KÜRT SİYASİ HAREKETİ ÜZERİNE

KÜRT SİYASİ HAREKETİ ÜZERİNE


Artık Pkk her yerde. Okullarda, mecliste, bürokraside hayatının geneline yayılmış örgütlü olarak varlığını sürdürüyor. Otuz yılı aşkın süredir yaptığı eylemler göz önüne alındığında bugün örgüt kendini aşmış ve en müreffeh zamanını yaşıyor.

Her ülkede her devirde isyanlar olmuştur. Merkezi yönetimler isyanları genelde güç ile bastırıp ardından yeni isyanlar gelmemesi için isyancı düşünüşün meşru isteklerini yerine getirmişlerdir. İsyanlara geleneksel bakıldığında şöyle bir tablo ortaya çıkıyor; isyancılar meşru yahut meşru olmayan istekler öne sürerek ayaklanırlar. Otorite isyanı bastırır ve isyancıların liderlerini öldürür. Kendini feda eden isyancı liderler temsil ettikleri kitleye yeni haklar kazandırmak pahasına kendilerini feda etmiş olurlar.

Pkk'yı ele aldığımızda ise isyancıların temsil ettikleri kitleye haklar kazandırıp kendilerini feda etmek niyetinde olmadıklarını görürüz. Pkk'nın kuruluş amaçlarının geneli karşılanmasına rağmen daha gerçekçi bir ifade ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin isyancılara birçok alanda istedikleri tavizleri vermesine rağmen örgüt faaliyetleri artarak devam etmiştir. Örgüt temsil ettiği Kürt etnisitesine çıkarım sağlama amacından çok Türkiye Cumhuriyeti devleti aleyhine günün popüler düşmanının yanında yer alarak bir nevi Türk varlığından intikam almak amacında faaliyet gösteren bir yapıya bürünmüştür.

Daha da kötüsü Türkiye Cumhuriyetini temsil noktasında bulunan isimler, örneğin MİT müsteşar yardımcılığı yapmış Cevat Öneş gibi isimler "Pkk siyasi hareketi için terörist gibi rencide edici ifadeler kullanılmamalı" demek suretiyle ülkemizin bütünlüğünü parçalamak isteyen bu terör örgütünün faaliyetlerine çanak tutmuşlardır.[i]

Devletimizi idare edenler Pkk'yı net olarak tanımlandıramamışlardır. Pkk'nın silahsız mücadele kollarının faaliyetlerini kolaylaştırmış, terörle mücadele kanununda yapılan değişikliklerle Türk Silahlı Kuvvetlerinin Pkk terörü ile mücadelesini zorlaştırmışlardır.

Türkiye Cumhuriyetinin bütünlüğünü yok etmeyi amaçlamış olan Pkk'nın yurtiçinde ve yurtdışında faaliyet göstermesini engelleyecek bürokratik adımlar atılamamış, örgütü yok etmek için gerekli azim ve kararlılık gösterilememiştir.

Pkk bugün almış olduğu imtiyazlarında katkılarıyla Kürt halkının temsilcisi konumundadır. Pkk bütün Kürtleri temsil etmiyor gibi söylemler kullanılsa da bugün kendini Kürt olarak tanımlayan kitlenin büyük bir çoğunluğu Pkk'ya aktif destek sağlıyor. Aktif destek vermeyen kesimin ise büyük bir bölümü pasif duruş sergileyerek dolaylı olarak bu ayrılıkçı terörizm hareketine destek vermiş oluyorlar.

Örgütün silahlı faaliyetleri ülkemizi bölebilecek çapta değildir. Geçen otuz yılda Pkk terörüne kurban verdiğimiz her can bizim için bir vatan kıymetinde dahi olsa bu gibi hareketler ülkemizi bölmeye yetmez. Asıl mesele Pkk ile entegre çalışan silahsız terör faaliyetleri yürüten yapılar ve bu yapıları destekleyen kliklerdir.

1990'lardan beri hükumetlerin anayasayı kevgire çevirerek yasa yoluyla Pkk mücadelesine verdikleri zaaflar bugün örgütün bu denli etkin olmasında büyük pay sahibidir. Nedir bu zaaflar?

1995 yılında ANAP iktidarının Anayasamızın 33. maddesinde düzenlenen Dernekler kanununda yaptığı hafifletici değişiklik ve ardından 2001'de DSP, MHP, ANAP koalisyonunca hepten kaldırılan "devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün, milli güvenliğin, milli egemenliğin ve kamu düzeninin korunması" ile ilgili hükümleri bölücü örgütlerin yasal sahada faaliyet göstermesi imkan sağlamıştır.[ii] Anayasanın 14. maddesinden "Türk Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek" ibaresi kaldırılmıştır.[iii] 2004 yılında Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde 5170 sayılı uyum yasası ile "savaş ve terör suçları" ile ilgili idam kararı kaldırılmıştır.[iv] Terörle mücadele kanununun 8. maddesi değiştirilerek "terör örgütü propagandası ile toplantı, yürüyüş vs. yapanlar ile ilgili hapis cezası hükmü kaldırılmıştır.[v]

Bunların yanı sıra yasal düzenleme yapılmaksızın ülkemizde bir Habur rezaleti yaşanmıştır. Teröristlerin miting havasında ülkemize girişine göz yuman mülki idare amirleri Anayasamızın 137. maddesini ihlal etmiş, kanunsuz emri uygulamış ve milletimizi küçük düşürmüştür.

Peki, tüm bunlar olmuşta Pkk ve Kürt siyasi hareketi durmuş mudur? Aksine, her geçen gün faaliyet sahalarını genişletmişlerdir. Ekim 1989'da SHP'li yedi milletvekili Paris Kürt Enstitüsünün düzenlediği "Kürt Ulusal Kimliği ve İnsan Hakları" konulu konferansa katılmışlar, 1990 yılının haziran ayında bu isimlerin başını çektiği bir kadro tarafından Halkın Emek Partisi adıyla ilk siyasi partilerini kurmuşlardır. 1991 seçimlerinde Hatip Dicle ve Leyla Zana yakalarında sarı, kırmızı, yeşil bantlarla meclise gelerek alenen ayrılıkçı terör propagandası yapmışlardır. [vi]

Hatip Dicle, 1994 yılı Şubat ayında tren istasyonunda patlayan bomba ile şehit edilen yedek subay öğrenciler için "Bombalama eylemi savaşın bir gereğidir. Askeri öğrenciler Pkk için hedeftir" şeklinde açıklama yapmıştır. Hatip Dicle Başkanlığındaki Demokrasi Partisi 26 Şubat 1994 yılında Pkk'nın isteğine uyarak yapılacak olan yerel seçimlere katılmama kararı almışlardır.[vii]

9 Haziran 2003'de yapılan ikinci DEHAP Kongresinde Pkk yandaşları salondaki Türk bayrağını indirip yerine Pkk paçavrası asmış, İstiklal marşı okumamış, Biji Serok Apo, Pişman değiliz Apocuyuz şeklinde sloganlar atmışlardır. [viii]

1984 yılında küçük bir silahlı örgütlenme olan Pkk, hükümetlerimizin basiretsiz politikaları ve devletin karar mercilerine sızmış teröristlerin şahsi çabaları ile Türkiye'nin her bölgesinde eylem yapan, mecliste temsil edilen, akademik kadro oluşturmuş kısacası toplumun her hücresine sirayet etmiş bir yapı olarak karşımızdadır. Dış politikada Türkiye'ye karşı kullanılan ilk kart pozisyonundadır. Pkk ile bağlantılı yapılar bugün Irak ve Suriye'de devletleşme sürecindedirler.

Ülkemiz 15 Temmuzda darbe girişiminde bulunan bir diğer terör örgütü olan FETÖ/PDY yapılanmasını üç ay gibi kısa bir sürede büyük ölçekle tespit etmiş ve başını ezmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devleti güçlüdür, basiretlidir. Kararlılık gösterse Pkk'nın meşru kollarınının yurtiçinde ve yurtdışında faaliyetleri engelleyebilir. Bu aşama sağlanır ve iş dağlarda mehmetçiğimizin gücüne kalırsa, mehmetçik ayrılıkçı terör örgütü Pkk'yı üç ayda siler atar. İş ki, siyasiler omurgalı olsun ve kararlılıkla Pkk terörü ile mücadele etmek istesin.

[i] Vurucu., İkbal., PKK Terörü Neden Bitmez?, Aygan Yayıncılık, İstanbul, 2015, s.11 

[ii] Demişbaş., Miraç.,Türk Siyasi Kadrolarının Türkiye Cumhuriyetine İhaneti., Togan Yayıncılık., İstanbul, 2014, s.80 

[iii] Age., s.75 

[iv] Age., s.81 

[v]Age., s.89 

[vi] Yücel., Serhan., Türkiye'nin Siyasal Partileri, Alfa, İstanbul, 2006, s.93 

[vii] Age., s.116 

[viii] Age., s.139

Sorunumun Kaynağını Buldum
SEN DEĞİL MİSİN?!?...

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış