SORGULAMA

.​SORGULAMAK
Son birkaç gündür bilgisayarın başına geçip bir yazı kaleme almak istiyorum ama bir türlü kafamı toparlayıp yazamıyordum. Aslında birkaç gün değil uzun zamandan beridir var olan bir durum. Hele ki dün yazıya başlıyorum sonra başka bir şeyler aklıma geliyor ve vazgeçiyorum ona başlıyorum sonra ondan da vazgeçip en sonunda bilgisayarı kapatıyorum. Anlayacağınız kafam aşırı derecede karışık kendi kendime sorular sorup cevaplarını bulmaya çalışıyorum. Ardından kafamı dağıtmak için biraz kitap okuyor can sıkıntımın geçmesini bekliyorum. Bu yazıyı yazdıktan sonra belki biraz rahatlar kafamı dağıtırım diye umuyorum. Türk milletine birazcık olsa bile kendimi ifade etmiş olabilirsem geleceğe daha umutla bakabileceğim. Emin olun sizlerin duymuş olduğu kaygının aynısı bende de mevcut.

Türkiye nereye gidiyor?

Beynimi kemiren en büyük soru son yıllarda bundan ibaret. Malum son iki yıldır terör aşırı bir tırmanışa geçti. Bunların sebep ve sonuç ilişkilerini aşağı yukarı hepimiz biliyoruz. Oslo'da başlayan süreç Kandil'de devam eden açılım milli birlik ve kardeşlik adına akiller Türkiye'nin aslında bir mozaik olarak gösterilmeye çalışılması gibi süreçleri hepimiz yaşadık. Şu anda da onların meyvelerini topluyoruz.

Türkiye'nin en büyük sorunu hepimizin bildiği gibi terör örgütleridir. Maalesef ülkemizde alfabenin her harfinden terör örgütleri mevcut. Türkiye ve Türk milleti içerden ve dışardan her türlü terör örgütü ve ülke tarafından kuşatılmış çevremizde dost bir tane ülke kalmamış yalnızlaştırılmış, dışlanmış bir durumdadır. Bunlar işin terör ve dış politika tarafını oluşturuyor.

O zaman şöyle bir soru soralım.

Tek sorunumuz terör ve dış politika mı?

Bu yazıda sadece terör sorunuyla ilgili sayfalarca yazı yazılabilir ama ben burada sadece kendi üzerime düşen görevi yerine getirip Türk milletinin sadece sorgulamasına, bazı bilgileri tazelemesine vesile olabilecek noktalara değinmek isterim. Ama maalesef son yıllarda sorgulamayan, araştırmayan, kendisine ne verilirse sadece onunla sınırlı kalan bir toplum haline getirildik. Getirildik diyorum çünkü; 14 yıldır Türkiye'yi yöneten iktidar hiçbir şeyin sorgulanmasını, araştırılmasını, incelenmesini istemeyen üstünkörü bir anlayışa sahip. En basit bir örnek vermek gerekirse Başbakan sayın BinaliYıldırım ulaştırma ve haberleşme bakanıyken bir konuşmasında şöyle diyor "bu bilişime fazla kafa yorarsan sıyırırsın çok fazla kafayı taktın mı işin kötü" yani diyor ki; hikmetinden sual olunmaz.

Eee ne yapacağız?

Biz ne verirsek onu alacaksın. Peki ama dünya öyle dönmüyor ki sorgulamayan, araştırmayan bir beyin ne işe yarar. Sonrada vay efendim biz niye yerli araba yapamıyoruz, ekonomimiz niye bozuk, dolar niye yükseliyor gibi bir sürü sorular. Tabi cevaplar basit oluyor böyle bir durumda mesela ekonomik cihat var dolar bozdurun, 17/25 aralık darbeydi, Ergenekon terör örgütüydü, balyoz darbe planıydı gibi cevaplar ve ardından gelen tutuklamalar.

17/25 Aralık mevzunu ele alalım. Olayları anlatmaya gerek yok hepimiz neler olduğunu biliyoruz. Bir soruşturma komisyonu bile açılamadan kapandı gitti. Başka hiçbir ülkede örnekleri yok mu böyle bir operasyonun bir araştıralım. Onlar ne yapmışlar bir bakalım. Mesela Amerika Birleşik Devletleri'nde benim bildiğim iki defa oluyor. Watergate skandalı, Teapot dome skandalı oraya kim yapmış böyle bir operasyonu, neden yöneticiler istifa etmiş, halk neden ayaklanmış sormuş sorgulamış.

Bunları okuduktan sonra sana ne, ne sorguluyorsun, bal tutan parmağını yalar, başına bela mı alacaksın, boş ver diyenler olacaktır. Olsun, daha bundan başka sormamız gereken birçok soru var ama onları şimdilik geçelim.

Birde eğitim meselemiz var. Aslında bütün bu sorunların temelinde bana kalırsa eğitim var. Geçenlerde İskender Öksüz hocamızın yazdığı çok güzel bir yazı vardı. "Önce bizim adamlardan kurtulmalıyız" diye inanın sonuna kadar katılıyorum.Gerçekten bilimsel, laik bir eğitim sistemine ihtiyacımız var. Ben fizik, kimya, biyolojiden anlayan biri değilim. Ama bilimin araştırılmasından yanayım. Benim ilgi alanım daha çok tarih, coğrafya ve sosyal bilimler birazda edebiyat çerçevesinde kalıyor. O yüzden daha çok insanlarda eğitimin bu yönüyle ilgilendiğimden dikkatimi çeken şeylerden bir diğeri de geçmişe dönük nefret söylemleri. Özellikle Cumhuriyet tarihine, Atatürk'e hakarete varacak derecede söylenenler ve konuşulanlar. İnanın içim parçalanıyor bazen gülüp geçiyorum bazen tartışmak zorunda kalıyorum. Karşımdakine bakıyorum kendim utanıyorum. Aşağı yukarı herkesin başına geliyordur bu gibi durumlar.

Osmanlı'yı Atatürk yıktı, keşke İngilizler işgal etseydi, Cumhuriyet çok mu iyi bir şey şeriat gelsin, atalarımızın mezar taşını okuyamıyoruz, Lozan'ın gizli maddeleri (açık olanı biliyor sanki), camileri kapattı ve daha aklınıza gelebilecek bir sürü yalan dolan ve iftira sosyal medya, yazılı ve görsel medya aracılığıyla bize veriliyor bizde olduğu gibi naklediyoruz.

Hayatımda kendime şiar edindiğim bir söz bir de hedef var. Birisi "her toplum hak ettiği şekilde yönetilir" diğeri de Atatürk'ün bize göstermiş olduğu hedef olan muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmalıyız. O hedefe de ancak eğitim ile çıkılabilir.

Bir diğer en çok dikkatimi çeken sorunumuz ise ekonomik çalkantı. Her şeyden Avrupa'yı sorumlu tutarak, her şeyi onlar yapıyor, faiz lobisi, eeeey ABD eeeeey IMF eeeeey S&P gibi devletlere, kurumlara meydan okuyarak ancak toplumun gazını alırsınız. Her şeyden önce artık bir tüketim toplumu haline geldik. En basitinden resmi istatistiklere bakın toplumun %68 hizmet, %8 inşaat, %7 tarım, &17 sanayi sektörlerinde iş arıyor. Bu da demek oluyor ki üretim miktarımız çok düşük. Yani üretim toplumu değil tüketim toplumuyuz. Ondan dolayı GSYH ve GSMH düşük, bundan dolayı kişi başına düşen milli gelir düşük, bunlardan dolayı asgari ücret düşük oluyor.

Bütün bunlardan ve daha başka birçok nedenden dolayı İGE düşük.

Daha fazla abartmadan kafamdaki diğer soruları sorup çözüm önerilerini size bırakmak istiyorum.

Demokrasi nedir? Türkiye'de demokrasi var mıdır?

Hukuk ve adalet sisteminden memnun musunuz?

Başkanlık çok mu gerekli?

Terör ne zaman bitecek?

Toplumsal ayrışmalar ne zaman son bulacak?

Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti miyiz?

Sosyal devlet nedir?

Asgari ücretlinin yüzü ne zaman gülecek?

17/25 Aralık ne olur ve o zaman ne oldu?

Bu gelen şehitlerin sorumlusu kim?

Suriyeliler ne olacak?

Suriye'de savaş bitecek mi?

Kıbrıs ne olacak?

Referanduma gidecek miyiz?

Kapitalizm nedir? Türkiye Cumhuriyeti devleti kapitalist bir devlet midir?

MHP'nin yaptığı ihraçları doğru buluyor musunuz?

Anlayacağınız çok doluyum ve benim gördüğüm tek kurtuluş fabrika ayarlarına geri dönmek, özümüze dönmek kini nefreti bırakıp Türk bayrağının Türk devletinin altında tek yumruk olmak. Dikkat edin Türk devletinin diyorum yani TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'nin hükümetin demiyorum. Hükümetler gelir geçer baki olan Türk milleti ve Türk devletidir.

Sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir yıl geçirmemiz dileğiyle.

TANRI TÜRK'ü ve TÜRK YURTLARINI KORUSUN.

Katliam
SİYASAL ve TOPLUMSAL SORUMLULUK
 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış