PİR SULTAN'DAN NAZIM'A

tahtapod-nazm-iin

Hep düşünürüm, ama en çok üç haziranda... Nazım Usta'nın ölüm yıl dönümünde… Neden kendi vatanında değil de başkalarının vatan toprağında yattığını… Neden vatanına, çocuğuna, ailesine hasret, başka birilerinin vatan toprağında göçüp gittiğini…

Vatan haini yaftası yapıştırılmıştı değil mi? Komünistti çünkü!

Kuvay-i Milliye Destanını yazan bir şair nasıl olur da vatan haini olabilir?

"Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu

Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı…"

Mustafa Kemal'den bahsediyor; Başkumandan Mustafa Kemal'den…Anadolu Halkından, Antep'ten, Afyon'dan, İnönü'nden bahsediyor.

Kim vatan haini diyebilir, Mustafa Kemal'i bu kadar güzel tasvir eden bir şaire? Kurtuluş Savaşı'nı şiirsel bir dille yazmak duygusuz, sevgisiz mümkün mü?

Yıl 1959… Şehitlere seslenmiş.

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
Satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
Uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!"

Memleketin hali melalini daha nasıl anlatsın! Asker askerliğini, doktor doktorluğunu yapar. Adam şair, Allah'ın bir lütfuyla gelmiş dünyaya, onun işi yazmak. Yazmasa mıydı?

Oğluna son mektubunu bu kadar yürekten yazabilir mi bir vatan haini?

"Biliyorum,

Buğday başağı gibi delikanlı olacaksın,
Ben de öyleydim gençliğimde,
Kumral, ince, uzun;

Gözlerin ananınkiler gibi kocaman,
Bazen de bir parça bir tuhaf mahzun;
Alnın alabildiğine aydınlık;
Herhalde sesin de olacak
Berbattı benimkisi…"

Ve sonlara doğru yine vatanından bahseder Memet'e, özlemle


Memet,
Memleketler içinde bir şirin memlekettir
Türkiye,
Bizim memleket,
İnsanı da,
su katılmamış,
çalışkandır, ağırbaşlı, yiğittir,
ama dehşetli fakir…

Ya denize hasreti!.. Yürek yarası…

"Ve madem ki bir gün ölüm mukadder;
Ben sularda batan bir ışık gibi
Sularda sönmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!

İçi yana yana çekip gitmiş bu dünyadan 3 Haziran 63'de yaban ellerinde…

Pir Sultan'dan Nazım'a düşünen herkesi ya asmışlar, ya kesmişler, ya da derisini yüzmüşler.

Nesimi;

"Zalimin talim ettiği yola minnet eylemem

"Rızkımı veren Hüda'dır kula minnet eylemem" Demiş, derisini yüzmüşler.

Pir Sultan;

Alınmış abdestim aldırırlarsa
Kılınmış namazım kıldırırlarsa
Sizde şah diyeni öldürürlerse
Ben de bu yayladan Şah'a giderim" demiş, dara çekmişler

Şeyh Bedrettin, Hallacı Mansur ve daha niceleri…Sonları hep aynı. Nazım Usta'ya gelinceye kadar aradan yüzyıllar geçmiş, pek de değişen bir şey olmamış. İnsanoğlu egosunu yenememiş. O gün bugündür, yenemedi.

"Hep bana, Rabbena"

İşte böyle… Son söz yine Pir Sultan'dan olsun.

Kadılar müftüler fetva yazarsa

İşte kement, işte boynum asarsa

İşte hançer, işte kellem keserse

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.

GÜN BATIMI
“İstanbul, Konstantinopolis Olmayacak” Diyenlere T...

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış