sözlü kültürde Bozgeyikli'nin oğullarından birinin adı Abdurrahman Çomaklı'dır. Çomaklı lakabı Bozgeyikli'nin çöven (asa, çomak) sahibi olmasıyla ilgili olarak çocuklarının da lakabı olmalıdır. Özetle, defterdeki Seyyid Şeyh İbrahim'in, şimdilik kaydıyla, Bozgeyikli'nin torunu olduğunu söylenebilir. 

Ayrıca 1536 tarihinde varlıkları tespit edilmiş olan bu 21 Bozgeyikli cemaati mensubu şahsın bir kısmı seyyid ünvanlıdır. Bozgeyikli Dede soyundan gelenler günümüzde de seyyid olarak kabul edilmektedirler. Sözlü kültürde Bozgeyikli Dede ile imtihan olan ve türbesi kapısında yatan Hoca Ali hakkında da bu tahrir defterinde kısa bir bilgi verilmektedir. Faruk Sümer, Beydili boyunun 26. sıradaki oymağı olarak gösterdiği Hoca Ali Şeyh Cemaati, 1526 kayıtlarına göre 4 erkek nüfusuyla Beydili boyu içinde yaşamaktadır (Başbakanlık 2010: 25). 1550 kayıtlarında ise bu cemaat Şeyhler adıyla 9 hane 2 mücerred nüfus olarak geçmektedir (Çakar 2003: 173). XVII. yüzyıla gelindiğinde kayıtlarda Bozgeyikli cemaatinin adına rastlanmamaktadır. Bu asırda kayıtlara Şeyhler cemaati olarak geçmişlerdir. Enver Çakar, 17. Yüzyılda Halep Eyaleti ve Türkmenleri adlı çalışmasında, Bozgeyikli cemaatinin Şeyhler adıyla kaydedildiğini söyleyerek yıllara göre bu cemaatle ilgili şu kayıtları aktarır:

2.3. Bozgeyikli Dede Türbesi Bozgeyikli Dede, Halep'in Mumbuç kazasının Bozgeyikli köyündeki türbesinde medfundur. Üç kubbe ile örtülmüş türbe iki odalıdır. Türbe kapısının önündeki Hoca Ali'nin kabrine Fatiha okunarak Bozgeyikli Dede'nin sandukasının bulunduğu odaya girilir. Bu odadan da türbe içindeki mescide geçilir. Yörede türbe için Ziyaret denmektedir. Türbede bir kitabe olmamakla birlikte altı-yedi yüz sene önce yapıldığı söylenmektedir. Türbe, Türkmenler tarafından yılın her gününde çeşitli dilekler için ziyaret edilmekte, kurbanlar adanmaktadır. Bu ferdi ziyaretlerin dışında Nisan ayının kinci Cuma günü türbe topluca ziyaret edilir. Buna ziyaret günü veya büyük ziyaret denmektedir. Bu toplu ziyarete ocakzâdeler/dedeler başta olmak üzere, diğer Türkmen toplulukları, Gaziantep'ten Bozgeyik ailesi mensupları, Urfa'nın Kısas Köyü Alevileri ve Abdallar katılmakta ve ziyaretçilerin sayısı on bine yaklaşmaktadır 4. Bu, Türkmenlerin en kalabalık şekilde bir araya gelebildikleri tek toplantıdır. Suriye'de politik sebeplerle sayıları açıklanmayan ve herhangi bir statüsü olmayan Türkmenlerin bu bir araya gelişleri bir anlamda kendilerine görünürlük kazandırmakta, biz de buradayız deme fırsatı vermektedir. Dolayısıyla bu toplanmayı ocağın Türkmenler üzerindeki bütünleştirici rolüyle de ilişkilendirmek mümkündür. Ziyaret gününe ocakzâdeler bir gün önceden gelir. Türbe mescidinde Perşembe gecesinde zikir yapılır ve burada sabahlanır. 
Cuma sabahı, türbede bulunan Bozgeyikli Dede'nin sancağı, önceden gelenler tarafından alınarak sancaklarıyla gelen diğer grupları köy girişinde karşılar. Öğleye kadar Kuran ve Hz. Muhammed'e methiyeler okunur. Cuma namazından sonra Türkmenlerin Bozgeyikli Dede'ye bağışlayıp kestikleri kurbanlardan yapılan yemekler erkekler ve kadınlara ayrı kurulan büyük sofralarda topluca yenir. Ziyaret gününde türbede kesilen kurbanlar, ya bir dileğin yerine gelmesi yahut kaza-bela def'i için Bozgeyikli'ye adanmış kurbanlardır. 
Bu kurbanlar, eski Türk kültüründeki atalar kültü çerçevesindeki uygulamalardan olan kanlı kurban ritüelinin izlerini taşır. Nasıl ki eski inanç sistemi içinde ataların gazabından korunmak ve onların yardımını beklemek üzere onların ruhlarına kurban sunulmuşsa, benzer bir beklenti bu örnekte de mevcuttur. Kültürel hafızanın derinliklerinde yer olan uygulamaların gücü, inanç ve sosyal yapıdaki yeni uygulamaları etkilemiştir (Selçuk 2010: 63). Dedeler ailesi mensupları türbenin bulunduğu köyde ikamet etmemektedir. Bozgeyikli soyundan gelenlerin bu köyde oturmasının uğursuzluk, bereketsizlik getireceğine inanılmaktadır. Dolayısıyla bu büyük buluşma gününe ocakzâdeler sılayı rahim de demektedirler. 
Soydan gelenlerin 250-300 km.'lik geniş bir coğrafyaya yayılmış olarak bu merkezden uzak yaşamasının sadece uğursuzluk yahut bereketsizlik getireceği inancıyla açıklamak zordur. XVII. Yüzyıl tahrir kayıtlarında Hakep Türkmenleri 1691'de Rakka'da iskâna tabi tutulmuştur (Çakar 2006: 272). Dolayısıyla Mumbuç'un bu köyünde olmamaları bu durumla izah edilebilir. Türbenin hizmeti yüzyıllardır "Ceyyimler" denen bir aile tarafından görülmektedir. Bu aile, Bozgeyikli'nin ikinci oğlu Abdurrahman Çomaklı tarafından İstanbul'dan getirildiği rivayet edilen Kelemiş isimli bir şahsın soyundan gelmektedir. Ailenin erkeklerinin sayısı hiçbir zaman iki üç kişiyi geçmemiştir (K.K. 3). Türbenin temizliği ve bakımı başta olmak üzere Bozgeyikli'ye adanan kurbanların pişirilmesine yardımcı olurlar. Büyük ziyaret dışında türbe çeşitli nedenlerle ziyaret edilir.
Ziyaretçiler hastalıktan, borçtan kurtulma, çocuk isteme türünden dileklerini adak karşılığında yaparlar. Bozgeyikli'nin özellikle akıl hastalarını iyileştirdiğine inanılır. Akıl hastası olan çocuklar türbe içindeki deli ocağı denen dar bölmeye bir gece kapatılır. Bu durumda olanların iyileştiğine dair memoratlar anlatılmaktadır.
Bozgeyikli türbesi etrafındaki uygulamalardan biri de huzurda yemin vermedir. İsimlerine bağlı anlatmalarda görüldüğü üzere (EK 1), Bozgeyikli üzerine yalan yemin verenlerin cezalandırılacağına inanılır. Dolayısıyla huzurda yemin etmeyi göze alanın doğru söylediğine kanaat getirilir. Bir kimse doğru söylediğini ifade etmek için sözlerine, "Bozgeyikli Dede çarpsın ki …" diye başlar. Dedeler üzerine yemin edilmesi toplum hayatında güçlü Dede otoritesinin bir göstergesi olarak kabul edilir (Selçuk 2010: 68). 
. Bozgeyikli Dede'nin Aleviliği 

Yukarıdaki tespitlerden sonra Bozgeyikli Ocağı'nın Anadolu'daki ocak örgütlenmesinden niçin farklı bir yapıda olduğu ve ocakzâdelerinin nasıl olup da Rufai şeyhlerine dönüştüğü sorusu akla gelmektedir. Bu soruya kesin bir cevap bulmak güçtür. Eldeki bilgiler ışığında bazı olası görüşler ileri sürülebilir. 
Tahrir defterlerindeki kayıtlara göre, Türkmen Beydili boyunun içinde 1526 yılında Hoca Ali Şeyh ve Bozgeyikli adında iki cemaat bulunmaktadır (Sümer: 1992: 225-226; Çakar: 2003: 173; Başbakanlık 2010: 22, 24, 72, 422). Bu tarihlerde Beydili taifesi (Halep Türkmenleri) kışları Halep ve civarına, yazları ise Sivas ve Tokat yöresine (Yeni-İl) göçmektedir. Bu durum 1691 yılında Rakka'ya iskân edilmelerine kadar sürmüştür. 

1526'da Halep civarındaki Beydililer boyu içinde yaşayan ve dinî önderlik yapan Hoca Ali Şeyh ve Bozgeyikli cemaatlerinin meşreplerine dair Sümer'in verdiği bilgilerden Bozgeyikli cemaatinin Alevi olabileceğini yorumlayan Birdoğan'a (1995: 89) katılıyoruz. Başka bir deyişle bu tarihlerde Beydili boyuna bağlı oymakların (Halep Türkmenleri) Alevi-Sünni karışık vaziyette Halep bölgesinde yaşadıkları söylenebilir.
Menkıbede anlatılan Bozgeyikli ve Hoca Ali Şeyh dostluğu yahut şeyh-mürit ilişkisi de bunu doğrular niteliktedir. Bugün, Bozgeyikli ocakzâdelerinin inanarak anlattıkları menkıbelere, türbe etrafındaki birtakım uygulamalara, dedelik kurumunu kısmen yürütmelerine ve soylarına bakarak Alevi kültür kodlarını taşıdıklarını söyleyebiliriz. Diğer yandan da ocakzâdeler Sünni-Rufai'dirler ve bu minvalde zaviyeler açıp dinî törenler düzenlemektedirler. Bozgeyikli Dede Ocağı'nın bu yapıya dönüşmesinde şunlar söylenebilir:

Öncelikle Bektaşilik ve Rufailik, tarihte zaman zaman yolları kesişmiş iki tarikattır. Bilindiği üzere Ahmed el-Rufai'nin (Öl.578/1183) kurucusu olduğu Rufaiyye, Ortadoğu, Anadolu ve Rumeli'de yaygın olan bir tarikat olup Anadolu'da daha çok Bektaşi tarikatı ile birbirine girmiş durumdadır. Bu etkileşimden Ma'rufi gibi tarikatlar da doğmuştur (Kılıç 2007: 24). Ayrıca tarih içinde çeşitli kollara ayrılmış Rufailiğin Nureddin Habibullah el-Hadîsî tarafından kurulmuş Nûriyye adlı bir kolu mevcuttur ve Rifaiyye tarikatının iki koldan Hz. Ali'ye ulaştığı bilinmektedir (Tahralı 2008: 99). 
Yusuf Nûrânî adındaki Nûrânî nisbesi, şahsın Rufailiğin bu koluna mensubiyetiyle ilgili olabilir. Bu durumda Yusuf Nûrânî'nin kim olduğunu da irdelemek gerekir. Anlatılarda tek bir kişiye izafe edilen Bozgeyikli Dede ve Yusuf Nûrânî adları, elimizde kopyası olan şecerede (EK 4) Neslü'l Seyyid Bozgeyikli isminden sonra Neslü'l Seyyid Yusuf adı verilerek iki ayrı şahıs ismi şeklinde verilmiştir. Bu iki ismin iki ayrı şahsa, daha doğrusu baba ve oğluna ait olduğunu varsayarsak, Bozgeyikli Dede'nin oğlu Yusuf, Rufaiyye tarikatının Nûriyye koluna geçmiş olabilir. Bu geçişte, Rufailiğin özellikle seyyidlerin kurduğu bir tarikat olması ve Alevi-Bektaşi yapılanmasına uzak olmayışının etkili olduğu düşünülebilir. 

Bozgeyikli Dede oymağı ile Hoca Ali Şeyh oymağının Halep Türkmenleri arasında Alevi ve Sünni inanç temsilcileri olmaları ve Bozgeyikli ile Hoca Ali Şeyh'in dostluğunu/müritliğini mümkün kılan iklim de böyle bir geçişe imkân sağlamış olabilir. XVI. yüzyılda Alevi ve Sünni Beydili oymaklarının bölgede yazları birlikte yaşadığı ve bu durumun 1630 kayıtlarına kadar devam ettiği, yaklaşık yüz yıl sonra ise Bozgeyikli adına kayıtlarda rastlanmadığı yukarıda ifade edilmişti. Gerçi kayıtlardaki Şeyhler cemaati içene dâhil edildiği yorumu yapılmıştır. Ancak bu Şeyhler'in Hoca Ali Şeyh'in torunları, yani Beydili'nin Sünni kolu olma ihtimali yüksektir. Bu durumda Bozgeyikli oymağı, kışları göçülen Yeni-İl'de kalmış yahut Şeyhler oymağı içinde sayılır hâle gelmiş olmalıdır. Oymağın bugünkü mensupları olan Dedeler şecerelerin şahitliğiyle bölgede varlıklarını sürdürdükleri için bunların atalarının Yeni-İl'de yerleşmiş olma ihtimalleri çok düşüktür. Şeyhler oymağı içine dâhil olmaları daha akla yatkın olan seçenektir. Bu bağlamda, Bozgeyikli oymağı mensuplarının XVII. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra Rufailik tarikatı üzerinden Sünnileşmeye başladıkları, zamanla da şimdiki yarı Alevi yarı Sünni görünümünü kazandıkları düşünülebilir . 

Bozgeyikli Dede Ocağı'nın mevcut durumu bilinmediğinden Türkiye merkezli bazı çalışmalarda bu ocak doğrudan Alevi ocakları arasında sayılmıştır (Birdoğan 1995: 89; Yaman 2005; Ocak 2005: 207; Şahin 2007: 316). Hatta Kenanoğlu ve Onarlı (2002) bazı benzerliklerden dolayı Anadolu'daki Hubyar Sultan ile Bozgeyikli Dede'nin aynı kişi olabileceğini düşünmektedirler. Araştırmacılara göre, Tokat'ın Almus ilçesi Hubyar Köyü'nde türbesi bulunan ve asıl adı Ahmed olan Hubyar Sultan ile Bozgeyikli aynı kişidir. Bu kanıya Yalman'ın (1993: 33-34) derlemesinden hareketle varmışlardır. 

Derlemeye göre, Bozgeyikli'nin de asıl adı Ahmed ve memleketi de Tokat'tır. İkisi de Hacı Bektaş Velî'ye bağlıdırlar ve Ahmed Yesevî müritlerindendirler. Yine ikisi de Beydili boyundandır. Bu kadar benzerlikler sıralanınca Bozgeyikli'nin ve Hubyar Sultan'ın aynı kişi olabileceği fikri mantıklı gelmektedir. Ancak Yalman'ın derlediği Bozgeyikli'nin adının Ahmed, memleketinin ise Tokat oluşu ve Ahmed Yesevî müridi olduğu bilgisi başka sözlü anlatılarla, özellikle aile tarafından, doğrulanamayan bir bilgidir. Bu bilgiler, göçerlerin Hubyar Sultan'a ait bilgileri bölgeye taşımasıyla karıştırılmış olabilir. Ünlü bir din ulusu hakkındaki menkıbelerin varyantlarla çok sayıda sözlü kaynaktan doğrulanabilmesi gerekir. Dolayısıyla Bozgeyikli Dede'nin Hubyar Sultan olma ihtimali yoktur. Bunun yanında Bozgeyikli Dede'nin Anadolu sahasında Bozgeyikli Dede lakabıyla anılan Dede Karkın ile aynı şahıs olması daha olasıdır. 

Bu bağlamda şöyle bir varsayımda bulunulabilir: Bir Hacı Bektaş Velî Menâkıpnâmesi'nde, Dede Karkın'a geyik postu/börkü giydiğinden Bozgeyikli Dede Karkın dendiği ve Hacı Bektaş Velî tarafından uzak diyarlara gönderildiği bilgisi yer almaktadır (Altınok 2003). Yine 1499 tarihli belgeler ve III. Murat devrine ait Maraş Yörükleri Defterleri'ne göre, Develi Karkınları ve Bozgeyikli Karkınları adında iki Karkın kolu bulunmaktadır (Yalçın ve Yılmaz 2002). Bunlara ek olarak Halep Türkmenleri içinde Bayad boyuna bağlı Karkın Deveciyan cemaati bulunmaktadır (Başbakanlık 2010: 33, 50, 78, 504). Ayrıca günümüz Halep Türkmenleri arasında Karkınlar da yaşamaktadır ve Maraş, Halep Türkmenlerinin tarihi göç yolu üzerindedir. Bu bilgilerin ışığında, Dede Karkın ile Bozgeyikli'nin aynı kişiler olduğu yahut Bozgeyikli Dede'nin Karkınlar'ın söz konusu koluna mensubiyeti, bu kolun da Bozgelikli Dede'den mütevellit Bozgeyikli Karkınları şeklinde adlandırılmış olabileceği söylenebilir.

Kaynakça 
ALTINOK, Baki Yaşa. (2003). "Hacı Bektaş Veli Hakkında Yazılmış Bir Menâkıbnâme ve Bu Menâkıbnâmede Belirtilen Anadolu'daki Alevi Ocakları", Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 27, s.177-194. 
ARSLANOĞLU, İbrahim. (2001). "Alevilikte Temel İnanç Unsurları ve Pratikler", Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 20, s. 33-134. ARTUN, Erman. (2004). Anonim Halk Edebiyatı Nesri, İstanbul: Kitabevi yayınları. 
ATASOY, Nurhan. (2005). Derviş Çeyizi: Türkiye'de Tarikat Giyim-Kuşam Tarihi, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayını. 
BARKAN, Ömer Lütfi. (1942). "Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler, I. İstilâ Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zâviyeler", Vakıflar Dergisi, 2, s. 279-304. 
BAŞBAKANLIK DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ. (2010). 397 Numaralı Halep Livâsı Mufassal Tahrir Defteri (943/1536) I Dizin ve Transkripsiyon (Haz. Ahmet Özkılıç vd.), Ankara: T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın Nu: 109, Defter-i Hâkânî Dizisi: XVI. 

Dr.Muhtar Fatih BEYDİLİ Suriye Türkmenleri, http://suriyeturkmenleri.com/232-suriye-tUrkmenleri-&a=1 

ÇAKAR, Enver. (2003). XVI. Yüzyılda Halep Sancağı (1516-1566), Elazığ: Fırat Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Yayınları No: 1, Tarih Şubesi Yayınları No: 1. ÇAKAR, Enver. (2006). 17. Yüzyılda Halep Eyaleti ve Türkmenleri, Elazığ: Fırat Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Yayınları No: 13, Tarih Şubesi Yayınları No: 11.

ÇETİN, İsmet. (2007). "Türk Kültüründe Bab/Baba Geleneği", Milli Folklor, 56, s.70-75. ÇIBLAK, Nilgün. (2005). "Çukurova'da Halk Hekimliği ve İlgili Uygulamalarda Eski Türk İnanışlarının İzleri", Türk Kültürü, S.507-508, s.199-214.
GÖLPINARLI, Abdülbaki. (1958). Menakıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli: Vilayet-name, İstanbul: İnkılâp Kitabevi. GÜZEL, Abdurrahman. (1999). Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, Ankara: Akçağ Yayınları. 
HALAÇOĞLU, Yusuf. (2009). Anadolu'da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar I-VI, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. İNAN, Abdülkadir .(1976). Eski Türk Dini Tarihi, İstanbul: Kültür Bakanlığı Yayınları. 
KENANOĞLU, Ali. ONARLI İsmail. (2002). "Hubyar Sultan Ocağı ve Beydili Sıraç Toplulukları", Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 23, s. 27-111. 
ÖGER, Adem. (2010). "Tarsus ve Çevresinde Sağaltma Ocakları ve Bunlara Bağlı Uygulamalar", Turkish Studies, Volume 5 Issue 1, s.1231-1246. SELÇUK, Ali. (2010). "Dede Mezarındaki Sır: Ziyaret Fenomeni ve Kutsalın Tezahürleri", Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 56, s.61-72. SEVİNÇ, Necdet. (1983). "Gaziantep'te Yer Adları ve Türk Boyları, Türk Aşiretleri, Türk Oymakları", Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, 26, s.1-138. SOLMAZ, Mehmet. (1977). Ezo Gelin, Ankara: Fil Yayınevi. SÜMER, Faruk. (1992). 
Oğuzlar (Türkmenler); Tarihleri, Boy Teşkilatı, Destanları, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını. 
ŞAHİN, Ali. (1962). Güney Anadolu'da Beydili Türkmenleri ve Baraklar, Ankara: Doğuş Matbaası.

Mehmet Erol, Halep Türkmenleri: Halk kültürü araştırmaları..2012

BOZGEYİK, Burhan. (1995). Bozgeyikli Ailesi, İstanbul.

KAYNAK KİŞİLER 

K.K. 1: Hüseyin DEDE, 1966, Ticaret, Üniversite, Halep. 
K.K. 2: Ali DEDE, 1935, Çiftçi, Okur-Yazar, Tel-Ebyad. 
K.K. 3: Abdullah DEDE,1978, Öğretmen, Üniversite Mezunu, Tel-Ebyad. 
K.K. 4: Ayşe DEDE, 1941, Ev Hanımı, Yok Tel-Ebyad.
K.K. 5: Adnan Abdullah, 1987, Öğrenci, Gaziantep. 
K.K. 6: Burhan BOZGEYİK,1957, Gazeteci-Yazar, Üniversite Mezunu, Gaziantep.

GUGUK KUŞU
EZO GELİN HİKAYESİ

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

By accepting you will be accessing a service provided by a third-party external to https://www.tahtapod.com/