KADIN ÖYKÜLERİ...

Türkiye'nin Onarımı İçin Sana ihtiyaç Var

Evlere şenlik taşınma hikayelerim var. Bunlardan birinin sonucuydu, Selma ile bizi karşılaştıran. 1984-85'lerde Turgut Özal'ın konut kredisi uygulamasından yararlandık üstüne de çeyiz çimen paraya dönebilen ev eşyası vs. ne varsa sattık,borçlandık. Bir ev aldık Yenibosna'dan, Fırtına apartmanının giriş katı. Apartman yapılmaya devam ediyor ama biz hem ev taksiti hem kira ödeyemiyoruz. Müteahhite gittik -sonradan Avni amcamız oldu. Üzerimizde ata hakkı var. Bir gün onu da yazacağım. Niyetimiz; biz evi aldık ama taksitleri ödeyemiyoruz, şimdi vaz geçtik paramızı geri verir misiniz,  demek.

Avni amca bir yas dönemi yaşıyormuş, ayrıntılarını sonradan öğrendik, bambaşka bir hikaye. Evinde karanlık odasından çıkmıyor. Zar zor kapı aralığından baktırıyoruz. Gözlerini kısıp duruyor, ışıktan rahatsız, bizden rahatsız… Duruma biraz hakim olunca içeri gidiyor, elimize biraz para tutuşturup İnşaatın başındaki kalfa Bay Nihat varmış, ona gitmemizi istiyor. Kalfa Nihat daireye pencere taktıracak, dış kapı şimdilik takılacak, sağlama alınacak biz de uygun bir daire oturulacak hale gelene kadar idare edeceğiz. Kiradan tasarruf ev taksitini ödenebilir hale getiriyor, cazip, kabul ediyoruz. Bizden sonra oğlunu göndermiş Bay Nihat'a Avni amca, bize göz kulak olunacak zarar gelmesine imkan verilmeyecek, emanet kabul edileceğiz.  Avni amca hala evinden çıkmıyor. Üç beş yılda bir birbirimizden haber alıyoruz.

Taşınmaya döneyim, Üç dört mitil yatak, küçük tüp, seleye konmuş kap kacak, naylon poşetlerde elbiseler bir at arabası yüküyle eve taşındık. İlk taşınmanın ahvali yüzünden çevre ile ilgilenme şansımız yok çevre de bize yaklaşmıyor. Ablamla ben konfeksiyonda çalışıyoruz, akşam mesaisi demek piyango ikramiyesi hükmünde, eve de zor geliyoruz zaten.

Küçük kız kardeşlerim orta okul ve lise öğrencileri, okula gidiyorlar. Erkek kardeşlerden küçüğü yanımızda, büyük olanı gitmiş, zor zamanlarda hep giderdi zaten. Sorun çözülünce, çok geçerli mazeretler eşliğinde dönerdi. Yenibosna o günlerde de bir kenar mahalle idi. Adı üstünde Bosna göçmenlerinden eski köklü ailelerin oturduğu bir sokaktı, sokağımız. Bizim öyle sabahları kağıt toplayan Çingene kılığında taşındığımızı görünce bize karşı içe kapandılar.

Küçük kardeş kızlar okula gidip geliyorlar, yan apartmanda yaşıtları bir kız daha var, tanışmışlar. Kara saçları hep at kuyruğu, esmer, minyon, sevecen ve mahalleyle ilk bağlantımız . Selmacık kendi evinde yalnız oturuyor. Aslında anne dedesi ile ninede de yakınlarda oturuyor ama torunlarını kendileriyle oturmaya ikna edemiyorlar. O kendi evinde Almanya'da çalışan anne ve babasını bekleyerek yaşıyor. Okul sonrası eve gelince kardeşlerimle ya onların evinde ya bizim evdeler. 

Selma'nın bir kardeşi daha var, o anne babayla birlikte Almanya'da. Ailesi ilk okulu bitirdikten sonra Selma'yı da Almanya'ya götürmüş fakat asla alışmamış yaşayamamış orada. Mutsuzluğu artınca çaresiz dede gözetiminde kendi evinde yaşamak üzere geri getirmişler. Onlar da dönmeyi hayal ediyorlar, aldıkları her malzemeyi eve gelip sarıp, Türkiye'de kullanacaklarını planlayarak, kaldırırlarmış. Dolu dolu bir memleketlerinde yaşama düşüne sahipmişler. Ne yazık ki yaşamak için dönemediler. Ebedi istirahatlari için gelmeleri nasip oldu. O küçücük haliyle diğer her öğrenciden daha bir derli toplu okula gider, evi tertemiz olurdu. Bize geldiği zaman evin evladı gibi davranır, asla yalan söyleyemez, dedikodu yapamaz, gördüğü her şeyin nasıl yapıldığını merak eder, dantel örer, yemek öğrenir kendini meşgul ederdi.Öyle alışmıştık ki sanki ezelden bizimdi. Hep kulağımda 'Aaa! O ne kız öyle, nasıl yaptın?" seslenişi var.

Ev hayatım çok kısıtlı olduğu için fark edemedim, zaman geçmiş Selma liseyi bitirmiş. O yıl üniversite sınavlarına girmiş, sonuçlar açıklandığında öğretmen okulunu kazanmış, Çanakkale'de okuyacağını öğrendik. Gitti Selma, tatillerinde geliyor. Özellikle aramıyoruz ama geldiğini gördüğümüzde inanılmaz mutlu oluyoruz. Hiç sitem etmiyor, niye bir mektupçuk- kart atmadınız demiyor. Valizini evinden içeri atıp gelip kapıyı çalıyor. Tatilini bitirip okuluna dönüyor. İki yıl çabuk geçti mezun olup geldi.

Tayin bekleyişinin sonunda ataması yapılıp kurası belirlenmiş. Şansına Kars-Hanak Koyunpınar (şimdi Ardahan'a bağlı) çıkmış. Hepimizin gözleri fal taşı gibi. Selma İstanbul'da doğup büyümüş. Evlerinin kirası bizim toplam gelirimiz kadar, ana babası Almancı gider mi Selma? Ama gitti… Nasıl gidiyorsun diye sorduğumuzda dedi ki; ben de çok şaşırdım, karar verebilmek için babamla konuştum. Gitmenin doğru olduğuna karar verdik. Demiş ki babası "kızım okul okudun öğretmen oldun, sen gitmezsen öteki gitmezse o çocuklara öğretmeye kim gidecek?"

Yıl 1989'du, Şubat tatilinde 'Selma gelmiş' dediler. İnanamadık, gelse kapıyı çalardı. Kızlar evine koşuştu, Selma bütün muslukları açmış suyun akışını dinliyor, seyrediyor. Niyesini sorduğumuzda 4 aydır hiç çeşmeden akan su görmedim, tüm ihtiyacımızı dereden su taşıyarak karşılıyorduk, özlemişim diye anlatıyor. Koyunpınar köy okulunda çalışıp köyde oturuyor, bir ailenin odası kiralanmış. Aile hayvan ahırına bitişik bir odada yaşıyor, gelin alacakları için ilave oda yapmışlar kiraladığı ev bu. Anlattı dinledik, 'gitmeyeceksin de mi? Dedik 'Yoo gideceğim!' dedi ve yine gitti.

Gün geldi Selmacık bir deniz astsubayı ile evlendi. Düğünü için ağır şeker hastası olması sebebiyle gidemezsin demelerine aldırmadığı doktorlarını aşıp geldi babası, Ali amca. Hastalığı ağırlaşmış yorgun baba düğün salonuna gidemedi, kapıdan düğüne uğurladı, güzel kızını. Ali amca düğünü izleyen günlerde can verdi. Evliliğinin ikinci gününde  bu kez Selma babasını son yolculuğuna uğurladı.

Evliliği sonrası eşi sebebiyle askeriyenin atamasına bağlı olarak dolaşmaya başladı. Gittiği her yerde kıyı köşe okullardan merkeze gelmeye çalışmadı. Her gittiği yerde dokunabildiği her çocuğa bir şey öğretmeye çalışarak devam etti. Buluştuğumuz zamanlarda okulunu öğrencilerini anlatırdı.

Büyük Marmara depreminde evinin birbirine yapışık iki tuğlası kalmamıştı, Gölcük'teydiler. Evinin enkazını hatırladığında bebeği ve kocası ile nasıl sağ kurtulduğunu bilmediğini söylüyor. Sahip oldukları her şeyi  enkazın altına bıraktılar. İlk şoktan sonra en baştan, yeniden başladılar. Evini ocaklarını toplayıp yeniden kurmaya, öğretmeye devam etti. Yaşam ve öğretme sevincini hiç yitirmedi.

Selma eğer birinci sınıf alıyorsa o yıl, içi içine sığmıyor. Kaç çocuğu olacak, kaçı kız kaçı erkek olur, nasıl çocuklar olur..? Bir taraftan çalışmaya başlıyor, elleriyle öğrencilerine hoş geldin hediyesi yapacak, kızların rengi ile erkeklerinki farklı olacak. Okulun açıldığı günün öncesi okulda sıra düzenlerini tamamlayacak, ders başı sabahı erkenden gidilecek, öğrencileri kapıda karşılanacak, hoş geldin kalemleri, çerez keseleri dağıtılacak.

Gözümüz kapıdaki kamerada Selma nerede kaldı acaba? Sınav yapıp, ödev verdiğinde kağıtlarına defterlerine yıldızlar, çiçekler basılı delgeçler arıyor, İstanbul'a geldiğinde. Rutinimiz şöyle; 

-Nerede kaldın Selma, kaç saattir bekliyoruz!
-Baaak ne buldum?
Elinde yıldız basan bir delgeç.
-Ne yapacaksın onu?
-Sınav kağıtlarına basacağım, çok seviniyor çocuklar!

...

Zeka geliştiren oyuncakların peşinde Selma. Tüm öğrencilerine alamıyor, okul karşılayamıyor, aileleri mecbur edemiyor.
-Neye bakıyorsun Selma?
-Nasıl yapılmış ona bakıyorum.
-Niye?
-Herkesin oynayacağı kadarını satın alamam param yetmez, ailelerden isteyemem çoğu dar gelirli. Nasıl yapıldığını öğrenirsem benzerlerini yapıp çocuklarımla oynayacağım.
-Niye uğraşıyorsun Selma?
-Hali vakti müsait olanlar çocuklarını özel okullara gönderiyorlar. Bir şekilde bu materyallere ulaşıyor. Ekonomisi iyi olmayanlar çocukları devlet okuluna getiriyor. Ben çocuklarımı bir şekilde bu tip şeylerle karşılaştırmaya çalışıyorum. İlk okul ve orada tanıyabildikleri şeyler çok önemli, gelecekte gelişme şansları olsun istiyorum.

Sınıfına sürekli bir etkinlik yaptırmaya çalışıyor. Çocuğu şiir okurken şarkı söylerken toplum önünde bir şey yapma kabiliyeti geliştirsin istiyor. İyi bir şey başarmanın duygusunu yaşasınlar, kişilikleri gelişsin istiyor. 23 nisan olacak, çocukları ile aynı renkleri giysilerinde, heyecanlarını yüreğinde paylaşacak. Onlara öğrettiklerini kendisine ve ailelerine göstermelerini izleyecek.Öğrencisinin elini tutarken, dağınık olanın üstünü başını temizleyip elbisesini toplarken sıkılmıyor.

Bu günlerde karne heyecanı var, karneler süslü zarflara konulacak, tek tek hazırlanması lazım. Bu yıl uğur böceklisinden yapmış, merak ettiğimi söyleyerek resmini istedim. Fikrince, eve tatile giden çocukların okulu özlemesi lazım. Okul önünde sınıfta ilk öğrenen benim diye yarışmalılar.

Selma hiçbir zaman büyük laflar söyleyip küçük hesaplar ile idare etmedi. Ülkesini sevdi, öğretmenliğine odaklandı, öğrencilerini ve içinde olduğu atmosferi geliştirdi, küçük dokunuşlarla minik hayatlarda fark yaratmayı seçti ve devam ediyor. Görülen o ki başarılı da oluyor. O üzerime düşenleri, yapabileceklerini yapıyor. Türkiye'nin her gün her alanda benzer inançlarla toplumuna sarılan insanlara ihtiyacı var. Umarım çoğalırlar.

Onardığın minik hayatlar için teşekkürler Selma, seni bir kardeş sıcaklığı ile seviyorum ama itiraf edeyim, hayranınım!

14/01/2018, İstanbul

BIZ BU OYUNU BOZAR MIYIZ
YERLİ VE MİLLİ NE DEMEKTİR?

İlgili İletiler

 

Bu yazışmadaki kişiler

Yorumlar (1)

This comment was minimized by the moderator on the site

Bu yazı ile ilgili bir kaç maddi hata yapmışım, sonradan farkedildi. Selma'nın ilk görev yaptığı yer, o zamanlar Kars şimdi ise Ardahan'a bağllı Hanak ilçesi Koyunpınar köyü ve yıl 1989. Ali amcayı da düğünden sonraki gün kaybetmişiz. İmla ve...

Bu yazı ile ilgili bir kaç maddi hata yapmışım, sonradan farkedildi. Selma'nın ilk görev yaptığı yer, o zamanlar Kars şimdi ise Ardahan'a bağllı Hanak ilçesi Koyunpınar köyü ve yıl 1989. Ali amcayı da düğünden sonraki gün kaybetmişiz. İmla ve cümle hatalarım da olmuş, yazının aslında düzelteceğim. Burada yazı içinde düzeltemedim. Okuyucudan özür dilerim, tabii Selma'dan da.

Devamı...
Bu yorumdaki ek dosyaları görüntüleme izniniz yok
Henüz Yorum Yapılmamış