MACARİSTAN'DA TURANCILIĞIN GELİŞMESİ TARİHİ

tur

Macar efsanelerinde de 13.yüzyılın başından itibaren Hun-Macar köken birlikteliği dile getirilmeye başlanmıştı. "Hunor- Magor" veya "csodaszarvas" adı verilen efsanede Hunların ve Macarların Hunor ve Magor adlı iki kardeşten geldikleri hikaye edilmektedir. Simon Kézai'nin 1283 dolaylarında yazdığı tahmin edilen Gesta Hungarorum, 11. yüzyıl sonu 12. yüzyıl başlarına tarihlenen Anonymus'un Gesta Hungarium ve 14. yüzyıldaki Mark Kálti'nin Chronicon pictum vindobonense adlı eserlerinde, bu efsaneye Macarların kökenini açıklamak üzere yer verilmiştir .      1896 yılında yapılan Honfoglalás'ın 1000. yıl kutlamaları da Macar milliyetçiliğine yeni bir ivme kazandırmakla kalmamış, Macar kamuoyunun dikkatlerinin doğuya dönmesini de bir kez daha sağlamıştır. Kutlamalar anısına yapılan anıtta Árpád ve yedi Macar kabilesinin şefleri ön plana çıkmış, Macar tarihinin ulusal kahramanları da anıtta yer almışlardır . 

Macar soylularının ve üst orta sınıflarının gereksindiği milliyetçilik türüne zemin oluşturacak biçimde 20.yüzyılın ilk yıllarından başlayarak Turan kavramı Macaristan'da coğrafi anlamlandırmanın sınırlarını aşmaya başlamıştır. Turan terimine coğrafyanın ötesinde anlamlar yüklenmeye başlaması aynı zamanda siyasal bir hareket olarak Turancılığının doğuşuyla beraber yürüyen bir süreci de başlatmıştır. Aynı dönem içerisinde Osmanlı Türkleri ile Macar Türkologları arasındaki bağlar da kurumsal ilişkilere doğru evrilme yoluna girmiştir. 

1908 yılında kurulan Türk Derneği'nin tek yabancı şubesi, Macar Türkolojisi'nin önemli isimlerinden Ignácz Kunós'un öncülüğünde Budapeşte'de açılır. Török Irodalmi Társaság Türk Edebiyat Cemiyeti]185 adıyla kurulan organın başkanlığına Kunós, onursal başkanlığına Armin H.Vámbéry getirilir. Turancılığa siyasal bir anlam yüklenilen ilk çalışma 1909 yılında yayınlanırsa da pek fazla bir yankı bulamamıştır.186 Öte yandan Budapeşte'de 1910 yılında yayınlanacak bir şiir kitabı Macar Turancılığının adeta bir erken-manifestosu olarak ün kazanırken; şairi Árpád Zempleni'yi de Turancılığın peygamberi mertebesine yükseltir. Turáni Dalok [Turan Şarkıları] adını taşıyan şiir kitabı, o kadar popüler olacaktır ki, daha sonraki yıllarda Almanca ve İngilizce'ye de tercüme edilecektir. Kitapta yer alan şiirler içerisinde özellikle "Keletre, Magyar"[Doğuya Macar] adlı şiir Macar Turancılarının önemli argümanlarını barındırması açısından dikkate değer özelliktedir. Zempleni şiirinde Batıya duyulan kırgınlık ve kızgınlığı, Macarların güvenlik kaygılarını dile getirerek bunlara çare olarak gerçek dostların olduğu yeri, yani Doğu'yu işaret etmektedir. Zempleni'nin çağrısı yanıtsız kalmayacak, aynı yılın sonunda Turan Cemiyeti'nin kurulması gerçekleştirilecektir. 

1905 yılında başarısız bir örgütlenme denemesinin ardından beş yıl geçtikten sonra Macar şarkiyatçıları sonunda, 1910 yılında Turan adlı bir örgüt çatısı altında toplanmayı başarmışlardır. Turáni Társaság Turan Cemiyeti] adıyla gerçekleştirilen bu örgütlenme, hepsi benzer biçimde düşünen, Turan ve Turancılık kavramlarını yakın tarzlarda yorumlayan kişilerin bir araya geldiği bir örgütlenme olmaktan daha çok, Doğu ülkeleri ve halklarıyla ilgilenme düzeyleri bilimsel alanla sınırlı olanlarla, Turan'a politik yaklaşıma sahip olanların platformu biçiminde oluşturulmuştur. Cemiyet bu niteliğinden kaynaklı olarak zaman zaman ayrılmalar ve bölünmelerle güç yitirmiş olmasına rağmen 1944 yılına kadar varlığını sürdürmeyi başaracaktır. 

TURAN CEMİYETİ'NİN KURULMASI 1910 yılının son günlerinde kurulan190 Cemiyet'in ortaya çıkmasında Alajos Paikert'in yoğun çabalarının olduğu anlaşılmaktadır.191 30 Aralık 1910 tarihinde Béla Erödi'nin başkanlığında Kurucu Genel Kurul gerçekleştirilir. Cemiyet'in onursal başkanlıklarına Kont Béla Széchenyi ve Ármin Vámbéry getirilir. Başkanlık görevi ise Kont Pál Teleki'nin olur.192 Jenő Cholnoky, Béla Erödi, Kont Mihályt Károlyi, Lajos Loczy ve Kont László Szapáry başkan yardımcıları olurlar. Alajos ise idari işlerden sorumlu başkan yardımcılığı görevine getirilir. Cemiyet'in yönetim kurulunu ise kısmen içlerinde Ignácz Goldziher, Gyula Mészáros, Bernat Munkácsi, Gyula Sebestyén, Ferenc Hopp ve Antal Velics gibi Macar bilim dünyasının saygın isimleri ile kısmen de soylular oluşturur. 30 kişilik yönetim kurulunun toplam beş kont unvanına sahip üyesi bulunmaktadır.

Cemiyet 1912 yılından başlayarak beş araştırma- inceleme gezisi düzenlemiştir.196 Bu gezilerden ilki 1912 yaz aylarında Gyula Mészaros- Rezső Milleker ikilisinin başkanlığında yapılan Tuz Gölü inceleme gezisidir. Her ikisi de Turan Cemiyeti üyesi olan bu kişilerin yaptıkları gezinin temel amacı Ankara ve Konya çevresinin coğrafi, jeolojik ve ekonomik yapısının araştırılmasıdır. İkinci gezi jeolog Imre Timkó başkanlığında Aral Gölü ve Hazar Denizi çevresine yapılmıştır.Timkó Turan Cemiyeti ortak üyelerindendir.197 Üçüncü gezi Milleker başkanlığında 1913 yılında Anadolu'ya yapılan , Konya ve Kayseri arasındaki bölgenin bilimsel ve ekonomik açılardan incelendiği gezidir. Bu bölgenin önemi Bağdat Demiryolu'nun alanı içerisinde kalması ve "komşu Monarşi"[Prusya] için hayati değerdeki Kilikya bölgesi ile komşu olmasıdır . 

1912 yılının bir başka gelişmesi Cemiyet'in yurt içi ve dışında bağlantılar kurma çabası içerisine girmesidir. Cemiyet maddi zorluklarını aşmak için Hükümete başvurarak maddi destek isteminde bulunur. Benzer bir istek Uluslararası Orta ve Doğu Asya Cemiyeti Macar Komitesi'ne iletilir. Macar hükümeti, Din ve Eğitim Bakanlığı aracılığıyla Turan Cemiyeti'ne 2000 korona yardım vermeyi kabul eder.201 Uluslararası Orta ve Doğu Asya Cemiyeti Macar Komitesi ise, ancak arkeolojik çalışmalara destek verebileceğini Cemiyet'e iletir.202 Macar Tarih Kurumu Macar Turan Cemiyeti'nin kuruluşunu memnuniyetle karşıladığını bildirerek tarih alanında her türlü desteği vermeyi vaat eder .

Aynı yıl Turan Cemiyeti Osmanlı ülkesindeki Türkçü aydınlarla da bağlantı kurma çabası içerisine girer. Osmanlı Devleti'nin Budapeşte konsolosu ve tanınmış Türkçü aydınlardan Ahmed Hikmed [Müftüoğlu] ile Cemiyet arasında ilişkilerin geliştiği, Ahmed Hikmed Bey'in girişimleriyle Macar Turancıları ile Osmanlı Türkçü aydınları arasında bir takım bağların kurulduğu düşünülebilir. Bu çabalar sonucunda Türk Yurdu'nun 1912 Şubat sayısında Budapeşte'de Turan adıyla bir cemiyetin kurulduğu haberi, Turan Cemiyeti üzerine kısa bilgiyle beraber verilir.205 Cemiyet'in önemli isimlerinden ve gelecekteki başkanı Gyula Pekár'ın yazdığı bir mektupta da "Türk Turan Cemiyeti" başkanının kendilerine gönderdiği kutlama mesajından söz edilmektedir 

Macaristanda  Turancılığa yöneliş'teki etken Macarcanın hangi dillerle akraba olduğu konusu Macarların hangi kavimlerle akraba olduğu meselesidir.  Müslüman Türklere  büyük bir sempati duyuluyordu,Katolik Hristiyan  Macarlar tarafından Türklerin en yakın temsilcisi olan Osmanlılar, Macaristan'ın bağımsızlığına Mohaç Meydan Savaşı ile son vermişlerdi, bu da doğruydu. Ama, bu gerçekler Türklere duyulan yakınlığı engellemeye yetmiyordu. Macarlar, kökeni Asya olan bir halktı ve Türklerle akrabaydı. Fakat sadece Türklerle değil, Ural-Altay, Fin-Ugor ve Uzak asya halkları da, Turan kavramının çerçevesi içine sokuluyordu: Macarlar, Finler, Estonyalılar, İslâvlaşmamış Bulgarlar, Türkler, Tatarlar, Türkmenler, Kırgızlar, Özbekler, Başkurtlar. Fakat bazıları "Turan"ı daha geniş kapsamlı düşünüyorlar, bu saydıklarımıza ilâveten Japonları, Korelileri, MoğollarıTuran'ın diğer ortakları olarak düşünüyorlardı.

Turan kavramını ilk kullananlardan biri de Macar araştırmacı Miksa Müller'di. Müller, Hind-Avrupa ve Sami ırkından olmayan Asya kavimlerini 'Turan halkları' adı altında tek bir topluluk olarak kabul ediyordu. Müller'e göre, Turan kavimleri kuzey ve güney olmak üzere iki kola ayrılıyordu. Kuzey kolu (Ural-Altay grubu) Tunguz, Moğol, Türk-Tatar, Fin-Ugor ve Samoyed  gibi gruplara ayırıyordu.

Tabiî ki, dil, tarih, etnoğrafya ve kültür araştırmalarının henüz emekleme döneminde bulunduğu bu sıralarda, sözünü ettiğimiz gruplamaları gerçekmiş gibi kabul eden çevreler hayli genişti. Ama, ilmî çalışmalar ilerledikçe bu tür sınıflamaların bir anlam ifade etmediği ortaya çıkacaktı. O dönemde, Macarların, kendi kimliklerini geniş bir topluluğun mensubu olmakla daha yüksek değerde ortaya çıkarma eğilimleri de önemli rol oynuyordu.

Macar Turancılığının en önde gelen simalarından Pal Teleki, sonraları yaptığı bir açıklamada, bu duruma şöyle bir yorum getirecekti:

"Siyasî hareketlerin ve ülkülerin haklılığının ölçüsü hiçbir zaman ilmî gerçek olmamıştır. İlmî gerçek doğrulasın veya yalanlasın fark etmez. Siyasî hareketlerin ve ülkülerin haklılığının ölçüsü, ülküye olan inancın güçlü olması ve başarıdır".

Macar Turancılığı, çeşitli safhalardan geçerek İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar devam etmiştir. Bu arada siyasî boyutu gittikçe genişlemiş, Turancılığın önde gelen şahsiyeti Pal Teleki, artık bağımsızlığına kavuşmuş olan Macaristan'ın başbakanlığına kadar yükselmiştir.

Macarların kökeni  hakkında  1938'de şu görüşler hâkim olmuştur:

"Bizler de Türkler de Hunların çocuklarıyız. Tarihî kayıtlarda biz 'Türk' olarak adlandırılmışız. Bulgarlar da Hun soyundandır. Bizim ilk kralımız olan Ellák Attila'nın oğludur. Kutsal tacımızın alt bölümü Bizans İmparatoru tarafından 'Türkiye'nin kralı Géza'ya' ibaresiyle gönderilmiştir."

Bu, doğru bir tesbitti. Eski Bizans, Arap ve İran kaynakları Macarlardan "Türk" olarak söz ediyordu. Macarları Orta Avrupa'ya getirerek yerleştiren Türk Arpad soyundan Géza, bütün Macarların kralı olup da Hristiyanlığı kabul edince, Bizans İmparatoru, onu Türkiye'nin kralı olarak tanımıştı. Bu tarih, yaklaşık olarak 970'lere tesadüf etmektedir. Bizans, o tarihte Macar devletini bir Türk devleti olarak kabul ediyordu. Daha sonraki araştırmalar da, Macarların, özellikle Sabar Devleti'nin bünyesinde uzun zaman birlikte yaşadıkları Türklerin geniş ölçüde etkisi altında kaldıklarını göstermektedir. Birçok âdet, gelenek, savaş biçimi, yaşayış tarzı Türklerle aynıdır. Macarcada bugün bile yaşayan yüzlerce kelime Türkçe kökenlidir,

Macarlar  komünizm dönemini gördüler büyük acılar çektiler, komünizmin yıkılmasıyla  Macaristan'da  Turancılık tekrar yükselişe  geçip Macar Turancılarının partisi Jobbik  Macar meclisinde 3.üncü  büyük siyası parti olma hüviyetini kazandı.

Kaynakça;

1)Tarık Demirkan, Macar Turancıları, Tarih Vakfı yayını, İstanbul, 2000.

2)-Nizam Önen, İki Turan, İletişim yayınları, İstanbul, 2005.

BİZİM ÜLKÜCÜLER
Türkiye'yi Alıştırma ve Değiştirme Yöntemi

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış