MEDYANIN ŞİDDETİ

Şiddetle ekonominin ne bağlantısı olabilir, ama var. Öyle olmasa medyada sürekli şiddetin ne işi olabilir. Dizilerde, haberlerde, gazetelerde, video kanallarında sürekli bir şiddet. Çünkü medyanın en çok kâr edilen alanıdır şiddet. Küçük bir mahalle kavgasından bile gerilim görüntüleri çıkarmaktan geri kalmayan bir medyadan bahsediyoruz. Eğer bu şiddet görüntülerinden ders çıkarılsaydı, aynı suçlarda bir azalma olması gerekirdi. Ancak toplumsal algılamada farklı bir işleyiş var, bunu iyi çözümlemek gerekir. Ama medya patronları en çok toplumdaki bu şiddet patlaması halini seviyor. Devletin bu patronlardan farklı düşünmesi, önlem alması gerekir. Bunu da en çok çocuklarımız için, sağlıklı bir gelecek için yapmalı.

Medyada şiddet kullanımı Amerika Birleşik Devletleri'nden tüm dünyaya bulaştı ve Türkiye de bundan nasibini aldı elbette. Bu olgunun ABD'de çıkması doğaldır. Çünkü kuruluş ve yükseliş aşamalarında daima bir şiddet söz konusudur. Şu anda bunu da bireysel silahlanmadaki durumlarından ve tartışmalarından anlayabiliriz. Orada durum tamamen ekonomik, şiddetten beslenen iki önemli sektör: Medya ve silah.

Şiddet içerikli yapımların, haberlerin maliyeti düşük, getirisi ise fazladır. Şiddet dışındaki yapımlar hem zordur, hem de ciddi senaryolar gerektirmektedir. Oysa şiddetin dili her yerde aynıdır ve pazarlaması da kolaydır.

Şiddet içerikli yayınların toplumdaki yansımaları farklı olabilir demiştik. Örnek olarak, bir zamanlar "Deli Yürek" ile günümüzdeki "Kurtlar Vadisi" dizilerinden, yasal olmayan yöntemlerle de toplumda hürmet edilen, saygın bir kişi olunabileceği algısı çıkarabiliyorsunuz. Ya da kendinize belirlediğiniz doğrular için her yolu mubah kılabilirsiniz. Tıp fakültesinde okurken tesadüfen tanıştığı mafyanın cazibesine kapılıp sıra dışı statü sunan bir dizinin akımına da kapılabilirsiniz. Silahlardan uzak duralım, bu hayat bize göre değil, var olan hayatımdan memnunum, diyenler çoğunluktadır, ancak şiddetin yansımaları mutlaka olacaktır; bu diziler şiddeti evlerimize taşımaya yetecektir. Eğer niyetiniz iyiyse şiddeti bir yöntem olarak benimsetip, kutsayan diziler bunlar. Gençlerimize gösterdiğimiz sorunları çözme yöntemlerinin sonuçlarını yaşıyoruz hep birlikte. Bu sonuçları yine kendi medyalarının haber bölümünde izletip karıncadan yağ çıkarmaya devam ediyorlar çaktırmadan.

Münevver Karabulut cinayetinde de görüntüleri ve ifadeleri ayrıntılı olarak defalarca izlemiş, Amerikan sinema sektörünü bile kıskandırmıştık. Özgecan Aslan cinayetinin sunuş tarzında da farklılıklar gözden kaçmamıştı. 15 Şubat 2015 tarihli Akşam gazetesindeki manşet şuydu: "Fatmagül'ü izledi, Özgecan'ı öldürdü." Haber şöyle devam ediyor: "Mersin'de üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ı katleden 3 zanlı, adliyede linç girişiminden zor kurtuldu. Genç kızın cenazesi gözyaşlarıyla toprağa verilirken, Mersin Barosu katiller için avukat vermeyeceklerini açıkladı. Zanlılardan Fatih Gökçe'nin olaydan 4 gün önce 'Fatmagül'ün Suçu Ne?' dizisini izlerken çekilmiş bir fotoğrafı sosyal medyadan paylaştığı ortaya çıktı."1 Gerçek hayatta Fatmagül alay edilen, zavallı, aciz bir genç kızdır. Diziyle asıl verilmek istenen mesaj, bir genç kızın o saatte dışarıda olmaması gerektiği, tecavüz edilmesinin normal karşılandığıdır, asıl vahim olan budur. Kadın cinayetlerinin altındaki mesaj benzerdir. Kadın cinayetlerinin tekrar tekrar gösterilmesi erkeklerin caydırıcılığı ile alakalı değildir. Kadınların ayaklarını denk almasıdır, gözdağıdır. Düzen böyle kurgulanmıştır.

Kocası tarafından bıçaklanarak öldürülen Şefika Etik cinayetinde de olayın veriliş şekli eleştirilecek cinsten. 7 Ekim 2011 tarihli Habertürk Gazetesi'nde "Kadına şiddette son nokta" başlığıyla sırtında saplanmış bıçakla yüzükoyun yatmış halde resmini mozaikleştirmeden kullanmışlardı; bu da kamuoyunda infiale yol açmıştı. Öyle ki dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın aynı gün vefat eden annesinin taziyesine giden Fatih Altaylı, bu fotoğraf yüzünden Erdoğan'dan -haklı olarak- sitem dolu sözler işittiğini yıllar sonra itiraf edecektir. Sıradan bir olaymış, herhangi bir magazin haberiymiş gibi konan bu fotoğrafın yerine şiddeti uygulayanın fotoğraflarının konulması gerekmez miydi?

Çocuk kanallarında yayınlanan çizgi filmlerdeki şiddet olgusunun incelendiği bir araştırmada; bu filmlerin %78,58'inin yabancı yapım, %21,42'sinin yerli yapım olduğu görülmüştür. Televizyondaki çizgi filmlerin çoğunluğu yabancı yapımdır. Çizgi filmlerdeki şiddet varlığı incelendiğinde; %71,43'ünde şiddetin var olduğu belirlenmiştir. Çocuk kanallarında gösterilen çizgi filmlerin çoğunluğu şiddet içermektedir.

Devlet kanalı olan TRT Çocuk'un yayınladığı çizgi filmlerde herhangi bir şiddet öğesine rastlanmamıştır. Şiddet içeriği içermeyen çizgi filmlerde eğitici içerik ön plandadır.

Şiddet içerikli çizgi filmlerde şiddet düzeyleri farklılıklar göstermektedir. Bazı çizgi filmlerin eğitici özelliği ön planda görülürken, bazı çizgi filmlerde şiddet gözle görünür seviyede, hatta rahatsız edici yoğunluktadır. Şiddet analizi yapılan çizgi filmlerde en fazla şiddet türü olarak fiziksel şiddete rastlanılmıştır.2

Şiddeti uygulayanlar, şiddeti teşhir edip normalleşmesine vesile olanlar, asalım keselim nidaları atanlar ve ardından şiddetin bu bağıranlar arasında tekrarlanması. Hatırlarsanız, zabıta memurunu tokatlayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki daire başkanının bu olayı ifa etmeden günler önce öfke kontrolü konusunda ahkâm kestiğini izlemiş, pek bir dumura uğramıştık. Sonuç olarak, şiddet döngüsü içerisinde çocuk yetiştirmenin zorluğunu yaşarken, bu işlerin bağırıp çağırmakla çözülemeyeceğini, meclisten yasa çıkarmak gerektiğini hatırlatmak isterim.


This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

@nejatkurtulus/twitter


1.Marmara İletişim Dergisi/Yıl:2017/Sayı:27/ss.135-160/ISSN:1300-4050

2. Marmara İletişim Dergisi/Yıl:2017/Sayı:27/ss.81-93/ISSN:1300-4050

YOĞUN BAKIM
MERAL AKŞENER DEMİŞ Kİ
 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış