HES EKTİRİN...

hess

Köyünüzde bir araziniz olduğunu düşünün... 

Tapusu sizin adınıza kayıtlı fakat hayat şartları gereğince uzak bir şehirde yaşamak zorunda kalmışsınız. Ekonomik sebepler veya ulaşım zorluğundan dolayı da uzun yıllardır köyünüze gidip gelemiyorsunuz. 

Haliyle arazinizi akrabalarınız veya sınır komşularınızdan birisi ekip biçiyor. Üzerinde hayvanlarını otlatıyor, bir tarafına tavuk kümesi yapıyor, bir tarafına ot ve saman balyalarını istifliyor diyelim. 

Aradan yıllar geçiyor emekli oluyorsunuz veya gurbette yaşamaktan bıkıp köyünüze dönmeye karar veriyorsunuz. Siz yokken tarlanızı ekip biçen, üzerinde her tasarrufu yapan kişi, "Buraya gelemezsin, burası benimdir" diyebilir mi? Dese bile arazinin tapusu sizin elinizdeyken ve Muaviye döneminde yaşamıyorsanız haklı olabilir mi?

Olamaz…

Olamaz ama diyelim ki, olmaz dediğimiz oldu. Ve adam sizin tapulu arazinizden çıkmak istemiyor. O zaman bütün haklarınızı ve gücünüzü kullanıp arazinize sahip çıkarsınız. Öyle değil mi?

Dereler de böyledir. Her derenin bir temel yatağı ve bir de mevsimlere göre yayılım yaptığı yatak alanı vardır. Ve bu alanlar dünya kurulduğundan beri o derelerin tapulu arazisidir. Kurak mevsimlerde suyu azalır; bir nevi gurbete gider, orada işleri uzar ve belki otuz-kırk yıl, belki çok daha uzun yıllar tapulu arazisine uğrayamaz. Ama bir gün dönüp dolaşıp geldiği zaman, haklı olarak kendi arazisinde kimseyi istemez, kimseye taviz vermez. Bütün haklarını ve bütün gücünü kullanarak yerine, yatağına, tapulu arazisine sahip çıkar…

Bu gerçeği bile bile o derelerin öz malı olan yataklarını imara açıp onları daracık kanallar içine hapsetmek normal midir?

Üzerine geniş köprüler yaparak akışını engellemeden onunla barış içinde yaşamak yerine hacı emmi yüzüğünden hallice menfezlerden geçmeye zorlamak akıl işi midir?

Üstelik, derelerin tapulu arazisinden çalıp imara açılan alanlara yapılan binaları ve yolları da malzemeden ve mühendislikten kısıtlaya kısıtlaya ucubeye çevirmek nasıl bir para hırsının sonucudur?

Yine bu derelerin mevsimlere göre yaptığı hareketlerini, debisini, tarihte iz bırakmış davranışlarını ve bölgenin genel iklim yapısını inceleyip gerekli bilimsel çalışmaları yapmadan iki kamyon beton ile kelepçe takar gibi sıra sıra HES'ler takmak nasıl bir kara gözlülüktür?

Ağaç katliamları yapıp toprağı tutan ormanları yok ederek felaketlere davetiye çıkarmak nasıl bir patolojidir?

Rant uğruna her saçmalığı yapıp sonra bütün yaptıklarınız ve onlarca insanımız sele karışınca fıtrat, kader, Allah'ın takdiri diye maval okumak için nasıl bir kafa ve ruh lazım?

Tabi mahallenin akıllısı bir sizsiniz; bir yandan yaşanan felaketteki kendi payınızı gizleyip faturayı acılı vatandaşa çıkartın diğer yandan bilmem kaç yüz yıl önce başka başka ülkelerde yaşanmış doğal felaketleri hatırlatıp pişkinlikte çığır açın…

Derelere yerleşim kurduğunuz yetmiyor gibi sıra sıra HES dikin, HES ektirin...

Felaketin alt yapısını kendi elinizle yapın, sonra kenara çekilip yağmuru, dereyi ve hatta Allah'ı suçlu ilan ettirin…

Hadi oradan…

HES ektirin oradan…

25 Ağustos 2020

×
Yayınımıza abone olun

Sayfamızda yayımlanan yazıları kaçırmamanız için yayınımıza abone olun.
Aboneliğinizi istediğiniz zaman sonlandırabilirsiniz.

Atatürk'ün İzinde Bir Cesur Yürek: Müyesser Yıldız
BİR FOTOĞRAF ÜZERİNDEN "MI-5" ÇALIŞMASI...

İlgili İletiler

 

 Galeri

 Blog Takvimi

Lütfen takvim görünümü hazırlanırken bekleyin