MESUT

​ Sene 1977, "Anadan ayrı babadan ayrı" adlı şarkı, rahmetli Ali Tekintüre tarafından henüz yazılmamıştı ama ben bu ayrılığı çocuk ruhumda çok derinden ve çifte kavrulmuş yaşıyordum…

Belki de o sebeple Emel Sayın'a karşı aramıza David girinceye kadar platonik bir aşkım vardı.

Belki, Emel Sayın'ın söylediği şarkılar ve oynadığı filmlerden etkilenip anadan ayrı kalmanın sızısıyla bir şefkat arayışındaydım…

Radyoda, televizyonda çıkınca pür dikkat dinlerdim, nefes bile almazdım adeta…

Çocuktum yahu; henüz yedi-sekiz yaşlarımda…

***

Bu platonik aşk,  David'e yani 4 Haziran 1986 yılına kadar devam etti.

Ve o gün çok içerledim kendisine…

Öyle ya, "Yeryüzünde Türk mü kalmadı da David adlı bir Lübnanlı ile evlendi?"

Tek celsede bırakıp, kapı dışarı ettim…

Çünkü ben yedi-sekiz yaşlarımda da Türk'tüm…

Acılarımın, sancılarımın içinde de Türk'tüm…

***

Çizgi romanların kütüphanelerimizde önemli yer kapladığı ve onları tomar tomar değiş-tokuş yapıp hatim edercesine okuduğumuz yıllarda, birçok arkadaşım, Zagor, Ret Kit, Tommiks vs olurken ben ilginç bir şekilde Ali Recan'ın Yüzbaşı Volkan'ıydım, Sezgin Burak'ın Tarkan'ı…

Zalim Bizanslı Tekfur'un öldürmek için aradığı Kara Murat bendim…

Karaoğlan Ben…

Çünkü ben, çizgi roman okurken de Türk'tüm…

***

Hâlâ aynı şekilde devam ediyor mu bilmem, tek kanlı siyah-beyaz TRT televizyonunda Pazar günleri sabah 10.00'da Amerikan kültürünü yayma amaçlı kovboy filmleri ve öğleden sonra da klasik müzik, senfoni falan dayarlardı yurdum insanına.

Her normal Türk ailesi gibi biz de, Pazar günü öğleden sonra kapatırdık televizyonu…

Ve o kovboy filmlerinde hep Kızılderilileri tutardım; Oturan Boğa olurdum, Kartal Göz olurdum. Ama o kadar sevimli, yakışıklı, kahraman ve bitirim göstermelerine rağmen kovboy bilmem kim olmazdım.

İçime sinmezdi…

Çünkü ben Türk'tüm; o aşağılanan, horlanan, vahşi gösterilen Kızılderililer de…

O filmlerin sonunda hep öldüm, kahpece öldürüldüm...

***

Kovboy, sadece Kızılderilileri değil, zorla yerinden yurdundan edip köleleştirdiği siyahîleri de eziyor, horluyordu. Ve ben çocuk ruhumla buna da itiraz ediyordum…

Çünkü Türk, ezenin değil, ezilenin yanında olurdu…

"Our boys"un verilen görevi hakkıyla başarmasından sonra ülkemiz tamamen Amerikan etkisine girmişti.

Haliyle bir siyahî Amerikalı daha girdi içimize: Michale Jackson.

Dünyanın dört bir yanında hızla yükseliyordu ve ben de sevmiştim.

Kovboya karşı omuz omuza…

Sonra bir hastalığı olduğunu öğrendim ve küstüm kendisine. Atalarını köleleştiren ve kendisine ikinci sınıf insan muamelesi yapan kovboya özenip onlar gibi olmaya çalışıyormuş. Kazancının önemli bir miktarını tenini beyazlatmak için harcıyormuş…

İlaçlar, ameliyatlar…

Ameliyatlar, ilaçlar…

Kızdım, küstüm, sövdüm...

***

Ve Mesut…

Günter Wallraff'ın anlatıyımıyla, "En Alttakiler"den birinin evladı…

Evladımız, kardeşimiz...

Hayata tutunabilmek için Anadolu'nun yoksul bağrından çıkıp "Acı Vatan" Almanya'nın yolunu tutmak zorunda kalmışlardan Mustafa ve Gülizar çiftinin dört çocuğundan birisi…

Yetenekli bir topçu ama adının Mesut yani kanının Türk oluşu önüne engeller çıkartıyor hep…

Ama talih bir şekilde gülüyor ve yeteneği ve azmi sayesinde başarı merdivenlerini birer birer çıkıyor. Almanya'nın en değerli futbolcusu oluyor. Herkes peşinde, tabi Alman ve Türk Milli takımları da…

Ama o, Türkiye ile bağının sadece ailesinin buralı oluşuyla ilgili olduğunu söyleyip "Kendimi Alman hissediyorum" dedi ve Almanya'yı seçti…

Kendi tercihidir, istediği formayı seçebilir ama aslını inkâr etmesi, Türklüğü dışlaması yakışmadı...

Kızdım…

Çünkü ben her zaman Türk'tüm, Türklüğünden kaçanlara inat Türk'tüm…

***

Ne yalan söyleyeyim, şimdi Alman kamuoyunda yaşadıklarını Türk oluşuna bağlamasını ucuzluk olarak görüyorum. Yaşı ilerleyip, enerjisi tükendikten sonra buraya kapılanma girişimi gibi görüyorum…

"Kazanırken Alman'ız kaybedince göçmen" demagojisine gülüp geçiyorum…

Çünkü bunu kendisi seçmişti...

Evet, Mesut gibi bir yerlere gelebilmek için aslını inkâr etmişlere üzülemiyorum fakat bunların yüzünden ülkeme ve milletime lâf edilmesi canımı sıkıyor…

Çünkü ben herkesin bırakıp gittiği zamanlarda da Türk'tüm…

***

Rahmetli Elçibey, ne güzel söylemiş, "Sen Türk olduğunu unutsan bile düşman unutmaz".

Çünkü düşman Türk'ü dünyanın her yanında bilir ve tanır…

Evet, sevgili Özil, sen unutmuştun ama düşman unutmamış. Sana ve senin üzerinden hepimize bir kez daha hatırlattı…

Umarım, Türklüğe şaşı bakan, el âleme özenip, onlar gibi olmak için aslını inkâra kalkan Türk çocukları titreyip kendine döner…

Ve sen, bu acı tecrübenden ve zora düştükten sonra  olsa da, Türklüğe hoş geldin…

Belki farkında değildin ama elini Tanrıya açıp dua edişinden belliydi...

Sen bilmesen de ben biliyordum, onlar da biliyordu: Türk'tün…

Artık bil, Mesut Özil...


24. 07. 2018

​ LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI'NA DÂİR DÜŞÜNCELERİM
GEÇEN HAFTA NE OLDU

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış