Tahmini okuma süresi: 4 dakika (726 kelime)

Evlat Demez Hacı Dayı

Ben gayrı onlara evlat demem, evlat demem

​Köyün içerisine girer girmez gözüm köy kahvesi aradı. Seçim vaktiydi. Köy yerinde yaşayanlar bilir, seçim vakti kahveler parti merkezlerine döner. Bu köyde biraz farklıydı durum. Üç kahve vardı köyde: Birini AKP'liler mesken tutmuştu, diğerini CHP'liler, öteki kahve ise boş kalmıştı. Sanırım iki parti yarış halindeydi. Yanımdaki arkadaşım Burak'a :"Birader sen orta yolcu kahveye çek çay içer sohbet eder kaçarız." dedim. Kahve boştu dört kişi bir masada oyun oynuyor, sohbet ediyordu. Bir de kömür sobasının yanına oturmuş yetmiş yaşlarında bir bey amca vardı. Bey amcanın yanına geçelim dedim arkadaşıma, biz de üşümüştük. 2009 yılıydı Mart gene kapıdan baktırmış, kazma kürek yaktırmıştı. Ankara soğuktu. Yürüdük bey amcanın yanına doğru, müsaade istedik oturmak için. "Oturun oğlum hava soğuk" dedi çatallaşmış sesiyle. Çayımızı beklerken sustuk öylece. İster istemez kulağımız yan masadaki sohbete kaydı, konuşulanları dinlemeye başladık.

- Hökümet partisinin vekili geleceğmiş köye.

- Vekil gelirse hökümet partisi bizim köyden aslan payını alır ağa.

- Gelmesi sayması demek. Demi yaa

- Baya konvoy olur gelirse, şölen olur.

Hacı Dayı konuşulanları duydukça gülümsemeye başladı. Sormadan edemedim.

- Hacı Dayı sen kime vercen oyu ?

Gülümseyerek cevap verdi.

- Ben hepsini gördüm. Sağ olsun beylerimiz. Gelen gideni aratmadı.

- Vekil gelirse değişmez mi iş ?

- Gelsinler beş yıldır yüzlerine hasret kaldıydık.

Gene kaymıştı kulağımız yan masaya. Sohbet derindi dinlemeden edemiyorduk.

- Adamlar yiyo ama yediğinin hakkını veriyo ağa !

- Bal tutan parmağını yalar elbet.

- Çalıyo ama yapıyo anasını satayım. Çalıyo ama yapıyo ağa !

Hacı Dayı bu defa sesli güldü gülerek usulca konuştu. Sanki bir sır veriyormuş gibi:

- Bak oğlum yedi düvel gez bu sözü bizim memleketten başka yerde duyamazsın.

Sonra elini boşlukta sallayarak sözlerine devam etti:

- Çalıyomuş da yapıyomuş. Keyif onlarda. Buldular sahipsiz dükkanı çalsınlar bakalım. Ne yaptıklarını da çözemedim ya neyse. Sanki yalınayak gezenin altına otomofil verdiler.

O an arkadaşıma Hacı Dayının duyamayacağı şekilde şu sözü söylemiştim:

- Burak, ben bu Hacı Dayı'yı biraz tanıdıysam az sonra yan masaya bir laf sokar.

Sohbet konusu belli olmuştu. Ben sormaya başladım Hacı Dayı da cevap vermeye...

- Yaf dayı hiç mi iyisi gelmedi bugüne kadar ?

Yakasına taktığı Atatürk rozetini tutarak cevap verdi.

- Geldi, hem de en hası geldi, hiç bir millete gelmeyen geldi!

Durgunlaştı sonra iç çekerek konuştu:

- Hey gidi hey ! Gençtim çalışmaya gitdiydim Alamanya'ya. Amma ne çalışma maden ocağında yerin beş yüz metre dibinde nefes aldırmıyordu Alaman bize. İşte o maden ocağına indiğim gün anladım ben Atatürk'ün kıymetini. Ulan diyodum kendi kendime şimdi olacaktı ne işiniz var sizin elin memleketinde ? Beraber çalışcez beraber yiycez demedim mi ben size diyecekti. Kayacaktı fırçayı bize. Tutup götürecekti bizi vatanımıza. O vakit güvendiğimiz beyler edemedi bize bu lafları oğlum. Göz yumdular elin memleketinde hamallık yapmamıza.  O gün bugün küsüm ben hepsine. Allah'ın işine sual olunmaz amma yüce Rabbim şunlara biçtiği ömürü O'na da biçseydi ne olurdu sanki.

Biraz sustu devam etti konuşmasına.

- Atatürk'ten sonra iyi geldiyse de kötünün arasında erittik biz onu oğlum... Bunlardan korkulur içerisinde bizlen beraber memleketi satarlar ruhumuz bile duymaz.

Bu arada yan masada sohbet devam ediyordu.

- Vekili getirene oyu basarım arkadaş. Kudret ister köye vekil getirmek.

- Fark yaratır arkadaş fark. Böyük fark yaratır hemi de.

Gamlanmıştı Hacı Dayı biz sustuk, o devam etti.

- Ben çok duramadım Alaman'ın yurdunda. Ağırıma gitti çok şey. Kimi kaldı, kimi döndü o vakit. Döndüm de eyi mi ettim, kötü mü ettim ben de bilmiyom. Gençtik, heyecanlıydık, ilgiliydik politikaya. Böyle durduğuma bakma, ben çok kitap okurdum. Kurtaracaktık güya memleketi !

Güldü sonra.

- Aha kurtardık. Netice bu çalıyomuş da yapıyomuş. Ben kırk vekil gördüm, aslı bir vekil gördüm. Hepsi aynı. Gelsinler bakalım gene.

Yan masa hepten hayallere dalmıştı.

- Konuşuruz, gençlere de Ankara'da bir iş ayarlatırız

- Demi ya, dayasınlar sırtlarını devlete!

- Reis kesin konuşuyor: "G e l e c e k " diyor.

- Helal olsun valla.

- Helal olsun.

"Hacı dayı çoluk çocuk var mı " diye sormak, yan masa gençler deyince aklıma geldi. Sordum, durgunlaştı gene. "Var da yok" dedi. İkindi ezanı okunuyordu, "namaz vakti" deyip kalktı masadan. Bir iki adım ilerlemişti ki seslendim arkasından: "Dayı var da yok nasıl oluyor?" Döndü, gülümsedi bize. Sonra kayboldu gülümsemesi ve yan masaya çevirerek yüzünü: "Ben, bayramdan bayrama el öpmeye gelen evlada evlat demem de ondan." dedi. Yan masa sustu, biz sustuk... Kapıdan çıkarken hâlâ mırıldanıyordu içten içe:

- Ben gayrı onlara evlat demem, evlat demem.

Okan KİLİT

Rahle'nin Hüznü
KÜÇÜĞÜM

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

© Tüm Hakları Saklıdır | tahtapod.com | tahtapod.net | tahtapod.org