Mehmet Alp'in Defteri

İDAMA HAYIR!

Her sağ duyulu vatandaşın, özellikle kendileri anne, baba olanların ciğerlerinin yandığını biliyorum.

Bu kadar kısa bir sürede evvela zavallı Eylül'ül şimdi de Leyla yavrucağın acı haberi geldi. Ve bu tür vakalar maalesef ne ilkti ve daha da kötüsü, görünen o ki, ne de son olmayacak ülkemizde.

Ve olayların vahşet ve vehametine rağmen, idam konusunda, ben yine de uzun yıllardır savunduğum çizgimi koruyorum. Kesinlikle idam cezasına karşıyım.

Bu tutumum, idamı hak eden suçlar olmadığına inandığım manasına gelmez. Aksine,... idamı, hatta idamı mumla aratacak şekilde cezalandırılmayı hak eden suçlar kesinlikle var. İşte satırlarıma başladığım, iki yavrumuzun başına gelenler maalesef bunun en güncel örnekleri.

Ama buna rağmen bence, idamın kaldırılması isabetli bir karardı. Sadece zamanlaması çok manidardı kanaatimce. Türkiye'de 1984'ten beri kimse idam edilmemişti, ama ceza son defa bebek katilinin üzerinde uygulandıktan sonra kadırılmalıydı diye düşünüyorum.

Şimdi neden idam cezasına karşı olduğumu açıklayayım.

Evvela şunu hemen belirteyim: İdama karşı olmammın AB üyeliği ile falan alakası yok. Zaten ben AB üyeliğine karşı olan biriyim.

Efendim, ben olaya devlet felsefesi açısından bakarak; 'Devlet suçlu ile aynı seviyeye düşemez.' diye düşünenlerden de değilim. Her ne kadar bu düşüncenin kendince tutarlı ve anlayabildiğim bir mantığı olsa da, ben olaya daha pragmatik bakanlardanım. Yani bazı suçluların hapse atıldıktan sonra toplumun ödediği vergiler ile hayatlarını devam ettirebilmelerini adil ve doğru olmadığını kabul ediyorum.

Buna rağmen idam cezasını prensip olarak reddetmemi gerektiren çok sebep var.

Birincisi idam cezası işlenen suçun mağdurlarının uğradığı haksızlığı telafi etmez. Eğer söz konusu cinayetse, cinayetin kurbanlarını geri getirmez. Geride kalanlarının acı ve hasretini azaltmaz. Bu durumda idamın verdiği tek teselli, suçu işleyenlerin başka bir cana kıyamayacaklarını, başka birinin bu şahıslar tarafından haksızlığa uğramayacağını sağlamaktan öte geçmez.

Ve medeni ceza hukukunda en ağır ceza olarak kabul edilen idamın caydırıcılığını kanıtlayabilen hiç bir bilimsel araştırma bulunmamaktadır.

Diğer yandan başta ABD olmak üzere idam cezasının uygulandığı ülkelerde idam cezasına çarptırılanların sayısı ile sosyal seviyeleri arasında doğrudan orantı tespit edildiği görülmektedir. Örneğin ABD'de aynı suçtan idama çarptırılan siyahi nüfusun oranının beyazlara göre çok daha büyük olduğu tespit edilmiştir.

Bunu ABD'ye has bir 'ırkçılık' olarak yorumlamaktansa, her toplumun kendine göre o veya bu sebeplerle dışladığı bir kitle olduğunu göz önünde bulundurmak ve bu orantısızlığın başka toplumlarda başka örnekler üzerinden yansıyabileceğini düşünmek gerektiğine inanıyorum.

Ama bütün bu sebepler bir yana, benim için idama karşı olmamı gerektiren en can alıcı nokta ise hiç bir hukuk sisteminin bir suçsuzun 'yanlışıkla' idama çarptırılmayacağına dair garani verememesidir. Ve bildiğim kadarı ile, idam cezasını uygulayan toplumların hepsinde malesef suçsuzun idamı engellenemeyen vakalar vardır.

Madem bu ceza devlet tarafından 'halk' adına uygulanacak, bir suçsuzun idam edilmesi ile halk cinayet işlemiş olur.

Sanırım bu satırlardan bile idamın sosyal medyada paylaşım yapmaktan çok daha fazla üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olduğu anlaşılabilir.

Yerleşmiş, köklü hukuk sistemlerinde bile idamı savunmak kendi adalet ölçüsüne ve her şeyden önemlisi bulunduğu toplumun adalet sistemine büyük bir güven gerektirirken, kuvvetler ayrımının bulunmadığı bir sistemde bu bence kendi ve toplumun diğer fertlerinin canını göz göre göre ateşe atmaktır.

Kuvvetler ayrımının bulunmaması, yasama, yargı ve yürütmenin aynı noktada odaklanması demektir. Yani bu nokta istediği kişiyi suçlar, cezasını keser, ve cezayı uygular. Bunu denetleyebilecek bir mekanizma bulunmaz.

Onun için ben toplumumuzun geldiği noktada 'İdam İstiyoruz' diye bağırmaktansa, neden ve nasıl bu noktaya geldiğimizi ahlak, din, eğitim ve adalet kavramlarımızla başlayarak sorgulamanın çok daha faydalı ve başka çocuklarımızın katledilmelerini engellemek, başka annne ve babaların yüreklerinin yanmasını önlmek için daha elzem olduğuna inanıyorum.

ÜLKÜCÜLÜK MÜ DEDINIZ?
SIRASI DEĞİL...
 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış