tahtapod.com | Blog

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ - 2

turkescover

Derdi Türkiye'ydi, derdi Türkiye
Gönülden muhabbet verdi her köye
Sözünü geçirdi, paşa'ya, bey'e
Bir yiğit, kahraman, bir yaman Türkeş
Yeniden doğ, Başbuğ Alparslan Türkeş.
 

Devamını okuyun
  0 yorum

İLGİNÇ DEĞİL AMA DÜŞÜNME-Lİ

Lahey Mahkemesi'nin Atatürk'e hediyesi: Bozkurt

 "Bir Demet Tiyatro"daki Zabıta İrfan gibiler. Kimi zaman da Saldıray Abi. Üstelik ne İrfan gibi sevimli yalancılar ne de Saldıray Abi gibi açık sözlü... Yalan söyleme bilincinin doruklarında yaşıyorlar. Millet? Millet, tıpkı İrfan'ın yalan dolan peşinde olduğunu bilen mahalle sakinleri gibi iktidar gücüne boyun eğme zorunda hissediyor kendisini. Tıpkı Saldıray Abinin tatminini maksimize etme peşinde olduğunu bilen mahalle gibi bireysel kariyer yapacak kapasitede hissediyor kendisini. Oysa özgürlük tam da bu eşiğe eyvallah etmeden, o eşiği geçme iradesinde. Türk tarihi tam da hep bu kırılma noktalarında yeniden şekillenmiştir…

Ne kadar "tutunamayan" olsa da Mükremin, ne kadar "cahil" olsa da Tirbuşon delikanlılığı uçtu gitti toplumun hayatından. Artık herkes "pipo" entelliğinin zirvesinde, Suriyelilerin nargile hergeleliği sarmış olsa da her tarafımızı…

Devamını okuyun
  0 yorum

OZAN ARİF

​ Uzun uzun yıllar.. Nasıl sürüklendi..? Nasıl geçip gitti? ..Anlayamadık. İnsan bir film gibi kayıverdi sona doğru. Dağda kardelenler baş verdi, miadını doldurdu. Karadeniz'de, Akdeniz'de tam kıyıdan başlayan mevsimsel şerit ki yüce tepelerin ucuna taşındı; orman gülleri yeşerdi, soldu. Ama bir şey vardı onursal düzeyiyle kimliğe, sınırsız hürriyete dokunan, çıktığı eşsiz minvalde soyut duruşuyla inancıyla ve itibarıyla solmayan, tükenmeyen bir şey.. Ucuz değildi, kırılgan değildi; yaşamsaldı, ebediydi tıpkı bir ruh gibi. Dağlara intikal edişi, ulu farklılıkta kokusu, hatırası, iklim iklim sevgisini yenileyen sadakat; onu bitirmeye, onu akıllardan kazımaya imkansız bir raddede tanımlıyordu....
Devamını okuyun
  0 yorum

OZAN ARİF'İN ARDINDAN: SUSMAYAN VE KORKMAYAN BİR ADAMIN PORTRESİ

​ Ne kadar konuşmaktan çekinsek de, düşünmek istemesek de kaçamadığımız bir şey var: Ölüm! Her ne kadar hepimiz bir gün öleceğimizi bilsek de o an geldiğinde gidenler kadar geride kalanlar için de vurucu oluyor. Hatta yaşı oldukça ilerlemiş veya ağır bir hastalık geçirmiş kişilerin bile hayatlarını kaybetmesini kabullenemiyoruz. Elbette her ölüm yakınlarını üzüyor ancak öyle kişiler var ki onların bu dünyadan göçüşü sadece aile ve arkadaş çevrelerini değil, milyonlarca insanı kahrediyor. İşte onlardan biri olan Ozan Arif de bugün hayata gözlerini yumdu. Ozan Arif, onu tanıyanlar için isminin başına onlarca sıfat getirmeye gerek olmayan, sadece "Ozan Arif" denilmesi bile çok anlam ifade ...
Devamını okuyun
  0 yorum

Abdureheim Heyit ve Doğu Türkistan

​Abdureheim Heyit Doğu Türkistan'lı Uygur Sanatçı 2 yıl Çin zindanında gördüğü işkence sonucunda uçmağa vardı; ruhu şad olsun.  Doğu Türkistan'lı Uygur Türkler'i müslüman değil mi? Onlar niçin hiç aklınıza gelmiyor?  Doğu Türkistan kadim Türk Yurdu. Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Türki orada yazdı. Ilk siyaset bilimci Yusuf Has Hacip "Kutadgı Biliğ"i orada kaleme aldı.  Doğu Türkistan'a sahip çıkmak Türklüğe sahip çıkmak değil mi?  Mısır'da rabia diye ağlayan Filistin diye ağıt yakan cuma mitingleri düzenleyenlere elbette sözümüz yok olamaz da. Onların kavgasında hiç Türk Türklük Türk dünyası olmadı ki. Onlar Türklük denilince veba görmüş gibi kaçarlar. Oyleyse kaygı onların değ...
Devamını okuyun
  0 yorum

