Şehit Şair Mağcan Cumabay

Şehit Şair Mağcan Cumabay

Cesur olabilmenin tanımını ozanlar, şairler, edipler, bilenler bilmeye giden yolların yolcuları, bedel ödemeye hazır olanlar yapar. Türkistan'ın sinesine alıp acılarını sarıp dindirdiğini umduğum Türk ve Türkçe ışıyan cesurlarından Mağcan Cumabay(ev)'i çok kısaca anlatacağım bu kez.

Bu yazı dizisinde ve örnek eser ile amacım o aziz hatıra sahiplerinin gündemimize girmesine kapı aralamak. Önceki örnek yazılarda yer alan şahsiyetler gibi Mağcan 'da çok yönlü üretken bir kişilik, ışığından uzaklaşmaya hakkımız olmayan bir meşale. Şair-Yazar, Siyasi ve sosyal sahada aksiyoner, gazeteci, eğitimci, çevirmen. Bölgesel lehçelerin yanında Arapça ve Farsça, Rusça lisanlarını bilen, Türk dil lehçeleri, toplumunun eğitimi, sosyal yaşamın gelişimini sağlamak sorunlarını çözmek için eğitime, bilgiye, çokça çalışmaya inanan bir zihin ve eylem sahibi.

Kuzey Kazakistan'da Akmola ilçesinde Gülsüm Hanım ile Tüccar Beken beyin 1893 yılında doğmuş oğullarıdır, Mağcan (Beken)Cumabay. İlk kitabı Şolpan(çolpan) 1912 yılında öğretmeninin de desteği ile henüz 19 yaşında iken basılmıştır. 45 yıllık kısa ömrünün ardından şiirleri, gazete dergi yazıları, çeviriler, hikâyelerden oluşan eserleri içeren bir külliyat kalmıştır.

Mağcan Cumabay'ın45 yıl gibi kısa bir ömürdür, sürdüğü. Türkistan'ın bereleri ile acımış, ufuklarındaki özgürlük bayındırlık ülküsü ile biraz huzur bulmaya çalışmıştır. Vatanı Türk'ün ayak bastığı tüm yurtları içerir. Uçlarda ölüm kalım savaşı veren Türkiye topraklarındaki Uzaktaki Kardeş 'ini yüreğinde taşır;

"Uzakta ağır azap çeken kardeşim
Solmuş laleler gibi kuruyan kardeşim
Etrafını sarmış düşman ortasında
Göl gibi gözyaşı döken kardeşim" diyerek ona seslenir. Türkiye'nin kurtuluş savaşını destekler.

Mağcan'ın ufku daima geniştir, Türk'ün yaşadığı her yurtta hür ve bay olması ülküsüdür. Ancak o yıllarda Türkistan coğrafyasının her noktasında acı vardır. 1916 yılında Rusların Türkistan katliamı 347 kişinin idam edilmesi ve bunun yarattığı terör ortamında Doğu Türkistan'a kitlesel göç ve Sibirya sürgünleri ile sonuçlanmıştır. Sürgün ve kitle göçünün yaklaşık dört yüz yetmiş bin kişiyi etkilediği tahmin edilmektedir. Kazaklar nüfusu bu katliam ve sürgünden büyük yara almıştır.

Ardından 1917 Sovyet devrimi gerçekleşir ve Kazak bölgesinde ilk yıllarından itibaren baskı rejimi olarak kendini gösterir, önce servet varlıklılardan alınır diğer halka dağıtılır çok geçmeden de dağıtılan bu mülk ve varlıklar tamamen devletleştirilir.

1920 yılında yaşanan kuraklık esnasında Sovyet yönetimince mallarını yitiren halkın elindeki yiyecek malzemeleri toplanır Sovyetlerin diğer bölgelerine gönderilir. Devrimin ilk yıllarında Bolşevik yönetimin köylü üzerinde uyguladığı tedhiş ortamı diğer etkilerle birleşir ve yapay kıtlık oluşturur.

1921-22 yılları içinde Kazak coğrafyasında ölümlerin iki milyon sekiz yüz bin, göçlerin ise yedi yüz bini aştığı tahmin edilmektedir. Üst üste gelen bu felaketler bölgede yaşayan Türk nüfusu üzerinde büyük bir tahribat yapar. Sovyetlerin diğer milletlerinden Türkistan bölgesine göçler yaptırılır ve nüfusun yapısı Türkler aleyhine değiştirilmeye çalışılır.

Mağcan Cumabay döneminin çalkantılı iklimini tüm sertliği ile yaşamıştır. 1917 yılındaki Sovyet devrimi sonrasında özerk bir Kazak-Kırgız devleti kurulması mücadelesini yürüten Alaş Orda hareketine katılır, Rusya Kurucu Meclisinde Kazak'ları temsil eder. Bir hükümet kurulur, ne yazık ki hükümet uzun ömürlü olamaz. 1928 yılında Bolşevik devrim baskısı ile yıkılan Alaş Orda hükümeti sonrası Alaş Orda hareketi 1937yılına kadar varlığını sönük de olsa koruyacaktır.

O yıllarda Mağcan'ın yazılarında ve edebi eserlerindeki Türk ve Türkçü vurgulu ifadeleri,rejime muhalif olduğu gerekçesi ile izlemeye alınacak, tutuklanacak, sürgüne gönderilir. Maksim Gorki'nin etkisi ile sürgünü 1936'da sona erdirilir. Sürgün sonrası öğretmenlik yapmaktayken muhalif tavrı sebebiyle şikâyet edilir ve görevden uzaklaştırılır.

1937 yılında Almatı'ya dönecek bu kez de yakın çevresi yıldırılarak yalnızlaştırılması yardım ve desteksiz kalması sağlanır. Pan Türkist suçlaması ile tutuklanır 19 Mart 1938 yılında da Stalin'in emri ile başlatılan Ziyalılar katliamında kurşuna dizilerek idam edilir.

Adının anılmasının yasaklandığı on yıllardan sonra 1960 yılında Sovyet hükümetinin aldığı bir kararla aklanacaktır. Fakat gerçek anılışı- hatıralarda dirilişi 1991 yılından sonra bağımsız Kazakistan devletinin kuruluşundan sonra olacaktır. Kazakistan'ın kuzeyinde bir ilçeye adı verilecek, eşinin özenli koruması ile günümüze ulaşan eserleri basılıp halka sunulacak onu anlatan çeşitli etkinlikler düzenlenecektir.

Mağcan Cumabay'ın Türkiye'de yayımlanmış sınırlı sayıda eseri bulunmakta, dileğimiz tüm eserlerinin yayımlanması ve Türk gençlerinin bilgi birikimine dahil edilmesidir.

Mağcan Cumabay Türk Milliyetçisi için emsalsiz bir örnektir. Ülküsü hayaller ile sınırlı değildir. Akıl bilgi yürek ve cesaretin bileşimi, aksiyon alan uygulayan ülküsü için yol alan ölümsüz ruhu saygı ile anıyorum.

O güzel şiirindeki türküye eşlik edelim.

Nurşen Karakaş, 15.04.2020


Askerin Türküsü

Koşuver canım yağız at
Uçsun rüzgârda saçlarım
Erliği edelim ispat
Millet uğrunda coşalım
Coşup kaynasın al kanım
Feda olsun ulusuma
Feda olsun tatlı canım
Tanık ol ihtiyar güneş
Düşmandan asla caymadım
Korkar mıyım yıldırımdan
Yıldırım olup parladım
Bildiğini yapsın ecel
Ölümle oyun oynadım
Uçsun rüzgârda saçlarım
Koşuver canım yağız at
Vâdem cephede yeterse
Baş taşım olsun mızrağım
Hey can dostum, küheylanım
Erliği edelim ispat
Uçsun rüzgarda saçlarım
Koşuver canım yağız at

Şehit Şair Mağcan Cumabayev, Kazakistan

Dil ve Edebiyat
Zamanı

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

By accepting you will be accessing a service provided by a third-party external to https://www.tahtapod.com/