İKİ HABER İKİ YORUM

1- Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: 'Ahtapot' siber saldırıyı engelledi, gerçekleşecek bir NATO tatbikatına dahil edildi

+ Bu memleketin kafası zehir gibi çalışan vatanperver, bir şeyler üretebilecek gençleri duygusal sebeplerle ya Edebiyat, ya da Tarih okumaya yöneliyorlar. Bunu çok görmemek lâzım, bu çocuklar henüz lise çağında birçok tarih/edebiyat lisans mezununa taş çıkartacak kadar bu alanlarda kendilerini geliştirebiliyorlar, sanıyorum her Türk milliyetçisi gencin tabii bir yatkınlığı da var bu alanlara. Okumaya biraz daha az önem vereni ise asker ya da polis oluyor.

Fakat bu kanaatimce sorunlu bir durumdur. Her şeyden önce bu durum Türk milliyetçiliğinin gündemini kısırlaştırıyor. Bugün görüldüğü üzere Türk milliyetçiliğinin gündemi "İttihatçılık"a sıkışıp kalmış vaziyettedir. Her toplantıda söz dönüp dolaşıp İttihat'a gelmektedir. Üstelik yalnızca tarihle ilişkisi olan arkadaşların değil, tarihe uzak bölümlerden, söz gelimi mühendislerden de, bu alanlara büyük bir teveccüh olduğunu görmekteyiz. İkinci sorunsa İttihat'la yahut tarihle ilgilenilmesi pek hoş, pek güzel de; tüm enerjimizi benzer konulara harcamak bana israf gibi geliyor. Teknolojinin ve dünyanın akıp gittiği yerde Türk milliyetçiliğinin söyleyecek sözü yok mu? Sözü olmaması bir tarafa, Türk milletinin ilerlemesinin bir yolu da bu alanlardan geçmiyor mu? Bu alanlarda zeki ve vatanperver çocuklar olmazsa bu alanları kime emanet edeceğiz? Bunun için genç, henüz üniversiteye başlamamış, kardeşlerimle konuştuğum zaman onlara âcizane verdiğim bir nasihat var: "Üretecek çok yeni bir fikriniz yoksa tarih veya edebiyat tercih etmeyin, bize sosyal bilimlerin diğer alanlarını ve fen bilimlerini –özellikle Bilişim alanında- emanet edeceğimiz, bu alanlarda Türk milliyetçiliği fikrinin tavrını tasarlayacak gençlere ihtiyacımız var".

Yukarıda başlık olarak paylaştığım söz konusu haber bu fikrimin doğruluğuna dalalet etmekte… Ve olumlu bir gelişme. Sayın Cumhurbaşkanı'nın konuşmasının tamamını olmasa da bir kısmını dinledim ve takdirle takip ettim. Hükumetin "çok bulaşmayacaksın, kafayı duman attırırsın; işini yapıp çıkacaksın" şeklindeki tavrının bilişim teknolojilerinin ve siber alanın önemine doğru olumlu gelişmesi beni sevindirdi. Dünya bugün kişisel verilerin güvenliğini konuşmaktadır. Birinci devrim sanayi devrimiydi, kaçırdık; ikinci devrim teknoloji devrimiydi, geri kaldık; bu son devrim yazılım devrimidir, bunu da kaçırırsak dünyaya bir şeyler söyleme iddiamızdan vazgeçmek durumunda kalacağız. Bu anlamda söz konusu çalışmaları yürüten bilim insanlarına büyük bir hürmetle teşekkür ediyorum. Gençlerimizi bu nevi alanlara teşvik etmemiz gerektiğine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. 

2- 'İlahiyatçıların WhatsApp grubunda Prof. Öztürk için infaz çağrısı yapıldı'

+ Dün gazeteci İsmail Saymaz Twitter'da böyle bir durum açıkladı. Ben ilke olarak gizli tanık beyanlarına, kaynağı açıklanmayan haberlere pek inanmama eğilimindeyim. Üstelik sahte ve manipüle edici haberlerin ne kadar rahat yayılabildiğine çok defa şahit oldum. Bu sebeple bu haberin de bir manipülasyon ürünü olabileceği ihtimalini kayıt düşmek gerektiğine inanıyorum.

Bununla birlikte bu haber gerçek olsa da, olmasa da Türkiye'de had safhada bir linç kültürü gelişmiş vaziyettedir. En son Sayın Cumhurbaşkanı'nın Fatih Portakal'a "mandalina mıdır, narenciye midir" diye çıkışının ardından "Osmanlı Ocakları" adında bir grup Fox TV'nin önünde yüzde 52'nin diş bilediklerini söyleyerek Portakal'ı protesto etmişti (https://tr.sputniknews.com/turkiye/201812261036808441-osmanli-ocaklari-fox-tv-siyah-celenk-yuzde-elli-iki-fatih-portakal/). Türkiye'de her kesimde bir linç kültürünün ve öfkenin hâkim olduğunu vakıa olarak kabul etmek gerekiyor. Ahsen TV muhabiri olacak provokatör zat ile Millî Piyango dağıtıcıları arasında yaşanan arbedede kadınların öfkeleri ve sağlıksız tavırları da bu duruma işaret etmektedir (https://tr.sputniknews.com/turkiye/201812251036802242-ahsen-tv-muhabirine-kadinlardan-tepki/).
Mustafa Öztürk saygıdeğer bir bilim insanıdır. Görüşlerine katılır yahut katılmazsınız, dinî bir figür olarak görür yahut görmezsiniz bu kişi bir bilim yapmaktadır. Ve kanaatimce Türkiye'de bugün konuşmak cesaretini gösteren az sayıda entelektüelden biridir de kendisi. Kendisini takip edenler, dışarıdan yorum yapanların bilmediği üzere, kendisinin bir metot sahibi olduğu, bu metodoloji üzerinden bir bakış açısı geliştirmeye böylece de İslâm düşüncesine, diğer bir tabirle Türk İlahiyat (Teoloji) Bilimi'ne katkı yapmaya çalıştığını görmektedir. Mustafa Öztürk'e yapılan saldırılar yalnızca bir şahsa, bir dinî bakışa değil; Türk düşüncesine, Türk bilimine yapılmış bir saldırıdır. Teoloji (Tanrıbilim / İlahiyat) bir bilimdir, bir felsefe dalıdır. Her ne kadar bizde "imam yetiştirme okulu" şeklinde bir teknik lise boyutuna indirgenilmeye çalışılsa da, İlahiyat alanı temel felsefî tartışma alanlarından biridir. Bir üniversite kültürünün motoru felsefe, bu motorun en temel uzuvlarından birisi de teoloji alanıdır. Üniversiteleri "meslek eğitimi veren", "tekniker yetiştiren" birer meslek lisesi hüviyetinden kurtarmak, özgürlükçü ve evrensel bir karaktere büründürerek "akademi" hâline getirmek Türk düşüncesinin ve medeniyetinin şahlanışının ilk adımı olacaktır. Bu anlamda Mustafa Öztürk akademinin namusudur, en başta akademi sonra da tüm yazar-çizer-okurun kendisine sahip çıkması gerekmektedir. Aksi hâlde Türk akademisi, bu hâlde adına akademi de denilebilirse, "körler sağırlar birbirini ağırlar" düsturuyla hareket eden bir meslek lisesi hâline gelecektir. 

27.12.2018
Pirali Çağrı ŞENSOY


SIKILDIM
Doğu Türkistan Meselesi
 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış