GÜNDEME DAİR

Eveleme geveleme; Adımız da şanımız da Türk

Sayın muhterem,

Osmanlı çok değil, bir yüz yıl daha yaşamış olsaydı; ''Türk'' isminini ancak Orhun abidelerinde okuyabilecektik; sizler de bundan son derece memnun olacaktınız.
...

Osmanlı millet ise; niçin hiç gocunmadan o milletin adını söylemiyorsunuz. Millet-i İbrahim diye bir millet olmaz; olsa olsa O'nun tebaasında olanlar olur. Lütfen danışmanlarınız millet ile ümmet kavramlarının aynı şeyler olmadığını size izah etsinler. Sizi mahcup edenlerden danışman olmaz.
...

Bugün yaptığınız konuşmada millet üzerine tarifler ve yine bu tarifler üzerine bina ettiğiniz genel konuşmanızda kullandığınız kavramların hiç birisinin sosyoloji biliminde yapılan tanımlamalarla uzaktan, yakından ilgisi, alakası yoktur. Yani demem o ki; sosyoloji ilminin kavramalarının kafasını gözünü yara yara bir konuşma yaptınız.
...

Dinler üzerinden millet tarifi olmaz; öyle olsaydı bugün var olan dini inançlar kadar millet olurdu. Göktürk inancına sahip Türkler ile İslam inancına sahip Türkler; sizin yaptığınız tanıma göre iki farklı millet olmalıydı öyle mi; elbette değil. Osmanlı'dan geriye doğru gidildiğinde sizleri kahrettiren Türklük deryası karşısında milad belirleme alışkanlığınızdan olsa gerek; kendi kafanızdaki milletin tarihini Osmanlı'dan itibaren alıyorsunuz. Çünkü Osmanlı var olduğu sürece kafanızdaki millet tarifine uyan bir millet inşa edildi maalesef. Osmanlıya sahip çıkmanızın temelinde bu var. Ancak birilerini kahrettiren Orhun abideleri gibi gerçekler orada çakılı dururken; Erol Güngör gibilerin eserleri üniversitelerde okutulup, kütüphanelerde yerlerini korurken hiç kimse bu coğrafya da kimlik değiştirme maceralarına kalkışamaz.
...

İnsanlar Türk olduklarını söylemeyebilirler; hatta ve hatta Türk de olmayabilirler; ancak buna mazeret oluşturmak için de hiç kimse millet tarifini kendi paşa gönlüne göre yapamaz. Sosyoloji biliminde millet kavramına yeni bir tanım getirdiyseniz şayet; genel kabul görmüş akademik çalışmanızı koyunuz ortaya, biz de itibar edelim.
...

Rahmetli Erol Güngör'ün ''Dilimizin de soyumuzun da kaynağı çok eskilere dayanır'' tespitine atıf yaparak, millet kavramının derinliğine vurgu yapıyorsunuz. Ancak alıntınız doğru, kendinizce bundan çıkardığınız mana yanlış.

Şunu bilmelisiniz ki; Rahmetli Erol Güngor'ün orada yapmak istediği vurgu şudur; ''Eğer gün gelir de yüce Türk milletinin adını söylemekten imtina edip, milli kimliğimize savaş açıp, ona yeni tanım getirenler olursa; onlar bilsinler ki; ''Dilimizin de soyumuzun kaynağı çok eskilere dayanır, beyhude uğraşmasınlar'' demek istemiştir.
...

Anlaşılıyor ki sizlere yeni intisap eden MHP'li muridlerinize mesaj vermek, gönüllerini hoş tutmak ve onların da bizlere dönüp ''Bakın işte muhtereme; kendisine nasıl ilham kaynağı olup, etkimiz altına almışız ki; Türk milliyetçisi bilim adamı Erol Güngör'e atıf yaparak konuşmalar yapıyor'' şeklinde avunmalarını murad ediyorsunuz.


Siyasetin kutsadığı cehalet

Özelikle AKP zihniyeti var olduğundan beridir "Cehalet" adeta kutsanır oldu. Cahil cesareti aldı başını gidiyor. Bunları yüreklendiren siyasi parti AKP dir. Çok büyük siyasi rant elde ettiği için sürekli olarak onların gönlüne hoş gelecek şeyler söyleyerek, "Oylarının" kaynağını motive edip, diri tutmaya çalışıyorlar.
...

Düşünebiliyormusunz, bunların siyasi lider konumunda olanı bile sürekli olarak bilim insanlarını, sanatçıları aşağılayarak "Sen profesör olsan ne yazar, sanatçı olsan ne yazar" diyebiliyor.

Cehalete o kadar yoğun ilgi ve itibar var ki; adama "Öteye git" diyemiyoruz; okumuş tahsili kesime, ülkenin başına bela olmuş "Güruh" gözüyle bakılıyor. İddia ediyorum ki bu psikolojik ve sosyolojik hal bilerek ve istenerek siyaseten destekleniyor.
...

Adama diyelim ki mesleğimiz gereği "Bilmediğini" ima ettiğimiz an cehaletin sağladığı motivasyon o kadar yüksek ki; hemen "Sen bana cahil diyemezsin" tepkisini gösteriyor. Bilmediğini bırakalım, ima etmeye bile tahammülleri yoktur. Aslında bu davranışı ile "Liderim bana öyle bir öz güven sağladı ki; onun gözünde değerli olan benim, sen değilsin; hatta baş belasısın. Sizler gibilerin karşısında hiç bir zaman ezilmememi telkin ve teşvik ediyor, aklıma geleni çekinmeden yüzünüze karşı boca etmemi istiyor." deme cüretini gösterebiliyor.


"PYD'ye açılan kardeşlik koridoru"

İşin garibi bu başlıkları atanlara bizler o zamanlar gelecekte karşılaşacağımız bugün yaşadığımız süreci hatırlatmak istediğimizde ''Kandan beslenen mahluklar'' olarak nitelendiriliyorduk ama biz haklı çıktık değil mi. Bu başlıkları atanlar; şimdi de ''Esed ile diyaloğa girilmelidir'' diyoruz diye gene hainlikle suçlanıyoruz.
...

Şimdi de aynı itirazı yapan Türk milliyetçileri olarak(AKP'ye toplu geçen arkadaşlarımız, yani evetçiler hariç) milli menfaatlerimiz gereği ABD'nin yazdığı bir senaryonun figüranı olmayı red ederek; onun sadece ve sadece ülkemiz ile savaşmak üzere eğitip, donattığı 30000 kişilik ordu ve 4000 tır dolusu silah ile desteklediği YPG'ye karşı Suriye merkezi hükumet ile diyalog yolunu tercih etmeliyiz. Rusya'nın müsaadesi ile bu operasyonu yaptığımıza göre; Suriye merkezi hükumetini de yanımıza aldığımızda ABD'nin senaryosu çökecektir. Peki buna engel olan nedir; tek adamın ''Katil Esed'' sözünden dönememesi.
...

''Esed''in katilliğinin hesabını bırakalım Arap milleti veya Suriye halkı sorsun.

Bugün Arap birliği, hele ki her mağduriyetinde kendisi için sokağa fırladığımız Filistin, Afrin konusunda neredeler; karşı cephede, ABD'nin yanındalar.

Belki de ABD'yi sıkıştırabileceğimiz en müsait konjonktüre sahibiz.
...

Benim şahsi düşüncem tek adamın ''Katil Esed hesap verecek'' sözünden dönememesinin kör düğümünü yaşıyoruz.
...

Çözüm; Afrin Operasyonunu Suriye devleti ile birlikte yürütüp, tüm terör unsurlarını ortadan kaldırmak ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlamaktır. Haydin bakim; yapabiliyorsak bunu yapalım, kendimiz bir inisiyatif geliştirelim. ABD bizi bilerek Afrin Operasyonuna itmiştir. Eğer Esad hükumeti ile anlaşmazsak bundan sonraki süreç; içine saplanıp, çıkamayacağımız bir bataklık olabilir. ABD'nin Oradoğu'daki senaryosunun ters yüz olması için Suriye Hükumeti ile er veya geç masaya oturmak milli menfaatimiz gereğidir.


Müsade et; bana küfür etme ki seni dinleyebileyim

Muhterem o kadar ötekileştirici kin ve nefret dili kullanıyor ki; kendisine muhalif olsam da; bir an için "Dur bakayım, ne demek istiyor, belki de dediği çok doğrudur" diyebileceğim kadar bir süre için dahi söyledikleri üzerinde düşünebilmemi sağlayacak bir fırsatı vermiyor. Kullandığı cümleler kendi taraftarına mesaj niteliğinde olup, tüm milleti temsil eden bir makamda olmasına rağmen adeta %50'lik diğer kesim için "Sizlerden nefret ediyorum" der gibi.
...

Dışarıdan gelen düşmanımızı her halükarda yenip, üstesinden gelebileceğimize inanıyorum ancak beni asıl korkutan; Türkiye'de iki taraflı ayrışmanın her geçen gün kine ve daha sonra da intikam alma hırsına dönüşebileceği endişesidir.
...

Dolayısıyla bu psikolojik hal; nerede, ne zaman, nasıl patlayacağı belli olmayan; bir teröristin elindeki bomba gibi içimizde her geçen varlığını hissettirecektir. Bu anlamda tüm vebal başta "Muhterem" olmak üzere tüm siyasi parti liderlerine, bilhassa da mecliste grubu olan siyasi parti liderlerine aittir.

Siyasi rant uğruna oylarını bu şekilde konsolide edebileceklerini sanan, toplum sosyolojisi ve psikolojisinden bihaber bu sözde liderler adeta toplumsal patlamaya çanak tutuyorlar.


Mehmet Soral

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. 

Lozan’a Saldırmayı Bırak. Önce Kendi Yaptıklarına ...
SUYA SABUNA DOKUNMAMAK

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış