Tekrarlanan bu hainlik bir proje midir?

''Keşke Yunan galip gelseydi'' deme hainliği niçin devam ediyor

Devlet memuru, cumhuriyet imamı; daha doğrusu imam kılıklı birisi Antep'te bayram namazında, camide konuşmuş.

"1. İnönü, 2. İnönü, Sakarya muharebesi falan filan hepsi yalan, ne zaferi. Yunan'lıları denize dökmüşüz; yalan. Kimsenin denize döküldüğü filan yok. Keşke Yunan galip gelseydi de; Osmanlı yıkılmasaydı" buyurmuş.

Bu tür; benim deyimimle Türk'e öfke duyan, etnik kimliğini gizleyen ama aslında etnikci olan "Etnik piçler"in zaman zaman çıkışları oluyor. Peki o gün o camide bu sözleri duyan halk nasıl oluyor da o camiyi terk etmiyorlar; anlamak mümkün değil.

Bakınız, söylediğim şaka falan değil. Bilerek ve istenerek Türk milletinin refleksini ölçmeye matuf bir operasyon süreci yürütülüyor. 15 Temmuz da Türk milletine sıkılan kurşun ile şanlı İstiklal savaşı tarihine ve onun kahramanlarının hatıralarına sıkılan kurşunun ne farkı var. Cemaatin söz konusu camiyi terk etmemesi demek; dini yaşama müdahale edilmediği sürece herhangi bir işgal durumunda halkın mukavemet göstermeyeceği anlamı çıkar ki; Allah korusun.

İhanet sadece yaşadığımız güne değil, geçmişe yönelik olursa da cezası kesilmelidir. Bu imam vatana ihanetten yargılanmasının yanında herhangi bir istihbarat örgütüne çalışıp çalışmadığı araştırılmalıdır. Ben diyorum ki; bu olup biten milli refleksi ölçme operasyonudur.

Bugün kendilerini bayram ziyaretine giden Ekrem İmamoğlu'na "Yunan" yakıştırması yapanlara nasıl ki Trabzon halkı büyük bir nümayiş ile protesto edercesine sahip çıkmışsa "Gazi" Antep halkı da kendisine emanet edilen tarihine, sahip çıkma refleksini gösterebilmeliydi.

Siyasi parti liderliğinde öz güven meselesi

Devlet Bahçeli; Ekrem İmamoğlu-Binali Yıldırım'ın TV'de karşılıklı siyasi münazara yapmalarının çok iyi olacağını söyleyerek, bunu düşünen Didem Aslan Yılmaz'a teşekkür etmiş.

Kendilerinin siyasi hayatları boyunca yapamadıklarını başkalarından beklemek nasıl bir duygu acaba. Bunun bir tercih meselesi olmaktan ziyade öz güven meselesi olduğunu düşünüyorum.

Eğer, bu çok eskilerde kalmış; hatta "12 Eylül 1980 darbe yönetimi" zamanında bile kısıtlı demokrasi imkanlarında medeni cesareti göstermiş olan zamanın siyasi parti liderlerinin yaptıklarını Ekrem İmamoğlu-Binali Yıldırım yapma yürekliliğini gösterecekler ise; o zaman sizlerin de liderliği tartışılır. Niçin mi; liderlik sıfatlarından belki de en belirgin olanı; siyasi mevkidaşı ile karşı karşıya, canlı olarak münazara yapabilme öz güvenine sahip olmaktır.

Mesela hayal edelim. Herhangi bir akşam, saat 21:00'de, ulusal yayın yapan TV kanalında Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli, Meral Akşener, Kemal Kılıçtaroğlu, Temel Karamollaoğlu ve Doğu Peki Perinçek'in ülkemizin iç ve dış meselelerini tartışmak üzere bir araya geldiklerini düşünelim.

Aklımıza bile getiremiyoruz değil mi. Otuz sene önce belki kör topal da olsa, sahip olduğumuz demokrasimizde bunu becerebilen siyasi liderlerimiz vardı ama bugün böyle bir manzaranın hayalini kurmak bile mümkün değil.

Bunu bile beceremeyen siyasi liderlerin varlığı; bırakalım demokrasimize yakışıp yakışmadığını bizler için utanç vesilesi değil mi dir. Peki ne hakla "Bu ülkeyi ille de biz yöneteceğiz" diyorlar. Çünkü bizler tek tek hiç bir zaman bizatihi kendimizi onlar karşında adam yerine koymuyoruz, belki de aciz görüyoruz da ondan.

Ancak haksızlık olsun istemem. Yukarıda zikrettiğim isimler içerisinde çizdiğim tabloda özellikle iki ismin; Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan yer almak istemezler. Keşke demokrasimiz için böyle bir jesti yapsalar da bana da anırmak düşse; keşke, razıyım.

Otuz yıl öncesinde yaşadığımız demokrasimize tekrar kavuşmak dileğiyle.

YSK ne yapmak istiyor

YSK, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptali için gerekçe görüp, sorumlu tuttuğu ve suçladığı insanlar için 23 Haziran İstanbul seçiminde tekrar görev yapabilirler diye karar vermesi yapılacak seçimler hakkında şimdiden şaibe oluşturmayacak mı.

YSK böyle bir karar almakla aslında 31 Mart İstanbul Büyük Şehir seçimlerinin iptalinin keyfi ve taraflı

olduğunun itirafı olmuyor mu.

YSK üyelerinden sadece başkanını yolda görsem tanırım. Diğer üyelerini tanımam bilmem ama birbirleriyle çelişen almış oldukları kararlar ile ne yapmak istedikleri meçhul.

İlk aklıma gelen; amaçları ülkede kaos yaratmak olabilir mi diyorum ama kimin işine yarar. İşte "Kimin işine yarar" sorgulaması hiç bir zaman yapılmasın diye de onları yargılayacak bir üst mahkeme tanımlanmamış.

23 Haziran'da kaybeden için itiraz gerekçesi şimdiden hazır. Hayır demek mümkün mü. Hangi hak, hukuk ve adalet anlayışı bize yeterince güven verebiliyor. "Fiili durumlar" yaratıp sonra hukuki kılıfını uydurmak AKP döneminin genel alışkanlığı oldu, YSK'da bundan nasibini almıştır.

Tövbe etmek için Allah'a şart koşmak

Şah damarlarınızı patlatırcasına ne okursanız okuyun, ayet bile olsa; Allah artık sizden yana değil, mazlum ve mağdurdan yana.

Allah, yüce dinini ayaklara düşürenleri sürüm sürüm süründürmek varken niçin yardım etsin ki. Sergilediğiniz çırpınışlarınız aslında çaresizliğinizdir. Sürekli kıçınızla suya dalıyorsunuz ama bir türlü gerçeği fark edemiyorsunuz.

Allah'a şart koşuyorsunuz; "Sen bizi 23 Haziran'da galip kıl ki; biz de senden af dileyip, tövbe edelim"
Haşa, Allah'ın sizin tövbenize ihtiyacı mı var. Siz tövbe edince Allah'ın eksik olan bir sıfatı mı güçlenecek. Cehennemin dibine kadar yolunuz var demesi çok mu zor sanki.

Devlet Bahçeli kadrolu müsteşar mı?

Devlet Bahçeli'yi bir siyasi parti lideri olarak görmekten ziyade; MHP'nin siyasi iradesini Türk milliyetçilerine rağmen bizatihi devletin ergleri ile gasp ederek, hükumetlerin hizmetine amade kılarak adeta müsteşarlık yapan bürokrat olarak görmek lazım. Bu görevi sadece AKP hükumetleri için değil, geçmiş hükumetler için de ifa etmiştir.

Siyasi lider olarak hiç bir zaman ne başbakan, ne de Cumhur başkanı olmak istemediği gibi; alternatif olabilecek hiç bir Türk milliyetçisine de fırsat tanımamıştır.

İYİ PARTİ de; bu kısır döngüyü durdurmak üzere alternatif arayışlar sırasında Türk milliyetçilerinin geliştirip, ete kemiğe büründürdüğü bir projedir.

Ancak geldiğimiz noktadan geriye doğru baktığımızda İYİ PARTİ hareketinin ne kadar da hayırlı bir inisiyatif olduğunu daha iyi görüyoruz. Anlıyoruz ki; yukarıda bahsettiğim üzere hükumetlere müsteşarlık görevi ifa eden Devlet Bahçeli; Türk milliyetçilerinin firesiz olarak AKP ve Erdoğan'nın siyasal İslamcılık adına devleti önce değiştirme sonra dönüştürme fantazilerine hizmet etmelerini sağlayabileceğine inanıp, güveniyordu ama büyük ekseriyatımız bu biat beklentisini red ederek, "Cumhur İttifakı"nın ileriye dönük kurgusunu bozmuş olduk.

Türk milliyetçileri kendi ideolojik siyasi geleceği açısından böyle bir açılım sergilerken aynı zamanda "Millet İttifakı"nın inşasında doğrudan yer alarak da; ülkemizin genelinde faklı bir siyasi kültürün yeşermesine vesile olmuştur. O da ne; "Millilik paydasında bütünleşerek ortak sinerji yaratmak". Bunun gerekliliğine inanan CHP, İYİ PARTİ ve SP bir araya gelerek "Millet ittifakı"nı inşa etmişlerdir.

İşte bu "Millilik paydasında bütünleşme" niyeti Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu gibi çok güçlü isimleri ortaya çıkardı ve sonuç da alındı. Siz bakmayın YSK marifeti ile yapılan darbeye; 31 Mart'da kazanan Ekrem İmamoğlu olmuştur.

İki yıl önce başlayıp da 23 Haziran seçim sürecine kadar uzanan, daha sonra da şartlara göre devam edecek olan zaman diliminde; tüm plan ve projeleri alt üst eden, kadük kılan İYİ PARTİ ile İYİ PARTİ'nin siyasetteki yerini çok iyi görüp okuyan Sayın Kılıçtaroğlu ve Milli düşünen sol olmuştur. Cumhur ittifakı bu gelişmelere direnmeye çalışırken en çok da korktuğu; kendisinden kopacak olan millet vekilleri ile yeni bir partinin kurulması ve Cumhur ittifakının mecliste azınlığa düşme ihtimalidir.

İşte bunun için AKP sermayesine ve yandaşlarına büyük imkanlar sunan İstanbul Belediyesinin imkanlarını kaybetmemek için maksimum çaba sarf ediyorlar ki; İmamoğlu'nun kazanması durumunda AKP marifeti ile İstanbul Belediyesinden nemalanan yandaş mütahitler yeni kurulacak partiye kaymasınlar. Kurulacak parti bir anlamda AKP'nin altını oyacak, belki de erken bir genel seçim ile ömrünü kısaltacaktır.

Bütün bunları niçin anlattım; biatcı olmayan, özgür düşünen, öz güven sahibi Türk milliyetçileri olarak iki yıldır ortaya koyduğumuz inisiyatifin ne kadar hayırlara vesile olduğuna dikkat çekmek içindir.

''Çaldılar'' yalanı

Adam iftar sofrasında Türk milletinin gözünün içine baka baka "Çaldılar" diyerek yalan söylüyor.

Nasıl bir cür'ettir anlamak mümkün değil. Yahu YSK iptal gerekçesini oluşturan nedenleri belirtti, içinde "Çalma" diye bir şey yoktur. Peki niçin yalan söylersin be adam; sen de Allah korkusu yok mu.

Peki; bırakalım sana kem söz söylemeyi, ima edenleri bile anında tutuklatırken; bu çalma işini hangi şerefsiz veya şerefsizler yaptıysa niçin bir tutuklama haberi duymuyoruz.

Yine Trump telefon etti Cumhur İttifakı gereğini yaptı

Biatcı ülküdaşlarıma sesleniyorum. Hani, sizler 31 Mart öncesi beka beka diye ülküdaşlık hukukumuzu da hiçe sayarak; Balgat mukimi ve avenesine biat etmeyi red eden bizlere; "Zillet" diyerek aşağılayan "Oturan boğa"ya kanarak o bize ne yakıştırdıysa, sizler de aynısını yakıştırıp söylemiştiniz ya.

Şimdi Trump'ın telefon talimatı ile ne isterse adeta emir telakki edilip, gereğini yapılması hali Devletimiz ve milletimiz açısından gerçek anlamda bir beka sorunu değil de, nedir. Düşünebiliyormusunz; ABD telefon ederek talimat geçiyor, ülkemizdeki istediği mahkümü serbest bıraktırıyor.

Şimdi anladınız mı; zillet sıfatının bizim üzerimize değil, asıl Trump'ın emir kulu olan "İttifak"ın üzerine oturduğunu.

Kısa kısa

Özelikle Atatürk ve Türk Ordusu'na fütursuzca hakaret edip, aşağılayanların şecerelerini inceleyin; Türklüğe öfke duyan "Etnik piçler"dir.

Peki bu hakaretleri eden etnik piçler kinlerini kustuktan sonra; niçin sahibinin avlusuna kaçan itler gibi iktidarın arkasına saklanma ihtiyacı duyarlar.

...

Bak muhterem benim oyumun adresi Kostantinapol'e çıkmaz ama senin kirli siyasetinin varacağı adresin nereye çıkacağı hiç belli değil.

Bak, gene puştun birisi Türk Ordusu'na sayıp sövdü saklandığı yer neresi; senin avlun.

...

Sayın Davutoğlu evet "Yeni bir hal lazım" ama bunun lokomotifi sen olamazsın. Senin için "Bir hikayenin oluşması" fırsatı doğmuştu ama eline kalemi alıp da yazmaya cüret edemedin.

Senin kulağından tutup bir kenara savurmak isteyen ele karşı hangi mukavemeti gösterdin ki; "Yeni bir hal" için umut olabilesin. Ama durma, devam et; yel kayadan ne koparsa kardır.

Mehmet Soral

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

×
Yayınımıza abone olun

Sayfamızda yayımlanan yazıları kaçırmamanız için yayınımıza abone olun.
Aboneliğinizi istediğiniz zaman sonlandırabilirsiniz.

KIRIK BARDAK
Sayın Cumhurbaşkanı ve Asma Köprü

İlgili İletiler

 

 Galeri

 Blog Takvimi

Lütfen takvim görünümü hazırlanırken bekleyin