YUKARIYA DOĞRU BAKIN

Ülkücü kardeşler dostlar parti taassubundan kurtulup ülkücü gözüyle bakıp bir cevap bulunuz:  Yukarıya bakınca ne görüyorsunuz?  Ne görmemiz gerektiğini düşünün bakalım. Gördüğümüz manzara ile görmemiz gereken manzara aynı mı? Aynı diyorsanız sorununuz yok.  Yıllarca verilen kavganın sebebi bu diyorsanız yine sorununuz yok demektir. Ne mutlu size amacınıza ulaştınız.  Amacımız neydi bizim yola çıkarken? Kavgamız niçindi? Ne için yollara düştük? Ne için sürgünler yaşadık? Ne için işkencelere maruz kaldı ülkücüler? Ne için idam sehpasında açtı güller? Yukarıya bir bakın. Ne kaldı değerler manzumemizden geriye? Bizi biz yapan neydi? Andımıza karşı çıkmak hangi davanın intika...
Devamını okuyun
  0 yorum

PARAMPARÇA OLMUŞUZ

Hiç bir şey düşünmüyorum, var mı itirazınız? Düşünecek kafa mı bıraktınız be?  Her şey perişan. Her şey dağınık. Yürek dersen paramparça. Dilimiz küfür dolu. Gözlerimiz kin. Bir de bunun adına siyaset diyorlar.  Neymiş siyasetmiş!  Koltuklarını sağlama alma derdinde olanlar sadece ahkam kesiyor. Değerlerimiz yerle yeksan kimin umurunda? İyi güzel ne varsa; kötü ve çirkinle yer değiştirdi. Umutlar başka bahara. Değerler alt üst. Kavramlar iğdiş. Dava hâlâ sloganlara hapsolmuş.  Nefes almaya çabalıyor bir kaç güzel insan.  Ölüm kol geziyor yüreğimizde. Yalnız kaldık kalabalık içinde.  " Bıçak soksan gölgeme, Sıcacık kanım damlar. Gir de bir bak ülkeme: Başsız...
Devamını okuyun
  0 yorum

ÜLKÜCÜ İRADE

UlkucuIrade

​DALKAVUKLUK SEÇİMİ

Eskiden konaklarda dalkavuk bulundurmak adetmiş.

Konağın birinde bir gün Bey demiş ki:
– Bir dalkavuk alacağım, filan gün imtihan var, sağa sola haber salınız.

Derken o gün gelmiş, kapının önünde dalkavuk adayları sıra olmuş. Biri içeri alınmış.

Bey sormuş:

– Sen dalkavuk musun? 

Devamını okuyun
  0 yorum

HAREKETTE FETRET DEVRİ 

​Biliyorum yine ben suçluyum. Her zaman ki gibi benim dışımdakiler haklı. Hem zaten ben nerden bilebilirim ki neyin doğru neyin yanlış olduğunu? Hayatımı yöneten tek insanın ben olduğunu sanıyordum ama öyle değilmiş. Benim adıma düşünen benim adıma karar veren Her konuyu sadece benim için yorumlayanlar varmış. Nereden bileyim? Her şeyi benden çok daha iyi bilen, benim yerime karar veren o kadar çok kişi var ki, saymakla bitirilemez. Kimin hayatını kim yönetiyor? Kim kimin yerine düşünüyor kim kimin yerine karar veriyor? O kadar çok "karar verici" var ki arada ben yok oluyorum. Kabul, herkes benim hayatımın içinde, hatta ruhumun içinde onlar. Onlar nasıl isterse öyle yaşıyorum. Benim yerime k...
Devamını okuyun
  0 yorum

​BİR MİSİNİZ SIFIR MI?

Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda belirdi. Sınıfa bir bakış atıp kürsüye  geçti. Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çizdi. ʺBakınʺ dedi.  ʺBU, KİŞİLİKTİR.  Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey…ʺ Sonra (1)ʹin yanına bir (0) koydu:  ʺBu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)ʹi (10) yaparʺ. Sonra bir (0) daha…  ʺBu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuzʺ. Sıfırlar böyle uzayıp gitti:  Yetenek…  Disiplin…  Sevgi… Eklenen her yeni (0)ʹ ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyordu hoca…  Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1)ʹi sildi. Geriye bir sürü sıfır kaldı.  Ve Hoca yorumu patlatt...
Devamını okuyun
  0 yorum