DOĞRU TÜRKÇE

gonuldiliturkce_1352838953115

 Türk Dili ve Edebiyatı mezunları ileri gittiğimi sanmasınlar! Ben sadece bir Türk'ün, Türk vatandaşının, özellikle yazarak çizerek bir kimlik sahibi olanların Türkçemizin kurallarına iyi derecede hakim olmasından yanayım. Şair, halk ozanı ve yazarın bilhassa Türkçemizin kullanımına, dil bilgisine çok dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum. Esasında Türk milleti olarak önemsememiz gereken en kıymetli değerlerden birisidir dilimiz. Mesleğiniz olmayabilir, paranız, sevgiliniz... evlen(e)memiş de olabilirsiniz; fakat bütün bu yaşamsal sorunların dilimizi iyi kullanmada, mevcut kriterleri yabana atmada en azından güçlü bir engeli önümüze koymadığına inanıyorum. Sokaktaki seyyar satıcıdan semt pazarındaki sebzeciye değin dilimizin sağlıklı kullanımı; bir milletin öz değerlerine ne kadar bağlı olduğu yönünde değerlendirilebilir. Dil; bir insanın sadece iletişim aracı değildir; o milletin kültürü, dokusu, ruhu ve inancının da sembolüdür. Ne var ki salt vatandaşın dilimizi doğru kullanmadığı temelli bazı yergilerimiz bulunmaktadır; oysaki edebiyat profesörü namıyla kalem tutan kimi şahsiyetlerin kitaplarında gereksiz sözcük ve aynı anlamı karşılayabilen eklerin kullanımından kaynaklanan anlatım bozukluğu yaptıklarına defalarca şahit oldum. Örneğin şöyle bir bozukluk:

 "Sanki yolculuğa çıkmış bir sandalın gölgesi gibiydi gözleri."

"Sanki" ve "gibi". Her iki sözcük de benzetme amacı güdülerek kullanıldığı için cümlenin gidişatına göre "sanki" sözcüğü burada gereksizdir.

Bilmiyorum, farkında mısınız? Dikkat ettiniz mi? Genellikle söz yazarlarının eserlerinde kulağımızı tırmalamıştır bu ve benzeri yanlışlıklar. Söz yazarlarının arabesk özüyle yazıp 80'lerin sanatçılarına okuması için verdikleri eserlerde aynı yanlışların yapıldığı görülmektedir.

Arabesk sanatçısı Ferdi Tayfur'un "Sen Mutlusun Ben Perişan" isimli şarkısında aynen şu yanlış yapılmıştır:

"Beni bu hâllere düşüren sensin
Yurdumdan yuvamdan ayıran sensin
Sanki yaptıkların yetmezmiş gibi
Gidip başkasına yâr olan sensin."

Bir evvelki yanlışın aynısı burada da yapılmış, "sanki" ile "gibi" aynı cümlede kullanılmıştır.

Anlatım bozukluğu Türkçemizde çok dikkat etmemiz gereken konulardan birisidir. Sadece gereksiz sözcük değil, cümlenin ögelerinden, yüklem eksikliği ve fazlalığından kaynaklanan bazı yanlışları; ne yazık ki ülkemizin söz yazarlarının dörtlükleri, önemli şairlerinin şiirlerinde bile görmekteyiz. Mesela Türk edebiyatının kalburüstü yazar ve şairlerinden birisi Sabahattin Ali'nin adeta milli marş gibi dilimizi etkisi altına alan "Leylim Ley" şiirinde yüklem eksikliğinden doğan feci bir yanlış yapılmıştır:

"Ayın şavkı vurur sazım üstüne
Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne
Gel ey hilal kaşlım dizim üstüne
Ay bir yandan sen bir yandan sar beni."

"Ay bir yandan sen bir yandan sar beni."

Duyulduğu üzere burada bir sesleniş var. Aya değil, sevgiliye yönelik bir sesleniş. Aya direkt bir sesleniş olsa belki anlatım bozukluğu ortaya çıkmayacak; lakin sevgiliye seslenilip ay destek mahiyetiyle vücut bulmuştur. Yani ey ay; sen bir yandan sar beni diyerek seslenmiyor. Dolayısıyla cümlenin doğru kuruluşu şu şekilde olmalıdır: "Ay bir yandan sarsın beni, sen bir yandan sar beni". Ayın yüklemi "sarsın" sevgilininki "sar" olmalıdır. "Sar" cümlede varken "sarsın" yoktur. Bu eksiklik, "Leylim Ley"in eşsiz güzelliğini bozmuş mudur? Hayır! Ama yapılanın Türk dili kurallarına göre yanlış olduğu gün gibi ortadadır. Sabahattin Ali, bir değerdir; eleştirilemez gibi bir algı oluşsun istemiyorum. Kim olursa olsun; şiir, sanat, edebiyat üzerine yapılmış bir yanlış varsa bunu söylemekten imtina etmememiz gerektiğini savunuyorum.

Gelelim bir diğer değerimize. Gelelim Aşık Veysel, Ozan Arif, Abdurrahim Karakoç... gibi memleketimizin en güzide halk ozanı, şairlerinden birisi Cemal Safi'nin "İç Benim İçin" isimli eserinde nesne eksikliğinden kaynaklanan yanlışa. Zannediyorum ki, Orhan Gencebay'in hit şarkılarını bilenler bu şarkıya aşinadır. "İç Benim İçin" Orhan Gencebay tarafından 80'lerin sonunda gayet estetik biçimde okunmuş bir eserdir. Fakat eserde kendini saklamaya çalışsa da dil bilgisi iyi olanların rahatlıkla görebileceği bir yanlış yapılmıştır:

"Nasıl bir yanlışa ben adım attım
Nasıl bu günahın zehrini tattım
Sana nasıl kıydım, nasıl aldattım
Anlatmak o kadar güç benim için."

"Sana nasıl kıydım, nasıl aldattım"

Şöyle uzaktan bakınca Orhan Gencebay'ın güzel yorumuyla ruhumuza davet edilince hiçbir kusura meydan vermediğini sandığımız bu eserde nesne eksikliğinden doğan anlatım bozukluğu mevcuttur.

"Sana nasıl kıydım, nasıl aldattım" derken kime kıyıldığı belliyken kimi aldattığı belli değil. Buradaki yanlışın " Sana nasıl kıydım, seni nasıl aldattım" denilerek düzeltileceğini bilhassa Türk Dili ve Edebiyatı okuyan, dilimizin kurallarına iyice nüfuz edenler bilir. Bu noktada itiraz edip şöyle söyleyenler de olabilir: "...ama bu şiir 11'li hece ölçüsüyle yazılmış, siz araya "seni" sözcüğünü ekleyip sayıyı 13'e çıkarttınız."

Doğru, sayı on üçe çıktı; yanlış da düzeltilmiş oldu. Ya da şöyle de yapılabilir: "aldattım" kafiyesi yerine başka bir kafiye bulunup gereken işlem tamamlanabilir(di).

Bir evvelki yargıda da belirttiğimiz gibi kim ve nereli olursa olsun, isterse halkın en gözde sanatçısı olsun; mesele dilimizin kurallarını layıkıyla bilmek, bu kurallar üzerinden hareketle geleceğin nefeslerine, ülkemizin Türkçesini hatalardan arındırılmış olarak öğretmektir. Kuşkusuz Sabahattin Ali, Cemal Safi, birçok ünlü şair ve yazar yurdumuz namına kudretli eserler, izler bırakarak gittiler. Bu demek değildir ki, yergiye tabii tutulmayacak, yanlışları örtbas edilecektir.

100 bine yakın(yabancı sözcükler hariç) kelime dağarcığı ile varlığımızın mihenk taşı Türkçemizin yaşı tam olarak bilinmese de dünyanın en köklü, eski dillerinden olduğu söylenmektedir. 8 bin ila 9 bin yıllık bir geçmişi bulunduğuna dair bilgiler barındıran, Ural-Altay dil ailesinin Altay kolundan olan Türkçemize mutlaktır ki, sahip çıkmalı, en azından yazı dilinde dilimizi doğru kullanmalı; kadim, üstün gerçeğimizin gereğini yerine getirmeliyiz.

Türkçe; nefsimiz, rengimiz, tadımız, kişiliğimizdir...Adımız, atamız, sevdamızdır... Bize düşen bu sevdaya sahip çıkmak, bu sevdayı doğru yaşamak, kuşaktan kuşağa aktarmaktır!

Haydi durma!
Sahip çık, doğru kullan ve kuşaktan kuşağa aktar!
Çünkü bu dil senin dilin!


Engin Yeşilyurt

SINIRIMIZ GÜVENDEYDİ AMA...
PADİŞAHIM ÇOK YAŞA

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış