Irmağının Akışına Ölür(müy)üm Türkiyem!

Anılarımda, ışıltısı gök yüzünden gelen ışığa karışmış bir akarsu var. Bana göre büyük nehirdi, babama göre köyün deresi... Benim nehrim sonraki yıllarda bölgenin atık taşıyıcısı oldu. Tanık olduğum ilk ölümüydü. Yıllar sonra fark ettiler ki atıktan kurtulamıyorlar bunun yanında uzun bir kanalizasyon oluşturmuşlar, bu kez nehrime çöpleri her noktadan değil de Karadeniz'e yaklaştığı bir noktadan boşaltmaya başladılar. Geçen on beş yılda büyük nehir benim için de dere oldu. B… dere! Allahtan kış selleri bir ölçüde aldı götürdü, çöpü pasağı. Dallarda sallanan naylon, bez vs. o kadar çabuk yok olmasa da koku dağıldı.

Dış dünyaya açıldığım zamanlarda gördüm ki, tüm akarsularımız ortak kaderi paylaşmış. Ardından, 2000'li yılların ortalarından itibaren pıtrak gibi HES yapılanmaları sardı ortalığı. Kolay kurulum, ucuz maliyet, hızlı kara evrimle vs. cazibeli olunca diğer her şey için kör olmaya değdi… İkinci kez öldü benim derem, elektriğe kurban oldu.

Türkiye'de tatlı su kaynakları üzerinde kurulan ve aktif olarak üretimde olan 597 Hidroelektrik Santralinin toplam kurulu gücü 26.694,92 MW. Türkiye tüketiminin %27'sini karşılayan üretimin kendi iç yapısı incelendiğinde; 25 MW ve üzeri kapasiteli 174 santralden 23263 MW , 24 MW ve altı kapasitede 426 adet HES santralinden 3686,92 MW elektrik elde ediliyor. . 426 adet birim hidroelektrik üretim sahasının %71'ine denk geliyor. Üzerinde proje uygulanmamış nerdeyse hiç akarsu kalmamış. Halen yapım faaliyeti devam eden, proje aşamasında olan santraller de mevcut. Acı olan şu ki, Hes kurulumlarından sağlanan ekonomik girdi HES kurulumları nedeniyle kaybedilen çevresel varlıkların yanında çok küçük bir yer tutuyor.

25 MW sınırının önemi, bu seviyenin altındaki kapasiteye sahip olan HES yapılanmaları için Çevresel Etki Değerlemesi ölçümünün yasal olarak yapılma zorunluluğunun bulunmuyor. Raporlamaya dökülen, çevresel iyileştirme-eski haline dönüştürme, flora-fauna döngüsüne verilen hasarın ortadan kaldırılmasına yönelik politika geliştirme, yatırım yapma mecburiyeti yok.

Kamuya ait olan EÜAŞ'ın küçük ölçekli santraller içindeki payı 5 üretim biriminde 2.86 MW. Diğer grup tamamıyla özel sektöre ait. Özel sektör ise sadece kar odaklı. Yasal zorunluluk olmaması, çevresel hasar ile ilgili özdenetim ve sorumluluk bilincinin ne olduğu tartışmaya açık. 

Kullanılan üretim yöntemi gereği, barajlandırma yöntemi yerine akarsuyun tribünlere çekilmesi, elektrik elde edildikten sonra tekrar akarsu yatağına verilmesi yoğunlukla tercih ediliyor. Üretim süreci, aynı havzada birden çok HES yapılanması, aralarında bulunan mesafenin kısalığı, akarsu uzunluklarının nispeten kısa oluşu sucul ve ekosistem yaşamını yok ediyor.

Su niçin önemli? Birleşmiş Milletler su istatistikleri verilerine göre, Dünya yüzeyinin 3/4'ü su ile kaplı. Toplam suyun %97,5'luk kısmı tuzlu su, kalan %2,5'uğu ise tatlı su. %2,5'luk rezervin sadece %0,3'ü dünya nüfusunun kullanımına uygun bulunmakta. Tatlı su rezervinin büyük kısmı kutup buzulları içinde, bir diğer kısmı da yüksek dağ zirvelerinde kar ve buz haliyle bulunmakta.

Dünya'da suyun bulunma şekli ve döngüdeki su miktarı, dünya nüfusu suyun her damlasını çok kıymetli bir varlık haline getiriyor. Dünyanın mevcut su ihtiyacı, bölgeler arasındaki dengesizlik, gelişmiş- gelişmemiş bölgelerdeki eşitsizlik, hızlı nüfus artışı, giderek artan küresel ısınma… gibi etkenler suyun stratejik önemini ihtiyaçlar listesinin üzerine doğru itmekte. Ülkeler arasındaki yaşamsal konularda başlık bulan çatışmaların arasına su varlığı ve kullanımının hızla yer aldığını gözlemlemek de mümkün.

Dünya su varlığını değerlendirmek için kullanılan Falkenmark indeksine göre su kıtlık/stres durumu, ülke veya bölgede kişi başına düşen su miktarına göre aşağıdaki gibi sınıflandırılmıştır (Falkenmark ve Lindh, 1976): · 1.700 m3 üstü olması durumunda su sorunu olmayan, 1.700-1.000 m3 arasında su sıkıntılı, 1.000-500 m3 arasında su kıtlık, 500 m3 'ten az olması ise mutlak su kıtlığı ifade etmektedir.. Türkiye ortalaması günümüzde 1000-1700 seviyeleri ile su sıkıntısı olan bir ülke konumundadır ve yakın gelecekte, nüfus artışı, tarımsal sulamada hatalı yöntemler, sanayi atıklarının arıtım dışı tabiata salınması, yaşamsal atık etkisi sebebiyle su kıtlığı olan bir ülke statüsünde olma riski var.

Türkiye su varlığı açısından bölgeler arası arazi yapısı sebebiyle dengesiz kaynaklara sahip. Karadeniz kuşağı yağış açısından zengin bulunmakla birlikte İç anadolu'da oran 1/12 gibi trajik seviyelere gerilemekte. Diğer beş coğrafik bölge de su varlığı açısından küçük farklara sahip olmakla birlikte zengin olduğu söylenemez. Türkiye su varlığına sahip olan ana su kaynakları referans alınarak 25 ayrı havzaya ayrılmış. Doğu Karadeniz, Çoruh havzası, Fırat-Dicle havzası, Yeşilırmak, Kızılırmak, Seyhan, Ceyhan, doğu ve batı Akdeniz, kuzey ege su varlığı açısından günün koşullarında yeterli gibi görünmekte. Orta Karadeniz, Kızılırmak deltası, Konya, iç egeden denize uzanan kesim ile Meriç ergene havzası kritik eşiğe yaklaşıyor. Hatay-asi havzası, Akarçay ve Marmara'nın tamamı su ihtiyacı açısından kıtlık yaşayan bölgeler olarak sınıflandırılmakta. Kaynaklar açısından su yoksunluğu çeken bir ülke değiliz ama su varlığı açısından yeterlilik sınırının altında yer almaktayız.

 Yaşamsal alan planlamasının su kaynaklarını yok edişine bir örnek İstanbul olabilir.

İstanbul 'un tarihi ve coğrafi verilere göre 78 adet akarsuya sahip olduğu bilinmekte. Aşağıda listesi olan bu derelerin kahir ekseriyeti bu gün kanalizasyon sistemi içinde akıyor.

Açmalar Deresi, Ağaçlı, Ağva Deresi, Akpınar, Alibahadır Deresi, Alibey Deresi, Amber Deresi, Arabacı Mandırası, Avcıkoru Deresi, Ayvalı Dere, Ayvalı Deresi, Baklalı Deresi, Balçık Deresi, Balıklı Dere, Balkız Deresi, Başakköy Deresi, Belgrat Deresi, Beykoz Deresi, Binkılıç Deresi, Boğaz Deresi, Büyük Dere, Büyükgöl Deresi, Çanta Deresi, Çavuşbaşı Deresi, Çayağzı Deresi, Çengel Deresi, Çiftalan, Çiftlik Deresi, Dedepınar Deresi, Değirmen Deresi, Delice Deresi, Dereköy Deresi, Dolap Deresi, Durusu, Eski Bağlar, Geçit Deresi, Göçbeyli Deresi, Göksu Deresi, Göller Deresi, Gürgenli Dere, Halayık Deresi, Hisar Deresi, Ilıcak Deresi, İnsaniye, Istranca Deresi, Kâğıthane Deresi, Kabakoz Dere, Kabakoz Deresi, Kanlıdereçayı, Karamurat Deresi, Karanlık Dere, Karasu Deresi, Kartal Deresi, Kayalı Dere, Kısırkaya, Koca Dere, Köy Deresi, Küçükhalkalı Deresi, Kula Deresi, Kurbağalı Dere, Kurt Deresi, Kuru Dere, Kuzulu Deresi, Menekşe Deresi, Meşeli Deresi, Mezarlık Deresi, Odayeri,Sazak Deresi, Sazlı Dere, Saztarla Deresi, Şeytan Deresi, Soğuksu Deresi, Tahtaköprü Deresi, Taşdelen Memba Suyu, Tatlı Dere, Turna Deresi, Yeniköy Deresi, Yukarı Ağaçlı…

Gözlerinizi kapatıp bir düşünün, halen temiz bir su olarak akıyor olsaydı ve siz çevresinde yaşıyor olsaydınız mutluluk katsayınız ne olurdu? Su ile dengelenen yeşil alanı, planlı konut işyeri saha yerleşimini… ekleyin! Göl ve sulak alan kayıpları milyonlarca hektara ulaşmış durumda. Kahramanmaraş'ta Gavur Gölünü, Konya'da Ereğli sazlıklarını, Samsam gölünü, Hatay'da Amik gölünü hatıralarında tutabilen kaç kişi var? Burdur, Tuz, Akşehir, Eğirdir gölleri ciddi tehdit altında. Irmakların taşıdığı hayatı tehdit eden risklere dair ne yapıyoruz?

Su her yerde acil ihtiyaç maddesi; tepe başlıkları ve bu gün itibariyle harcama oranlarımıza göre su kullanımı ;

- Gündelik yaşamda %19

- Tarımsal kullanımda %70

- Sanayi amaçlı kullanımda %11

- Enerji üretiminde

- Ekosistemin ihtiyacı

Ana başlıklarını sıralamaya ihtiyaç listesinin alt başlıkları oldukça uzun bir liste haline geliyor. Alt başlıkları oluşturan sistemleri kendi içinde ve diğer sistemlerle etkileşimleri açısından titizlikle incelemek, dengeli kullanım- geri dönüşüm, sürdürülebilirlik, ihtiyaç planlaması vs. ele alınması acil iyileştirmelerin yapılması zorunluluğu ortada. Diğer yandan temelde suya ve suyun kullanıldığı mal ve hizmetlerden yararlanan halkın eğitimine ve destekleyici tavrının iyileştirilmesine ve geliştirilmesine ihtiyaç var. Örneğin kişi başı günlük su tüketimi ortalamamız 2014 yılı tüik verilerine göre 203 m3t'ür. Avrupa birliğine üye ülkelerde ortalama 150 m3 seviyesinde. Makro yönetim iyileştirmesine ihtiyaç olduğu kadar mikro yönetim için gelişmiş bir eğitim seferberliğine de ihtiyaç var.

Türkiye zenginlik ölçüsü toplumsal ve bireysel seviyede, ne acı ki nakit paraya endeksli. Paranın ödünç- borç olması da fark etmiyor, nakit görmek yeterli. Oysa ışıltılı akan su, baharda açan elma çiçekleri, Zümrüt ormanlar, tuzlaşmamış tarım arazileri, Genetik kısırlığa mahkum olmayan tarım araç ve ürünleri, çevresel dengenin ve temizliğin döngüsünün sağlıklı işlediği ekosistem asıl zenginlik kaynaklarımız.

Bütüncül olarak ekosistemi koruma isteği; gelişme karşıtlığı, ilerleme engeli, romantik hülyalar, anarşizm vs. suçlamaları ile ne kadar bastırılabilir? Aslında değerli hazinemiz olan tabii çevremiz geliştirilerek dengeli bir refahın merkezi olamaz mı? Türk Milleti kendini tüm bu yaşamsal endişelerden soyutlayarak varlığını ne kadar koruyabilir?

Gelecek bin yılda da Anadolu topraklarındaysak;

Suyu konuşabilir miyiz Türkiye?
Toprağı konuşabilir miyiz Türkiye?
Havayı Konuşabilir miyiz Türkiye?
Canlıyı konuşabilir miyiz Türkiye?

Titizlikle ve tüm detaylarıyla…

Nurşen Karakaş
02/12/2017

Telif Hakkı

© Nurşen Karakaş @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

UCU AÇIK SORULAR
HUKUK VE KEYFİLİK
 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış