Vur vur inlesin- fikir, zikir dinlesin!

Madem bu kadar akıllısın, niçin hep aldanırsın?

Onlar… köpekleriyle birlikte yatarlar! Onlar… Fatiha okumayı bile bilmezler! Onlar… oyuna geldi, biz gelmedik! Oyunu boz liderimiz! Muhalifler hem FETÖcü, hem CIA'cı hem de SAVAK'cıdır; biraz da MOSSAD'cıdır! Madem muhaliftir, ya biri ya diğeri ya da birkaçıdır.

Saldırmadan önce, kendi fikrinizi söyleyin ki saldırınız bir zemine otursun. Nedir sizin fikriniz? Programınız nedir? Köpekleri odadan çıkarmak mı? Herkesi Fatiha tilavetiyle imtihan edip bilmeyenlere cebren ezberletmek mi?

Rahmetli babam ve arkadaşları, 1920'lerde, dokuz-on yaşlarındayken İkiçeşmelik'te, yani Müslüman İzmir'de, gerdikleri bir iple sokağı kapatıp geçmek isteyen çocuklardan Fatiha okumasını ister, okuyanları geçirir, okuyamayanları kovalarlarmış. Bundan yaklaşık bir asır sonra ülkemde entelektüel birikimin babamın dokuz yaşındaki fikir seviyesine gelmesinden mutluyum.

Komünistleri geri mi çağırsak?

Elinizde bir oyunmetre mi var neyin oyun neyin gerçek olduğunu ölçen? Buna rağmen mi "etkin aldanmışlık yasası" çıkaracak hâle geldiniz? Amerikanların bir lafı vardır: Madem bu kadar akıllısın niçin zengin değilsin? Ben de sormak istiyorum, madem bu kadar akıllısın, niçin her gelen geçen seni aldatıyor?

Bir zamanlar komünistlerimiz vardı. Onlar da saldırırdı ama saldırırken fikir ve program söylerlerdi: Bütün kötülüklerin anası kapitaldir. Bankaları, dış ticareti, işletmeleri devletleştireceğiz, devletin başına da proleteryanın temsilcisi olarak biz oturacağız! Saçma sapandı, yanlıştı falan filan ama yanlış da olsa, saçma da olsa fikirdi. Saçma da, yanlış da zararlı da olsa bir programdı bunlar. Onlara cevap verenler de doğru veya yanlış, yine fikir ve programdan bahsetmek zorunda kalırlardı. Komünistler battı. Batmayanlar fikir, program söylemekten kurtuldu. Geriye FETÖ, köpekler, MOSSAD ve oyunlar kaldı.

Allahaşkına söyleyin: İktidara gelince neyi farklı yapacaksınız?

İslamcılar… ne olur söyleyin: Allah korusun ama diyelim ki hedefinize vardınız. Ülkenin yönetimi sizde. Şimdi ne yapacaksınız? Neyi farklı yapacaksınız? Ha farz ediyoruz ya; bütün düşmanlarınızı kahrettiniz. Her yer süt liman. Şimdi ne olacak? Herkes Fatiha okuyacak. Köpekler evden dışarı çıkacak. Kadınlar eve girecek; kafaları ve daha her yerleri örtülecek. Haremlik-selamlık doğumdan itibaren başlayacak. Peki, başka ne yapacaksınız? Neyi farklı yapacaksınız? Ne olur söyleyin de belki ben de Siyasî Ümmetçi olurum.

Muhafazakârlar? Siz ne yapacaksınız? Devleti yıkıp yeni baştan inşa edeceksiniz. Bunun ismi muhafazakârlık mı? Kendi sloganlarınıza bir kulak verin: Eski Türkiye gidecek, Yeni Türkiye gelecek! Bunun neresi muhafazakârlık? Muhafazakârlığın tersi nasıl olur? Eldekileri yıkıp yeni baştan yapmaya benim zamanımda devrimcilik denirdi. Şimdi aynı şeye muhafazakârlık mı diyorsunuz? Devrimciler bu yıkıp yeniden yapma işinin az biraz bilgi ve uzmanlık istediğinin farkındaydılar. Ya siz? Sizin adamlar gelsin, sizin adamlar yesin kâfi mi?

Ben demokrasiye demokrasi demem; demokrasi beni seçmeyince

Demokrasi! Darbeleri önlemek! Allah razı olsun. Ama rektör seçiminde beşinci sıradakini tayin etmek demokrasi mi oluyor? Bizden olmayanları eleyip her yere bizimkilerin getirilmesi demokrasi mi oluyor? Muhalif yazarları kovdurmak, muhalif medyayı sindirmek, bütün gücü tek elde toplamaya, sorgusuz sualsiz yönetmeye demokrasi mi deniyor? Sizi seçenlerin ezici çoğunluğunun sizi istemediği belli iken "pen oni tanimirum" demek mi demokrasi? Muhalifleri ve delegeleri ihraç edip, muhalif teşkilatları kapatıp sizi seçecekleri itina ile seçip yerleştirmek mi demokrasi?

Geçen gün "Fikriniz varsa söylersiniz, fikriniz yoksa Mehdi olursunuz!" demiştim. Ne de doğru demişim. Fikir, akıl, düşünce ortadan kalınca geriye sadece büyük liderler kalıyor. Her biri başka türlü büyük ama asıl işlev değişmiyor. Bunlar hikmetinden sual edilmeyen, yanılmaz liderler. Yanılınca da "aldatıldık" diyorlar, zelleleri siliniyor. Hiçbir devirde başımızda bu kadar çok sayıda büyük lider bulunmamıştı.

Kahramanlar kötü yönetimlerden çıkar

Peter Drucker, kahramanlar, kötü yönetilen kurumlarda ortaya çıkar diyordu. Çünkü iyi yürütülen kurumlarda, ikide birde kriz olmaz. Kriz olmayan yerde kurtarıcıya da gerek yoktur. Devlet de bir kurumdur. Mesela kırk yıl boyunca bir örgüt devletin, ordusuna, adliyesine, okullarına, velhasıl devleti devlet yapan her yere sızıp onları ele geçirirken birileri uyanır. Anlı şanlı yöneticilerimiz, üst yöneticilerimiz, en üst yöneticilerimiz, Allah'ın bütün sıfatlarına, olmadı her türlü bilgeliğe, hikmete sahip yöneticilerden hiç olmazsa biri uyanır. Biri uyanınca da kriz olmaz. Ama hepsi mışıl mışıl uyumağa devam ederse, hatta daha beteri aldatılıp da örgüte her istediğini verirse, işte o zaman kriz olur, darbe teşebbüsü olur ve onu ancak kahramanlarla, büyük liderlerle önlersiniz. Ülke o hale gelmiştir ki küçük veya orta boy liderlerin onu kurtarması imkânsızdır artık.

Gerçekten Avrupa'ya, ABD'ye bir bakın. Hiç büyük liderleri yok zavallıların. ABD'de başkanlar sekiz yıl sonunda gidiyor ve kendilerinden bir daha haber alınamıyor. Avrupa'da ise son büyük liderler Hitler, Mussolini ve Stalin idi. Onlar gitti gideli başkası gelmedi. Bizde? Hiçbir devirde büyük lider, kahraman lider sıkıntısı çekmedik.

Ordu taze bitti; lider verelim

Soros muydu, "Türkiye'nin dünya pazarında rekabet edeceği ürünü ordusudur" demişti. Şimdi ordumuz rekabetçiliğini biraz kaybetti. Ama rekabetçi yeni bir ürünümüz var: Ordu yerine lider verelim. Elimizde bol miktarda var ve hepsi eşsiz! Tilavetleri, konuşmaları mükemmel. Bazılarına teleprompter gerekebilir ama çok öfkeli, etkili ve serttirler. Sizin Merkeliniz, Obamanız, Putin hatta Trumpınız ellerine su dökemez.

Liderler, şeyhler bu kadar yüce olunca fikir ne demek? Fikir ancak fitnedir. Lider, doktrin, teşkilat tartışılmaz. Tartışılmayınca da fikre ihtiyaç kalmaz.

Elimizde kordonumuz

Biz bir birimizi sevmeyiz, saymayız, ihbar ederiz. Zaten etrafımızdakilerden çoğu hain ve ajandır. Yükselmenin yolu birbirimizi aşağı çekmek, düşenin üstüne basmaktır. Ama liderimizi ve onun tayin ettiği abilerimizi çok severiz. Ülkümüz: Bir gün büyüyüp abi olmaktır.

Bağlıyız, bağlıyız! Neye bağlıyız? Engin Geçtan Hoca, buna benzer hali tarif ederken, "Koca koca adamlar" diyordu, "göbek kordonları ellerinde, sokacak priz arıyorlar." Sizin durumunuz nedir? Hâlâ sıkıntılı arayışta mısınız, yoksa liderinizi, mehdinizi, reisinizi buldunuz, fişinizi prize sokup bağlandınız, rahatladınız mı? 

https://www.facebook.com/ihtimaldergisi/

ŞAHLANIŞ
HÜSEYİN GÜLERCE’DEN İNCİLER…
 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış