tahtapod.com | Blog

Ceza ve Racon: Şiddetin Gerekçesi

CezaVeRacon
20. yüzyılda yaşamış " Antep Canavarı " lakaplı Abdullah Palaz'dan bahseden, kendisi de eski Hacettepe Mahallesi'nin kabadayılarını tanımış Turhan Temuçin, onun için " Beni icbar ettiler diyordu. Tahrik ettiler. Ağam bu kötüleri öldür öldür bitmiyor, derdi " demiştir. "Otoriteye" başkaldırma yahut iki otoritenin çatışması hangi dönem ve koşullarda gerçekleşirse gerçekleşsin tek bir eylemle (karşılıkla) yani cezalandırmayla sonuçlanır. İşlenen suça karşılık uygulanan yaptırımdır. Korkutma ve caydırmanın yanı sıra " adaleti sağlama " amacı da güdülmektedir. Resmi elden uygulananı " ceza " kavramıyla ifade edilebilirken gayri resmi elden uygulananı, yani çoğunlukla illegal ve örfi karakter taşı...
Devamını okuyun
  0 yorum

KRİSTAL GECE - III

KristalGece-III
YOL AYRIMI Devrimci deniz askerleri küçük gruplar halinde ülkenin tüm şehirlerine gitmeye başlamıştı. Gittikleri her şehirde ciddi bir tepkiye uğramadan askeri ve sivil yönetimini devralıyorlardı. Sadece Lübeck ve Hannover'de bölge komutanları silah gücü ile direnmeye çalışmış ama başarılı olamamışlardı. Sokaklara bir devrimden ziyade adeta bir kurtuluş bayramı havası hakimdi. Sadece işçiler değil, 4 yıldır süren savaştan bezmiş olan tüm halk devrime destek veriyordu. 7 Kasımda kuzeydeki sahil kentleri İşçi ve Askerler Konsey'inin ellerine geçmişti. Peşlerini Braunschweig, Frankfurt am Main, Hannover,Stuttgart ve Münih takip etmişlerdi. Münih'te Bayern Kralı III. Ludwig devrildi. Büyük bir y...
Devamını okuyun
  0 yorum

DİSTOPİK BİR KURGU - Dünyâ Savaşı'na Girmeseydik Ne Olurdu?

​ Mâlum iki gün evvel 1. Dünyâ Savaşı'nın "resmen" sona erişinin 100. yılıydı ve bu savaşın en önemli aktörlerinden biri de bizdik. En çok konuşulan konulardan biri, savaşa girmeseydik ne olurdu sorusudur. Elbette târihçilik açısından yaşanmamış şeyler üzerinden hareket edilemez. Ancak kurgu yapılabilir. Ama başarılı ve gerçekçi bir kurgu için de çok iyi bir târih bilgisi gerekir. Halil İnalcık Hoca, iyi bir târihçinin, iyi bir edebiyâtçı olması gerektiğini söyler. Belki de, ileride, aynı zamanda bir edebiyâtçı olarak, bu kurguyu daha da genişletip bir romana bile dönüştürebilirim. Hayât... Neyse, tekrar kurgumuza dönelim... Bana göre bölgemizin şekli şöyle olurdu: Öncelikle kesin olarak bil...
Devamını okuyun
  0 yorum

KRİSTAL GECE - II

KristalGece-II
YENİ BAŞLANGIÇ  ​ Heinrich'de Franja ile beraber von Hartwich'lerin evine yerleşmişti ama burada uzun kalma niyetinde değildi. Bayan von Hartwich Heinrich'in geri dönüşünün ertesi sabahı çocuk bakıcılarını ve savaştan dönmüş kocasını kahvaltıya davet etmişti. Kahvaltıda Bay von Hartwich Heinrich'in geri dönüşüne ne kadar sevindiklerini dile getirdi: "Heinrich, eşin Franja ailemizin mensubu oldu sayılır. Çocuklar için hiç tanımadıkları halalarının yerini aldı. Ona güvenimiz sonsuz. Zaten güvenmesek çocuklarımızı emanet etmeyiz. Senin de bu evde her zaman yerin olduğunu bilmeni isterim. Zor bir zaman geçirdin. Dinlenmene ve tedavine odaklan. Doktor arkadaşlarımla konuştum, onların da görü...
Devamını okuyun
  0 yorum

KRİSTAL GECE

KristalGece-I

YORGUN ASKER 

Heinrich ve eşi Franja bir kaç sene sonra kimsenin Hitler ve Nazileri hatırlamayacağına inanıyorlardı. Ciddiye alınacak, toplumun sıkıntılarına gerçek çözüm olacak bir politikaları yoktu. Ancak insanların sıkıntılarını ve korkularını kullanıyorlardı. Ama bunlar da bir şey değiştiremeyeceklerdi.

1. Dünya Savaşı'ndan önce Polonya'dan atalarının vatanı Almanya'ya gelmiş ve Bremen'e yerleşmişlerdi. Her ne kadar ikisi de daha önce hiç Almanya'da bulunmamış olsalar da kanunen Alman vatandaşıydılar. Zaten biri Alman vatandaşı olmasa bile eş durumundan o da vatandaşlığa alınıyordu. Daha yeni evli sayılırlardı. Heinrich baba mesleği terziliği öğrenmişti. Polonya'dan yanlarında getirebildikleri az bir sermaye ile Heinrich bir giyim mağazası açmak istiyordu. Öyle büyük bir şey değil, zaten büyük bir mağaza için yetmezdi paraları. Tam 'yeni vatanlarına' yerleşmiş ve dükkan için uygun mekan ararken 1. Dünya Harbi başlamıştı ve Heinrich askere gitmişti.

Devamını okuyun
  1 yorum

KIZIL DEVRİM - IX

KizilDevrimIX

Kızıl Terör

Bolşevikler gücü ele alır almaz her türlü muhalif düşünceyi yok etmeye başlamışlardı.

Lenin en önemli, en korkunç şeyleri bile en can sıkıcı isimler arkasında saklamayı çok iyi başarmasını biliyordu. Onun için 7 aralıkta kurduğu kuruma 'Bütün Rusya'nın Karşı Devrim ve Sabotajla Mücadele Olağanüstü Komisyonu'nu adını vermişti. Bu kurum daha sonra kısaltma ismi 'Çeka' altında dünya çapında terör,, vahşet ve korku rejiminin özleşdiği isim olarak tanınacaktı. 

Devamını okuyun
  0 yorum

KIZIL DEVRİM - VIII

KizilDevrimVIII

Zorba

Gregoryen takvimine göre 8 Kasım, Jülyen takvimine göre 26 Ekim sabahı saat 3 civarı Rusya'nın Şubat Devrimi'nden sonra kurulmuş olan yönetim sistemi fiilen sona ermişti.

Bu kapsamda ne kadar ihtilal veya devrimden bahsetmenin doğru olup olmadığı hala tartışılır. Zira şubat devriminden sonra anayasa oluşturucu bir toplantı gerçekleşmemişti. Çar'ı devirenlerin arasında bulunan bir kesim, Çar'ı beraber devirdiklerini tekrar devirdi. Yani devrim veya ihtilalin bir kaç çocuğu devrimin diğer çocuklarını yemişti.

Böylece henüz 7 ay evvelinde sürgünde olan Lenin ülkenin yeni güçlü hükümdarı olmayı başarmıştı.

Devamını okuyun
  0 yorum

KIZIL DEVRİM - VII

kizildevrim-VII

Çifte İhtilal

Kışlık Sarayında geçici hükümetin bakanları Malahit Salonunda toplantıya çağırılmışlardı. Bir çoğu Kerensky'nin kaçtığını ancak o zaman öğreneceklerdi.

Salona çaresizlik hakim olmuştu.

Ne yapacaklardı?
Kimse sarayın mimarisi hakkında iyi bilgiye sahip değildi.
En iyisi nerede saklanılması gerekiyordu?
Devrimciler tarafından fark edilmeden saraydan çıkma imkanı var mıydı?

Çıkamazlarsa ne olacaktı?

Devamını okuyun
  0 yorum

KIZIL DEVRİM - VI

kizilDevrimVI

Son Saatler

Kerensky yorulmuştu. Hemi de çok yorulmuştu. Her ne kadar sinirle herkese 'hükümet isyanı bastıracak' diye garanti versede aslında Neva Nehri'ndeki köprüler üzerine hakimiyetini tamamen kaybetmek üzerindeydi.

Gerçi köprüler hükümetin yanında kalan askerler tarafından kontrol altına alınmışlardı ama askerlerin köprüleri ele geçirip yukarı çekmeleri halkta Trotzki tarafından yayılan 'karşı devrim başlıyor' propagandasını daha da inandırıcı kılmıştı. Silahlı ama Askeri Devrim Konseyi'nin emrinde olmayan bir gönüllü grubu Liteyni Köprüsüne konumlanmış askeri okul öğrencilerini köprüden geri çekilmeye zorlamayı başarmışlardı.

Devamını okuyun
  0 yorum

KIZIL DEVRİM - V

KizilDevrimV

Devrim Başlıyor 

21 Ekim'de Trotzki kışlalara 'Askeri Devrim Komitesi'nin komiserlerini kışlalara göndermeye başlamıştı. Ne Trotzki'yi, ne de komiserleri kimse engellemiyordu. Böylece arda arda kışlalar üzerine hakimiyet kurarak şehrin askeri gücüne sahip olmuşlardı.

Askerler bu duruma dünden razılardı. Savaştan nefret ediyorlardı, geçici hükümetten nefret ediyorlardı ve belki de en önemlisi; Kerensky'den nefret ediyorlardı. Erler ve erbaşları sovyetleri çoktan gerçek lider olarak kabullenmişti bile. Sadece üst düzey subaylar hala geçici hükümetin emrindelerdi... En azından öyle görünnmekteydiler. Devrim komitesi ise menşevikleri, sosyal devrimcileri ve bolşevikleri, yani tüm solu kapsayan sovyetlerin davası için mücadele ediyormuş gibi görünmekteydi.

Devamını okuyun
  0 yorum