tahtapod.com | Blog

XI-XIV. Yüzyıllar Arasında Anadolu'da Uygulanan Askeri Hilelere Dair

Geçmişten günümüze Asya ile Avrupa arasında önemli bir kavşak başka bir ifade ile köprü konumunda olan Anadolu coğrafyası aynı zamanda önemli tarihi hadiselerin de beşiği olmuştur. Çoğu zamantarihe yön veren hatta seyrini değiştiren bu hadiselerin bir çoğu da askeri mücadeleler sonucunda vuku bulmuştur. Nitekim Ortaçağın son çeyreği olarak kabul edebileceğimizXI-XIV. yüzyıllar Anadolu'nun Türkleşmesi, hâkim güç Bizans İmparatorluğu'nun zayıflamasının yanı sıra haçlı seferlerinin cereyanına sahne olmuştur. Askeri, siyasi, kültürel tesirlerini hâlâ hissettiğimiz bu vakaların yaşandığı asırlarda hiç şüphesiz askerlik ve ordu son derece önemli idi. Özellikle de günümüzdeki kadar gelişmiş teknoloji olmadığı için az zayiat ile rakibe karşı üstün gelmek bugün olduğu gibi o dönemde de son derece önemliydi. Bu nedenle çalışmamızda kaynaklarının el verdiği ölçüde o çağda orduların kullandığı klasik taktiklerin dışında kalan ve bir nevi küçük askeri hile (kurnazlık)diyebileceğimiz uygulamalar üzerinde duracağız.

Konuyla ilgili ilk örneğimiz her ne kadar başarısızlıkla neticelense de bir beldenin düşman tarafından işgal edilişine dair. Bizans tarihçisi Zonaros'un naklettiğibu ilginç yönteme göre: IV. Mikhael (1034-1041) zamanında Bizans'ın elinde bulunan Urfa/ Edessa az kalsın elden çıkacaktı. Zira şehri ele geçirmek isteyen 12 Arap emirgüya imparatora armağan getirdik diyerek her bir deveye içinde birer asker bulunan iki sandık yükleyerek 500 deve ile Urfa/Edessa önüne geldi. Hedefleri kentten içeri girince sandıkların içindeki askerleri çıkarmak ve kenti işgal etmekti. Böylece emirler komutanın huzuruna çıktı ve getirdikleri hediye yüklerinin girişine izin istediler. Komutan onların istediğini kabul etti. Ancak Arapça bilen bir Ermeni dilencideve güdücülerin yanına gidip sadaka istedi ve bu sırada sandıkların birinden nerede olduklarını soran bir ses duydu. Dilenci şehre döner dönmez bir yolunu bulup durumu komutana bildirdi. Bunun üzerine komutan emirlere verdiği eğlenceden ayrılıp develerin konakladığı yere gelip sandık içindeki askerleri öldürdükten sonra emirleri de cezalandırdı. 

Devamını okuyun
  0 yorum

Türkiye Selçuklu Devleti'nin Yükseliş Döneminde Ticaret Ve Gümrük

Geçmişten günümüze insanoğlunun ihtiyaçlarının tedariki konusunda çeşitli yol ve yöntemlere baş vurduğu bilinmektedir. İşte bunlardan bir olan ticaret insanlarınözellikle maddi gereksinimlerini sağlamak arzusundanortaya çıkmıştır. Çünkü insan bireysel olarak bazen kaynak eksikliğinden bazen de zaman ve fiziksel güç yetersizliğinden her ihtiyacını karşılayamaya biliyordu. Bu yüzden sahip oldukları ilekendinde olmayanları değiş tokuşla başlayanilk ticari faaliyet paranın icadı ile yaygınlaşarakgünümüzdeki şeklini almıştır. Ancak ticaret gelişirken bir taraftan haksız kazançve rekabet gibi sorunlarıda beraberinde getirmiştir. Özellikle devletler ticaretin buolumsuz şartlarından etkilenmemek ve kendilerini koruyabilmek için gümrükten yararlanmıştır. Nitekim gümrük: Latince de ticaret manasına gelen "Commercium" kelimesinden gelmekte olup kısaca "devletler arası ticarettesınır geçişlerindemalların kontrol edildiği yerve yine bu geçişte alınan vergi"demektir.

Devamını okuyun
  0 yorum

Mustafa Kemâl Paşa

​ Yüce Başbuğu Mustafa Kemâl Paşa'nın kurtuluş çağrısı üzerine... Anadolu'da uzak, sessiz bir köyde gece yarısı kırk ileri gelen beğ toplandı, kırk suâl soruldu, kırk karar alındı. Eline pusat alan cepheye koşadır dediler Koşadır Bu buyruk ululardan ulu paşadır dediler Paşa Mustafa Kemâl paşa Yaşa yaşa çok yaşa! Kurtuluş şarttır milletim, dirilin Kalleş postalı çiğnemesin ar'ımı, namusumu direnin Gökte dalgalanmıyorsa yıldız ve hilâl Değildir yediğin aş helâl Yaptığın her uğraş boşadır Boşa Kulak verin yükselen bu sese; Yaşa yaşa çok yaşa Mustafa Kemâl Paşa! Ulu bir tepede sarışın kurt Gök mavi gözleriyle İzliyordu acunu Türk töresidir bu Her yüzyılda Gök, Börü yollar Yeryüzüne şeref kılar P...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Nazmi Sancar Yıldırım

  0 yorum

XI. Yüzyılın Sonlarından XIV. Yüzyılın Başlarına Kadar Anadolu’da Uygulanan Tedavi Yöntemlerine Dair

Sağlık, geçmişten günümüze insanoğlunun en önemli vazgeçilmezleri arasında yer aldığı için üzerinde pek çok araştırma yapılmış ve yapılmaya da devam edilen bir konudur. Nitekim belirtilen zaman dilimi içinde Anadolu'da etkili güç olan Bizans ve Türkiye Selçuklu Devletleri'nde ki sağlık uygulamaları ile ilgili doğrudan ya da dolaylı bilgilere ulaşmak mümkündür. Meselâ, Bizans'da IV. yüzyıldan beri varlığından haberdar olduğumuz halk hastanelerine misafirhane/ksenonesdenirken, Türkiye Selçuklu Devleti'nde ise bu kurumlara şifahane/darü'ş-şifa denildiğini biliyoruz . Ancak hemen belirtelim ki uzmanlık alanımızın tıp olmaması ve çalışmamızda sağlık için kaleme alınan özel eserleri kullanmadığımı...
Devamını okuyun
  0 yorum

XI. Yüzyılın Sonlarından XIV. Yüzyılın Başlarına Kadar Anadolu’da Bilinen Hastalıklar Dair

Sağlık, geçmişten günümüze insanoğlunun en önemli vazgeçilmezleri arasında yer aldığı için üzerinde pek çok araştırma yapılmış ve yapılmaya da devam edilen bir konudur. Nitekim belirtilen zaman dilimi içinde Anadolu'da etkili güç olan Bizans ve Türkiye Selçuklu Devletleri'nde ki sağlık uygulamaları ile ilgili doğrudan ya da dolaylı bilgilere ulaşmak mümkündür. Meselâ, Bizans'da IV. yüzyıldan beri varlığından haberdar olduğumuz halk hastanelerine misafirhane/ksenones denirken, Türkiye Selçuklu Devleti'nde ise bu kurumlara şifahane/darü'ş-şifa denildiğini biliyoruz. Ancak hemen belirtelim ki uzmanlık alanımızın tıp olmaması ve çalışmamızda sağlık için kaleme alınan özel eserleri kullanmadığımı...
Devamını okuyun
  0 yorum

“Türkiye Selçuklu Devleti’nde Kumaşın Farklı Kullanımına Dair”

​ Kumaş, yün, keten, ipek ve pamuk gibi malzemelerden dokunan her türlü materyale verilen genel bir isimdir. İnsan vücudunun örtünme, korunma ve güvenlik ihtiyacını sağladığı için geçmişten günümüze insanlık tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Yeme, içme, barınma kadar insan bedeni açısından elzem olan bu malzemenin sosyal, ekonomik, siyasal ve askerî hayattaki kullanımlarının yanı sıra kaynaklarda en çok geçen isimleri üzerinde durmaya çalışacağız. Kumaşın matem alâmeti olarak kullanılması: Beyaz renk, Türkiye Selçuklu Devleti'nde Abbasi hilafetine (750-1258) olan bağlılığı yansıtması bakımından matem rengi idi. Bu nedenle yas törenlerinde sultanlar beyaz atlas giyerlerdi . Meselâ, ba...
Devamını okuyun
  2 yorum

XI-XIV. Yüzyıllarda Anadolu’da Yetişen Meyveler

Damak zevki kadar sağlık açısından da vazgeçilmez besinler arasında yer alan meyve, geçmişten günümüze insanının beslenme alışkanlığında çok önemli bir yer tutan doğal ürünlerin başında yer almaktadır. Kaynaklarda genelde her tür meyvenin yetiştiği bir bölge olarak tarif edilen Anadolu'da bu işin satışı ile ilgilenen kişiye " Meyve satıcısı/ Mîve furûş " denildiği gibi aşılama yöntemi ile daha lezzetli tatlar elde etmeyi ise bahçıvanlar üstlenmiştir.  Anadolu hakkında (XI-XIVyy) bilgi veren siyasî, coğrafî eserlerin yanı sıra menakıbnâmeler, münşeat mecmuaları ve seyahatnamelerde acaba hangi meyvelerin adı geçiyordu. Bu meyveler nasıl tüketiliyor ve içlerinde ihraç veya ithal edilenler ...
Devamını okuyun
  0 yorum

Alpaslan da Bizim… Mustafa Kemal de Bizim…

Koca bir milleti arkasına aldı. Genciyle, yaşlısıyla kadınıyla, erkeğiyle Türk milleti, kaderini Mustafa Kemal'e bağlayarak tüm gücüyle savaşarak Alpaslan'dan miras kalan Anadolu'yu düşman işgalinden kurtardı… İki gün önce Malazgirt zaferimizin ve Büyük taarruzun başlangıcının yıl dönümüydü … Türk milletinin iki büyük şanlı zaferi… İki büyük şeref madalyası… 1071 de Selçuklu sultanı büyük Türk komutanı Alpaslan ile Anadolu'ya girdik ve bu toprakları vatan yaptık… Malazgirt'ten sonra 1299 da bu topraklarda başka büyük bir Türk olan Osman Gazi önderliğinde bir cihan imparatorluğu olacak olan Osmanlı'nın temellerini attık… Kısa bir sürede Anadolu'ya sığmaz olduk… Büyük komutanların önderliğinde...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Barış Atagün @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

  0 yorum

BAYRAĞI BAYRAK, TOPRAĞI VATAN YAPAN EVLATLAR...

Vatan sağolsun, devletimiz daim olsun da beğim bizden evvel bebelerimiz düşerken toprağa, kim gönenecek bu vatanın toprağında açan nergislerin kokusunda gelen baharları. Bizden evvel toprağa düşerken oğullar, ak elleri taze  ​ kınalarla kalırken yeni gelinler, kim erecek memlekete dair vaadedilen vuslatın düğününe. ​ Hangi sevda bunca yalanı kaldırırdı ? Hangi ihanet bunca affı hakeder ? Hangi ihanetin yükü bu kadar taşınır omuzlarda ? Sevdası ak olanlara inat Anadoluca ve kapkara bir sevdadır bu ihanetin reva görüldüğü memleketin öz evlatları. Böyük adam belleyip böyük böyük saygı duydular mebusların odacılarına bile. Elbet bir bildikleri vardır deyip devlete kıldan ince oldu, düş...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Bilge Edip Ece @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

  0 yorum

İsmi Konmayan Umut

Sevgilim duydun mu? Vurmuşlar Necmettin öğretmeni

Ve demişler ki biz bunu kurtulmak için hakimiyetinizden

Sevgilim bilir misin, Necmettin sadece isterdi evinin dumanının tütmesini

Şimdi o kara toprakta, derin ve soğuk bir mezarda

Gelmiş de ataları yılkılarla ötesinden kaf dağından!

Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Berat Şendil @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

  0 yorum